|
 Hüzün yağmurlarında ıslanmışlığımla ve sana duyacağım sonu gelmez hasretimle yazıyorum adını ve şanını Ey Sevgili Dost! Bilemezdim sonunun böylesine hazin biteceğini bu Cumartesi akşamının.
HAKKINI HELAL ET ALLAH’IN SEVGİLİ KULU  Hüzün yağmurlarında ıslanmışlığımla ve sana duyacağım sonu gelmez hasretimle yazıyorum adını ve şanını Ey Sevgili Dost. Bilemezdim sonunun böyle hazin biteceğini bu Cumartesi akşamının. Bilemezdim seni kaybetmenin böylesine acımasızca ve bir değirmen taşınca yürekleri ezip geçebileceğini bir anlık kader cilvesiyle. Seni sevmiş olan ben ve benim gibi bütün herkes az önce bir tabutun içinde taşıdık seni hüznümüzden titreyen ellerimizle ve boğazımızda düğümlenen hıçkırıklarımızla. Pozantı Devlet Hastanesi bahçesinde seni bekliyorduk ama… Ama bir yandan bir türlü kabullenemediğimiz gerçeğe hiç,hiiçç..Ama hiç inanmak istemiyorduk. O dağ gibi adam, aslan yürekli sevgili dost, o garibanın, öğrencilerin, ailesine şerefiyle ve helalinden ekmek yedirmek isteyen onca personelinin umut kapısı ve gönül hancısı. Ersin öldü, öyle mi!.. Yalan demek istese de gönül diyemiyordu işte. O şerefli, o namuslu delikanlı çocuk, ağlamamak için kendini zor tutan onca insanın hüzün sessizliğinde bir ambulansın bagajından çıkarılmıştı. Sadece baktım ve baktım ve yine baktım... 
 Seni bulan neyi kaybeder, seni kaybeden neyi bulur Ersin Ulussever! Kaybedilen sadece bir insan değildi işte. Onca garibanın umudu ve çaresiydi yitip giden.. Ey Cennetin Yeni Sakini, yarın bize Hakkını Helal Et emi! Bizim varsa Helal Olsun! 
 Güneş çoktan batmış ve hava kararmıştı. Saat 18.30-19.00 sularıydı. Alışveriş yapmak üzere gittiğimiz Adana’dan geri dönmekteydik. İçimde sebebini bilemediğim bir sıkıntı da yok değildi hani. Ardımızda bir bir kilometre taşlarını bırakıp giderken birden meslektaşım Mehmet Kahraman, yaklaşmakta olduğumuz ve kamyonun altına girmiş aracı göstererek, ‘Arkadaşlar, Pozantı plakalı bir araç’ diyerek bize seslendi. Hemen ileride aracı durdurarak kaza mahalline doğru koşmaya başladık. Jandarma aracının ürkütücü ama bir o kadar da güven verici ışıkları yolların bağrında adeta raks ediyordu. Kaza yerine gelmiştik. Önde bir kamyon ve arkasında sağ bölgesi tamamen parçalanmış olan Pozantı plakalı araç..Bizim gibi yoldan geçerken duran Mehmet Arısoy elinde telefon, hararetli ve üzgün bir ses tonuyla telefonda konuşuyordu. Bense duyacağım kara haberi ona sorarak öğrenmiş bulundum: *Mehmet Ağabey, kazayı yapan kim? *Bizim Ersin, Volkan hocam, Lokantacı Ersin ! *Ölü ya da yaralı var mı ağabey? *Ersin sizlere ömür!.. 

 Hayır, olamazdı, olmamalıydı. Daha yaşanacak onca seneleri vardı. Çocuklarının okuyup adam olduklarını, vatana ve millete hayırlı bir insan olduklarını, gün gelip gelin olduklarını, torunlarım diye seveceği onların çocuklarını görecekti daha. Ama olmadı. Buraya kadardı ona biçilen ömür. Ey gülünce yüzünde güneşi doğduran delikanlı! Sen ki ölümünle bile bizi imrendirecek ve kıskandıracaksın. İnsanların gözlerinde damla damla yaş oldun. Ne mutlu seni yetiştirip büyüten anaya ve babaya. Seni ben bir yıldır tanıdım ve bunları yazdım. Kim bilir yıllar öncesinden seni tanıyıp bilmediğim daha kim bilir nice güzel huylarının şahidi olabilseydim neler neler yazardım. Ben Müzik Öğretmeni Volkan Uysal. Senin arkadaşın olarak dün seni yalnız bırakmadım. Tıpkı seni seven ailen ,arkadaşların, dostların ve akrabaların gibi. Keşke şu an yine yanına gidip güler yüzünü görebilseydim, seni her zaman ki mütevazılığınla karşımda bulsaydım. Ey örnek insan, örnek Müslüman ve örnek Pozantılı Ersin Ulussever. Hatıran ve varlığın önünde saygıyla eğiliyorum. Hakkını Helal Et Ersin!  


|
BEBEK YÜZLÜ ESMER MELEK
Yazan:: ibrahim Akdoğan () Tarih: 04-08-2009 16:06