Canlı Yayın Radyolar

Sayfaları Hızlı Dolaş

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defteri

Okuyucu Yorumları

Yazıcak Köyünde Bir Cumartesi...
Teşekkürler
01/09/10 14:10 Devamı

Atahan Karakaya - Herşeyim...
bence
31/08/10 18:54 Devamı

Pozantılı Şehitler
Pozantı şehidi Kasım Hoca nerede..?
29/08/10 19:41 Devamı

Mutlu Bir Ailenin Hazin Sonu
canım gardaşıma
28/08/10 17:45 Devamı

Kozan - Kamışoba Köyü...
bir köy sevdalısı
25/08/10 11:18 Devamı

Gazete Manşetleri

Pozantı Sevdamız Pozantı Sevdamız - Kara Bulutlar Kalkıyor - Edb. Öğrt. Mahmut Dündar Untitled Document
Hürriyet Sabah Milliyet
Star Cumhuriyet Radikal
Yeni Şafak Türkiye Vatan
Akşam Zaman Posta

Site İstatistikleri

Üyeler: 299
Haberler: 964
Web Bağlantıları: 6
Anasayfa arrow Kara Bulutlar Kalkıyor - Edb. Öğrt. Mahmut Dündar
Kara Bulutlar Kalkıyor - Edb. Öğrt. Mahmut Dündar PDF Yazdır E-posta

MAHMUT DÜNDAR, 1955 yılında Ulukışla'nın Elmalı köyünde dünyaya geldi. Çocukluğunun ilk yıllarını Pozantı'da geçirdi. İlk öğrenimini Pozantı'da, orta öğrenimini Adana'da tamamladı. 1978 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Erzurum'da bazı yerel gazetelerde yazılar yazdı. Bir ulusal gazetenin muhabirliğini yaptı. Aynı gazetede seri röportajları yayınlandı.

 

"Kara Bulutlar Kalkıyor", Halen Adana Fen Lisesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği yapmakta olan Mahmut Dündar'ın ilk piyes kitabıdır.

 

 

 

OYUN HAKKINDA.

Savaş, insanlığın tarihi kadar eski. Çeşitli nedenlerle tarih sahnesini dolduran çatışmalar, kavgalar bazı insanların hamaset duygularını kabartırken bazılarına hiç de sevimli gelmez. Kıyasıya dövüş, kıyasıya kavga devam eder gider. .. Yenen de yenilen de özünde hep "barış" yanlışı olduğunu söyler. Söyler ama her daim savaşa hazır olmaktan geri durmaz. Kanuni Sultan Süleyman gibi "İstiyorsan sulh u salah hazır ol cenge" sözüne sarılır.

Herkes kendince haklıdır. Saldırsa da haklıdır, savunmaya geçse de. Ölür, öldürür ama ölen ve öldürenin düşüncesinde ölümün ve savaşın "sevimsiz" ve "berbat" bir şey olduğu saklıdır. Çanakkale Savaşı'nda uzun çatışmaların. ardından yorgun düşen askerlerin düşman demeyip geceleri birbirlerinin üzerine karşılıklı sigara atmalarının anlamı üzerine bir şeyler söylenmesi gerekir diye düşünüyorum. "İnsanlar hep birbirini sevebilir" mi, "hayat bayram olur" mu? Keşke olsa ama olmuyor. Haklılık ve haksızlık mis-yon unu taşıyan insanlar var oldukça bu böyle devam eder. Habil’le Kabil arasında başlayan "kavga" çağlar boyu sürüp gitmiyor mu?

 

 Bu düşünce ekseninde "savaş"ı konu alan bir  piyesin neyin nesi olduğunu düşünmemek olmaz. Bunun cevabı piyes okunduktan sonra anlaşılacaktır.  "Yaban"da, Ateşten Gömlek"te, "Küçük Ağa"da, "Tohum"da ne varsa bu piyeste de o verilmeye çalışıldı. Yani Kurtuluş Savaşı'ndan bir kesit olarak düşünmek gerekir bu piyesi.

*****

Bilindiği gibi Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra Anadolu işgale uğradı. Adana ve Pozantı civarına da Fransızlar yerleşti. Fransızlar Adana~ Yenice~Pozantı demiryolu ile karayolunu kontrolleri altına aldı.

 

Anadolu'nun dört bir yanında verilen "kurtuluş Mücadelesi'nde Çukurovalı da yerini alır. Torosların içlerine doğru genişleyen milli mukavemette, Ege'nin "Efeleri, Erzurum'un Dadaşları gibi bu bölgenin de "Çeteleri kahramanca vatanlarını savunmaya geçerler.

ilk Milli Teşkilat Merkezi Karaisalı'dadır. Karaisalı Müftüsü Mehmet Efendi o bölgede Kuvayi Milliye'nin önde gelen ismidir. Kamışlı'da Kasım Hoca medresedeki görevini bırakıp cepheye koşar. Ve kaleler bir bir düşmeye başlar. Kelebek ve Hacıkırı kurtarıldıktan sonra o dönemde elektriği, içme suyu, hastanesi, hamam i ve sineması ile gelişmiş bir köy olan Belemedik, Sinan Tekelioğlu (Sinan Paşa)'nun da başında bulunduğu kuvvetler tarafından alınır.

Pozantı'da bir Fransız taburu vardır. Tabur komutanı Fransızların "Verdün Kahramanı" olarak tanıdığı

Binbaşı Menil'dir. Binbaşı'nın karısı da aynı bölgede bulunmaktadır. Menil'in karısının asıl adı Edrige  Aubry'dir. Fransa'da üç yıl tıp eğitimi aldıktan sonra hemşire olarak orduya katılır. Karı-koca müşterek hayatlarını Fransız ordusunda ve savaş meydanlarında geçirirler. Yıllar sonra Taha Toros, Madam Menil'le Paris'te görüşüp onun hatıralarını yayınlamıştır. Türk kuvvetlerinin Pozantı'yı kurtarmak için gösterdikleri gayretin sonunda Menil, taburuyla 24 Mayıs 1920 gecesi, Adana'daki Fransız ordu komutanı General Düfyo'nun tavsiyesine uyarak Pozantı'yı terk eder.

Mücahitler, Tarsus'a doğru yol alan Menil ve taburunu Karboğazı'nda pusuya düşürerek esir alırlar.

•••••

 

Milli Mücadele ruhunu ateşleyen Erzurum ve Sivas Kongreleri gibi 5 Ağustos ı 920 tarihinde Pozantı'da da bir kongre yapılır. Mareşal Fevzi Çakmak gibi önemli isimlerin yer aldığı kongrenin açılışını Mustafa Kemal yapar. Bu kongrede Mustafa Kemal'in delegelere hitaben yaptığı "Pozantı Nutku", kurtuluş mücadelesini ateşleyen önemli bir !? konuşma olarak tarihe geçer. (Bu konuşma metnine ~ kitabın son bölümünde yer verilmiştir.)  Ve bu kongrenin ardından Pozantı, "Adana Vilayet  Merkezi" olur.

 

Bu oyun 1983 yılında yazıldı. Aynı yıl Pozantı'nın kurtuluş bayramında lise öğrencileri tarafından temsil edildi.

 

 

 

 

2001 yılında oyun, yeniden gözden geçirildikten sonra Çukurova Aydınlar Derneği'nin çabalarıyla Adana il merkezi ve bazı ilçelerinde yüzden fazla sahneye konuldu.

Oyun yazılırken Yusuf Bayhan'ın "Pozantı Kongresi", rahmetli Kasım Ener'in "Çukurova Kurtuluş Savaşında Adana Cephesi", Taha Toros'un "Kurtuluş Savaşında Çukurova" adlı eserlerine başvuruldu. Kitabın arka sayfalarında yer  alan fotoğraflar da bu kitaplardan temin edildi. Bu hizmetlerinden dolayı kendilerine minnettarım. Ayrıca bir Kurtuluş Savaşı gazisi (Hafız Mustafa Aydın) ile savaş yıllarını hatırlayan Niyazi Özdemir gibi isimlerle de görüştüğümü belirtmeliyim.

 

Piyeste mümkün olduğu kadar tarihi gerçeklere uyulmaya çalışıldı. Tamamen hayali bir karakter olarak oyunda yer alan "Sultan" adlı genç kıza aşıklık (ozanlık) gibi bir görev yüklendi.

Kitabın basımında "Yazıevi İletişim Hizmetleri"nin sahibi Sayın Ahmet Kot Beyefendi bana büyük cesaret ve destek verdi. Kendisine teşekkür ediyorum.

 

Ayrıca piyesin yazılmasında yardımcı olan arkadaşlarıma da teşekkür ederim.

Yapıcı olan her türlü eleştirinin herkese yeni ufuklar açacağına inanıyorum.

 

 

Saygılarımla

 

Mahmut Dündar Ağustos 2002, Adana

 

OYUNCULAR

 

MENİL: Fransız işgal komutanı, Binbaşı

 FRANSIZ TEGMEN:

FRANSIZ ASKER:

ŞİŞMANYAN: 45~50 yaşlarında Ermeni papazı

BOYARY: Menil'in eşi (orta yaşlı, hemşire)

HAYKANOŞ: Ermeni (Genç kadın)

SULTAN (AŞIK): Türk kızı (genç)

KASIM HOCA: Orta yaşın üzerinde

SAYDERELI MUSTAFA: Genç, köylü

MEHMET EFENDİ: Orta yaşın üzerinde (Müftü)

GÜLEKLI LUTFİ: Genç, köylü

SİNAN PAŞA (TEKELİOGLU):45~50 yaşlarında yüzbaşı

AŞİRETİN KARISI HATİCE: Orta yaşlı AŞİRET HASAN: Orta yaşlı

ADANALI: Orta yaşlı, iyi giyimli

KARAAFAT HASAN: Yüzbaşı, Menil'le görüştüğünde üsteğmendir

 ABDÜRRAHMAN ÇAYUŞ: 30 yaşlarında köylü

 BESİM BEY: Türk subayı, Teğmen

Oyunda Adana ve Pozantı'nın Fransız işgalinden kurtuluşu anlatılmaktadır. Olaylar mümkün olduğu kadar gerçeklere uygun olarak aktarılmaya çalışılmıştır.

 

 

1. PERDE - I.SAHNE

(Oda. Sahnenin ortasında bir masa, etrafında subayları sandalyeler, evraklar, arkada küçük bir masa, üstünde telgraf makinesi. Küçük tabure. Karşıda vitrinlenen üç~beş silah. Sağ tarafta da sehpanın üstünde şişe ve kadehler. Menil, Haberci, Asker, Teğmen)

 

MENIL: (Kaykılır) Bahar güzelmiş burada çocuklar. (Belindeki kırbacı yoklar. Saatine bakar.) Bovary hala gelmedi. Bu saatlere kalmamaları gerekirdi. (Sigara yakar, oturur.) Çocuklar, anlatın bakalım. Neler var neler yok? (Durak) Köpeğim uyuyor mu? Şu tren de gelmedi. (Sert, haberciye) Belemedik'i ara bakalım! (Haberci telgraf makinesi ile arar) Gelmedi bir türlü. (Gezinir)

 

TEGMEN: Komutanım, hemen geliyorlarmış. Belemedik'ten çıkalı epey olmuş. Eşinizin yanında Ermeni papazı Şişmanyan da varmış, dostunuzmuş galiba.

MENIL: (Cevap vermez. Kapıyı gözlemektedir. Döner.)

Teğmen, hatırlıyor musun 2 ı Aralık'ı, neydi o günler değil mi? Eğlenmek haykırmak istiyorum. Teğmen adamı memleketinden işte böyle sürerler. Hani General Nihat! (Kahkana) General Nihat! Kolordusuyla nasıl kaçtı ... Napolyon soyundanız biz, Napolyon soyundan! Hani Türkler "Allah Allah" dediler mi dağı taşı kaldırırlardı. (Alaylı kahkaha) Teğmen, "Allah Allah", bir de sen söyle bakalım!

 TEGMEN: "Allah Allah!" (kahkaha, asker ve haberci de katılırlar. Menil oturur, Teğmen ayakta, birden geri döner) Verdün kahramanı, çöl sihirbazı, Fransız'ın sevgilisi komutanım! Şu dağlar şu vadi taa Tarsus'tan Ulukışla'ya kadar senden sorulur. Bu topraklar yarın üç katına, dört katına çıkacak. Tabii senin dehan sayesinde. Bu topraklarda hiç bir Türk kalmayacak. Mukaddes kitaba yemin olsun ki (istavroz çıkarır) Türkleri geldikleri gibi Orta Asya'ya sürüp çıkarmazsak ...

MENİL: Sus ... Teğmen, dilinin altındaki bakla nedir? Çarçabuk söyleyiver de adamı meraktan çatlatma. (Durak)

TEGMEN: General Düfyo sizi sever, sever değil mi? MENİL: Oğlum, (Kapı çalınır, asker kapıya bakar) TEGMEN: Komutanım, geliyorlar.

MENİL: (Teğmene) Oğlum bir Türk atasözü vardır "dere görünmeden paça sıvanmaz" diye. General Düfyo'nun Fransa'ya çağrılacağı söylenip duruyor.

CL (Kalkıp bir yudum içki içer.) Bu işler belli olmaz ama Düfyo iyidir, beni de sever. (Kapıdan Şişmanyan ve 3 Bovary girer)  

 ŞİŞMANYAN: (Bozuk Türkçe) Selam, binbaşım!

 MENİL: Şişmanyan, hoş geldin. Bovary, hoş geldin.

ŞİŞMANYAN: Sağolun binbaşım, (Bovary sağa sola bakar) sizlere Adana valisi Bremon ve komutanımız  Düfyo'dan selam getirdim. Sizleri gerçekten takdir ediyorlar. Başı bozuk hükümetin Anadolu'dan göndereceği yardımcı kuvvetlere karşı "ancak binbaşı  Menil direnir" diyorlar. Belediye binasında geçenlerde bir ziyafet vardı. Sizlerden bol bol söz ettik. (Bovary teğmen/e çınar)

MENIL: Anlat bakalım Kafkasyalı; (hakim bir eda) duydum ki Başpapaz olmuşsun, iyi. Neler yapıyorsunuz. Adana'da; bizden yana zorun uz yok değil mi? ŞIŞMANYAN: Şimdi devlet kuruyoruz binbaşım, devlet kuruyoruz. İngilizler Adana'yı işgal ettiklerinde serbest hareket edememiştik. İngilizin ekonomik menfaatleri, petrol politikası ağır basınca çekildiler de rahatladık.

MENIL: Papazım, Düfyo nasıl? Generalimden hiç bahsetmeyecek misin? Epey oldu görüşmeyeli. ŞIŞMANYAN: Evet, evet. Sana general gözüyle bakıyorlar binbaşım. (Duran) Biz Mersin, Tarsus, Adana, Hatay, Antep ve Maraş topraklarını içine alan Kilikya Krallığı'nın temellerini attık bile. Fırsat bu fırsat dedik. Kurulacak hükümetimizin başında ben varım. Liste tamam.

MENIL: Ya öyle mi? Sen misin hükümetin başında, ya kralınız?

ŞIŞMANYAN: O da tamam dedim ya. Her şeyi ayarladık. Her şey tamam. Ben soydaşlarımızın yoğun olduğu yerleri tek tek dolaşıp onları haberdar ediyorum. Anlarsın ya eleleyiz, Binbaşım ... Sizin Çukurova'yı yani Kilikya'yı işgaliniz için ilk gönüllüler bizden verildi. Biz ne de olsa bu topraklarda senelerdir yaşıyoruz. Düşe kalka bu günlere geldik. Kovulduk, sürüldük, ezildik. Şimdi sıra bizde.

(Yumruk/arını sınar, seyirciye)

MENIL: Hem papaz hem hükümet başkanı...

ŞIŞMANYAN: Hem de şair diyeceksin. O da var. Ama bu şiir bizim Bektaşlıyan'ın.

MENIL: Kafkasyalı! Ermenilerin tarihte Türklerle iyi ilişkiler içinde bulunduğunu biliyordum. (Şişmanyan duymazlıktan gelir) Sizin meşhur "Zeytun Mersiyesi"ni Paris'te öğrencilik yıllarımda duymuştum (Haberci kulak kesilir)

 

Silahlar yukarı arş ileri yürüyelim.

Kaçaklar, yurt ve kucak düşkünü bizden değildir. Bunca çektiğimiz kulluk, esaret yeter, esaret yeter artık!

Acılığı biraz da Türk'e tattırmaya çalışalım.

Dinleyin ağalar destanı kısa Elbet alırsınız kıssadan hisse !

Penangahımızdır Hazreti İsa ... (Düşünür) Gerisini hatırlayamadım.

TEGMEN: "Zeytun'un methini söyler Dehhani" olacak Binbaşım (Ayağa.kalkarak sahnenin önüne doğru yumruklarını sıkarak iler/er. -Duygulu.)

~ Methedelim Panos Çolakyan'ı

Saldırdı orduya kara dumanı

 On sekiz saatlik tüm Andırın'ı

 Vurup harap etti Türk-Müslüman'ı

 Hınçak, Troşak yiğitler ve gayrileri

 Milletin uğruna can fedaları

 Avrupa teveccühünü hep kazandılar 

 Ermeni bu işte görmedi kanı

 

(Geri geri gider. Yerine oturur. Şişmanyan, giderken habercinin sırtını sıvarlar.)

ŞIŞMANYAN: Binbaşım, gördün mü senin habercini. Elele verirsek Binbaşım, elele verirsek bu topraklan mezar yaparız onlara. Zaten Adana'da mezbahamızda koyun, inek değil Türk çocuklarını kesip, cesetlerini tıpkı kasap dükkanlarında olduğu gibi cellatlarımız parçalıyor. Ve çengellere takıyorlar. (Bir yudum içki, kankana) çengellere çok defa diri diri geçirilen talihsizler de oluyor tabi. Kilisenin bahçesinde bir çukur açtık ki sorma. 200-300 kişiyi, sen misin demez, yutar. (Kendi kendine)

Kirkor ne kadar çiğköftelik istiyorsun?

Ya sen Tatyos Ağa, sucukluk mu pastırmalık mı? (Kankana ... Bovary saçlarını tarayarak girer.)

BOVARY: Bugün hastaneye bir hasta düştü. Yalnız geldi. Adının Aram olduğunu söyledi. Dağdan yuvarlanmış. Türk zannederek doğru ameliyata ... İşini bitirdik. Sonra anladık ki Türk değilmiş.

(Menil karısına sus işareti yapar.)

Eee bizim işimiz gücümüz yok, şunun bunun kimliğiyle mi uğraşacağız. Hem adam eşkıya, belli; sakallan çalı süpürgesi gibi, adam görünce korkar. (Şişmanyan konuşacak gibi ellerini kaldırır. Elleri havada kalır.)

TEGMEN: Mesaj var komutanımı MENIL: Oku ! ..

TEGMEN: General Düfyo'dan geliyor. (Menil kulak kabartır.) "Ferda' ve 'Adana Postası' isimli gazeteler postada. Gelen gazeteler birliğe ve köylere dağıtılsın. Biz de Toros eteklerine tayyarelerle atacağız. Çetecilik önlenmeli."

ŞİŞMANYAN: Bana verselerdi, ben getirirdim gazeteleri. Bayılıyorum şu Ferda'ya. (Şaşkın) Yani gazeteye canım.

 

MENİL: Uygunu öyleymiş demek ki Kafkasyalı. (Durak. Askere bakar) Bu yemek böyle yenmez ki ! Oğlum Sultan'ı ne yaptınız? (Şişmanyan'a döner) Kafkasyalı elimizde bir Türk kızı var, bir içim su. Fakat bir türlü oynatamadık. Ellerini kaldır bir şakırdat (Kendisi de yapar) seni serbest bırakınız dedik, yanaşmıyor kaltak! Hiç konuşmuyor. Zor istiyor. Ben onu konuşturmasını da oynatmasını da bilirim. (Askere) Çabuk getirin onu!. .

 

ASKER: Derhal getiriyorum.

 

MENIL: Çabuk istiyorum onu.

ŞİŞMANYAN: Binbaşım, sen kendine niçin dert edersin; bizim Haykanoş burada değil mi? Kitap gibi kızdır. Kral Çavdaryan'ın yeğeni olur. Zorla güzellik olmaz ki...

 MENIL: (Kansına bakar, kansı durumdan memnun değildir) ~ Ha evet, Haykanoş.

 ŞIŞMANYAN: Hemen çağıralım gelsin. j MENIL: (Kansına bakar) Olur.

 BOVARY: O kıza da sinir oluyorum ha. (Kapı vurulur

  asker içeri girer.)

 ASKER: Haykanoş geldi komutanım. (Herkes şaşkın,

  Haykanoş gülümseyerek fakat Bovary'ye dikkatle bakar.)

  Ben haber göndermiştim de.

 

 HAYKANOŞ: (Hiç yoktan şuh bir kahkaha Bovary'ye)

 

 

Madam nasılsınız? Pek yorgun göründünüz gözüme; (Ortaya) Teğmen nerelerde, eskisi gibi sık göremiyorum. Yoksa Belemedik'te mi görevli?

MENIL: (Ayağa kalkar gezinir) Neler konuşuyorsun sen? (Herkesin yüzüne bakar, Şişmanyan ve haberci gülmelerini gizlemek isterler. Bovary sinirli) Ağzımın tadını bozmaya hakkın yok. Defol aşüfte, defol! (Kansına) Karıcığım sen geç içeriye. Şerefli bir askerle böyle konuşamazsın.

HAYKANOŞ: Ne dedim ki kızıyorsun?

ŞIŞMANYAN: (Hayret ve memnuniyetle) Menil

Menil(Menil öfkeyle başını sallar.)

MENIL: Defol dedim sana, defol!

 

(Haykanoş ve Şişmanyan çıkar. Köylü kıyafetli Sultan, askerle girer, elleri bağlıdır.)

 

MENIL: (Geriden alaylı güler) Gel, gel bakalım hırçın kız, inat kız.

SULTAN: (Gururlu ve alaylı gülümser)

MENIL: Senin gibisini de hiç görmedim. Şuna bak şuna. Hala direneceksin öyle mi? Neyiniz kaldı

kızım söyle! Mukaddes diye tutturduğunuz vatanınız işgal edildi. Mukaddes diye sarıldığınız bayrağınız ayaklar altında. Daha hala direnmek niye kızım? Bak pek de gençsin. Siz Türkler çok güzel oynarmışsınız ... Gel, bize zor kullandırmadan oyna da rahat et. Canına dokunmayız. (Sükut) Niçin konuşmuyorsun?

SULTAN: (Gururlu, alaylı gülümseme)

 

MENIL: Herhalde zor istiyorsun sen. (Kırbacını yoklar, alaylı) Bak, bunu biliyor musun? Sevgili kırbacım benim, çok severim kırbacımı. Hiç yanımdan ayırmam, yatarken bile yanımda durur. Herhalde sen bu kırbacın tadını almadın. İnat edersen ... SULTAN: Bana bakın! Senin kırbacın değil ölüm bile vız gelir. Sen bizi tanımamışsın galiba.

MENIL: Bak hele sen, asi kız konuştu. Ağzından bir söz alabildik nihayet.

SULTAN: Şunu bilesiniz ki vatan toprakları zaptedilse, bayrağımız dalgalanmasa bile ... Bugün topraklarımız işgal altında bile olsa, bizim için gam değil.

MENİL: Tabii gam değil!

SULTAN: Türkün asil kanı, asil ruhu bize yeter! MENIL: Ne asalet, ne ruh! Bunlar karın doyurmaz kızım.

SULTAN: Sen daha anlayamazsın bunu. Devletimizin biri kaybolurken birisi yeşerir.

MENIL: Neler biliyorsun sen? (Kahkaha) Gevezeliği bırak çabuk oynamaya başla !

SULTAN: Oynayacağım, oynayacağım. Ama ne zaman R oynayacağım, biliyor musun?

MENİL: Ne zaman?

 SULTAN: Sevgili Çukurovamız'dan pis çizmeleriniz çekilince, nazlı bayrağımız göklerde dalgalanınca ...

 İşte o zaman oynayacağım! Anlıyor musun?

~ MENİL: (Kafınafıa) (Sert) Küstah, daha hala konuşuyor, şuna bak!

SULTAN: Evet o zaman "çiftetelli" oynayacağım r~ "üçayak" oynayacağım, "horon" tepeceğim ... erkeklerimiz halaylar kuracak. Davulumuz vuracak, zurnamız ötecek. İşte o zaman oynayacağım ... Çok iyi tanıdığın babam köyümüzü toplayacak, yine ziyafetler verecek.

MENIL: (Bozulur) Bunlar boş laflar kızım. O baban ... Ha Hüsrev ... Hala köylerde hokkabazlık numaraları ile halkı kışkırtıyormuş. Kalleş herif! Nankör herif!

SULTAN: Hokkabaz mı? Eğer hokkabazlıksa babamın yaptığı, ondan şeref duyarım. Ama, şunu unutmayın! Dünyada kim hokkabaz diye bana sorarsanız, sizler derim. Menil derim. Kim nankör derseniz, Yunan derim, Ermeni derim. Gerçek hokkabaz sensin Menil !

MENIL: Çıkarın şunu, gözüm görmesin! Atın hücreye! Aç bırakın! Susuz bırakın! İşkence edin! SULTAN: (Götürülürken) Aç bırakmak, susuz bırakmak tam senin şanına layık. Aferin Menil! Aferin sana! Büyük adammışsın meğer. Eli kolu bağlı bir kadına gücün yetebiliyor. Zaten topraklarımıza da böyle girmediniz mi? "Hasta adam" dediniz, çullandınız başımıza. İngiliz’i, Yunan'ı, Rus'u, Ermeni'si hep aynı!

MENIL: Çıkarın şunu (Kendi kendine) Ne cesaret! Öleceğini bile bile küstahlık ediyor. (Bir yudum içki)

SULTAN: Asıl küstah sensin! İnsanlığı, mertliği, cesareti sizlere tam öğretememişiz! Bizde esire kötü muamele yoktur, himayesiz insana işkence yoktur. Bizde savaşta bile kadınlara, ihtiyarlara, çocuklara dokunmak yoktur. Evet Menil, bizim tarihimiz hep böyle insanlık tarihidir.

 

MENİL: Aman neler biliyor. (Alayla) Neymişsin sen kız. (Sert) Çıkarın şunu, gözüm görmesin!

KARARTMA

2. SAHNE

(Safıne aydınlandığında Sultan elleri bağlı uyumaktadır. Haykanoş girer, sağa sola bakar.)

 

HAYKANOŞ: (Kendi kendine söylenir) "Defol aşüfte" öyle mi? ... Menil, göreceksin şimdi. Sen efendi biz köle, sen efendi biz gönül eğlendirici ... Sen el, biz maşa ... Yok öyle şey ... Şu kızı susturamayan Menil, bizim efendimiz ... Seviyor muyum sanki şu kızı? Hayır hayır. Menil'e inat, hürriyetini vereceğim ellerine ... Hem de nefret ede ede. "Defol aşüfte" öyle mi? Sana inat kurtaracağım şu kızı. Adana'da Düfyo ile konuşmalarınızı duymadım değil mi? Ben de Ermeni olduğumu unutmayacağım. Ne diyordun Düfyo'ya, "amacımıza ulaştıktan sonra, Ermeni'lerin bütün yuvalarını tahrip ve yerle bir etmeli" demiyor ~ muydun? Kız senden nefret ediyorum, sizden nefret ediyorum ...Unutmayın Menil'e karşı elimden ancak bu gelebilirdi, kaçıracağım seni, kurtaracağım.

HAYKANOŞ: (Eliyle susmasını işaret eder) Sus, bağırma!

Seni hürriyetine kavuşturacağım. Babanın yanına göndereceğim.

SULTAN: (Umursamaz) Kim? Sen mi? Ölsem inanmam. Sen, Haykanoş ... Beni... yoo inanmam. Git başımdan da kendi çilemi kendim çekeyim. Menil'e pervane olan sen kurtaracaksın beni, ha! Git kızım, git işine!

HAYKANOŞ: Aptallık etme. ben de insanım, benim de gururum var. Seni sevdiğimden mi yapıyorum ... Kara gözlerine aşık değilim, ama ...

SULTAN: Ama ne ?

HAYKANOŞ: Nasıl anlatsam bilmem ki, içimden öyle geliyor. Sen Müslüman'sın, ben de Hıristiyan'ım. Mukaddes kitaba yemin olsun ki, hakkında bir kötülük düşünmüyorum. Eğer düşünmüş olsaydım ... Uyurken bir hançer saplamasını da becerirdim herhalde. Menil'in bana yaptıklarına karşı sana bu iyiliği yapacağım. Çünkü elimden gelen başka bir şey yok. Anlıyor musun, inanıyor musun bana?

SULTAN: İnandım. İnandım ama, hala bir anlam veremiyorum.

HAYKANOŞ: Ne bileyim içimden öyle geliyor. Menil'in karşısında mertçe konuşmalarını sevdim işte. Ama unutma, ben Ermeniyim. Kral Çavdaryan Avadis'in yeğeniyim. Ermenistan için canımı bile veririm. (Bıçakla ipi keser) Haydi başka birşey sorma, ben önden gideyim. Nöbetçiyi oyalarken sen kaçarsın. Anladın mı? Başka bir şey sorma bana. Kahrol Menil, yarın bir duyacaksın ki, Sultan kaçmış. Suçlu arayacaksın, vay o nöbetçinin haline, o sümsük nöbetçi yandı vallahi. (Bir ayak sesi duyarlar. Soldan çıkarlar.)

 

3. SAHNE

(Bir köyodası. Karşılıklı iki kapı. Birincisi kulise, diğeri dışarı açılmaktadır. Seyirciye göre sol tarafa bir pencere açılmaktadır. Engin iki sedir karşılıklı durmaktadır. Üzerinde minderler. Sağda bir raf. Cilt kitaplar. Giyim sade. (Mahalli giyim) Dışarıda gök gürültüsü ... Kasım Hoca raftan bir kitap alırken elindeki kitabı koyar. Ayaktadır. Saydereli Mustafa, Abdurrahman Çavuş (Çırak), Aşık ... Gözler Kasım Hoca'dadır. Aşık (Sultan) diğerlerinden aynı bir yerdedir. Diğerleri oturmaktadır.)

KASIM HOCA: (Başını kaldırmadan Saydereli Mustafa'ya) Saydereli, dünkü gibi karşıma çıkarsan vay haline! (Oturur) Haksızlık kolay değil.

SAYDERELI MUSTAFA: (Mahcup) Hocam, yarın beş sayfayı birden teslim bilin. Hocam takılmadan etmezsiniz. (Sultan'a bakar) Sultan'a hiç takılmazsın hele.

KASIM HOCA: (Sıkılan Sultan'a bakar) Sultan'a laf yok. (Gülümseme, durak, kitabı karıştırır) Sadede gelelim

efendiler, dinleyin bakalım dün Bağdat'ın fethini ~ okudum şimdi de 93 Harbinden okuyorum.

Uyuklamak yok ha! (Okumaya başlar) "Osman Paşa Plevne dışına mevzilenmişti. Elinden düşmeyen dürbünüyle yeşil tepeleri tanıyordu. İki bataryanın üzerinde Rus bayrağının dalgalandığını, bunun Plevne için ne büyük tehlike teşkil ettiğini çok iyi ~ biliyordu. Yanında ufacık atlarına binmiş 30 Çerkez süvarisi vardı. Bunları haberci olarak kullanıyordu. Yanındaki telgraf istasyonu, Türk Mareşali'ni Plevne'nin üç ayrı savunma hattına bağlayan telgraf hattına uzanıyordu. (Gözüyle süzer) Yunus Tabyası direniyordu. Aslında bu Tabya'nın düşmesi Plevne'nin düşmesi demekti"

SAYDERELI MUSTAFA: Okuduğunuz yer nereydi hele?

KASIM HOCA: "Yeşiltepe Muharebeleri", Mustafa. Bak hele demeden konuşamaz mısın? Bir dene bakalım.

SAYDERELI MUSTAFA: Tarih tekerrür mü etmiş olu-

. yor hocam? Bak hele.

KASIM HOCA: ibret alınsaydı, tarih tekerrür mü ederdi, Mustafa. Bak gene söyledin. Alışmışsın, . alışmışsın.

SULTAN: (Duygulu, gözünü bir noktaya diker. Saydereli Mustafa dışarıya çıkar.)

Tuna nehri akmam diyor Etrafımı yıkmam diyor Şanı büyük Osman Paşa Plevne'den çıkmam diyor

Ah ne güzel! "Plevne'den çıkmam" diyor. (Ayağa kalkar) Plevne nere, Anadolu nere, Osman Paşam...  Sen taa Plevneler'de çırpınırsın, biz ... ama bizler öz yurdumuzu korumaktan aciziz. Öz yurdumuzda esiriz, garibiz. (Elleriyle dışarıyı işaret eder) Burnumuzun ucunda Fransız bayrağı. Ne acı Allah'ım, ne acı!

            KASIM HOCA: (Yumuşak) Ömür biter dert bitmez dertli aşık, dertli kızım. İnsan bir yolcudur, bu yolun

 

 

inişi de vardır yokuşu da. (iç geçirir) Eskisi gibi seni dinleyemez olduk Aşık. Nedendir bilinmez. (Mustafa elinde tepsi ve ayran dolu bardaklar, tam girerken dışardan) SEL GELIYOR!... ...

(Şimşek. Yıldırım sesleri, telaş)

KASIM HOCA: Allah'ım! Hikmetinden su al olunmaz. Gençler! Durmayın dağılın! Çok geçmez biz de Fransız'ı önümüze katıp Akdeniz'e, bu sel gibi coşup sürükleyeceğiz. Haydi durmayın bakalım. (Sultan ve Saydereli Mustafa kalırlar diğerleri çıkar.)

SAYDERELi MUSTAFA: Hele otur Sultan bacı. Ancak yaranı deşince konuşturabiliyoruz seni. Sen dertli, ben dertli, hepimiz dertliyiz. Söyle Sultan, Çanakkale'de, Yemen'de ve diğer cephelerde bizim köyden kaç kişi gittiydi hele? Bizim köy böyle olunca, bir de memleketi düşün ... Kırıldı millet, kırıldı! Birinci Cihan Harbi... ve peşinden Çanakkale (Sultan'a döner) Sultan, Mehmet Ağabeyine yazdığın destanını kadınlar söyler durur. Dertlerimiz açılmışken şu destanı bir de senin ağzından dinle-

CL sek hele. Birazdan Kasım Hoca, Mehmet Efendi'yi ~ buraya getirecek. Çabuk olmazsan yanda bırakırsın

SULTAN: Garip kaldım Saydereli. Elim kolum oydu  benim. Çifte-çubuğa gitmek onunla bir güzeldi.

 SAYDERELİ MUSTAFA: Ne o, onları kaybettikse  bizler ne güne duruyoruz. Çifte-çubuğa fikir yorarsın . sen de. Ne garipliği yahu. (Durak) Dururken destanı da unutturacaksın! Bak hele!

SULTAN: (Ağlamaklı)

 

Garip gurbet ele gider bilinmez

 Ağlayınca göz yaşları silinmez

Garip nedir diye hali sorulmaz

 Bulunmaz yareni eşi garibim

Garip gurbet elde hasta kim baksın

Anası yok gözlerinden yaş döksün

Kimsesi yok mezarına taş diksin

Bir çalıdır mezar taşı garibin

SAYDEREL! MUSTAFA: Destanı söyle bir de, aç tatlandırma. Şimdi Kasım Hoca gelir. Çabuk hele çabuk.

SULTAN: Söyleyeyim, söyleyeyim.

Bülbül ne yatarsın Çukurova'da

Yemeklerin pişmiş kaldı tavada

 Kuzuların öksüz kalmış yuvada

 Ötme bülbül ötme gönlüm şen değil

 

(Kasım Hoca ve Mehmet Efendi odaya girerler. Haberleri yoktur. Devam eder.)

 

Ötme bülbül ötme bahar yaz geldi

 Bizim ele turna ile kaz geldi

Mehemmedin dünyasından vazgeldi

 Ötme bülbül ötme gönlüm şen değil

Ötme bülbül ötme bahar erişti.

Eski derdim yenisine kavuştu

Mehemmedin topraklara kavuştu,

Ötme bülbül ötme gönlüm şen değil

 

 

(Odaya girenlerden haberi olur, hemen keser. Aşık duygulu ... Abdurrahman yerinde ayağa kalkar. Mehmet Efendi Aşığı süzer)

MEHMET EFENDI: Ne güzel söylersin kızım. (Kasım Hoca'ya) Kimlerden bu?

KASIM HOCA: Hani Topçuoğlu Hüsrev vardı. Talebeniz.

MEHMET EFENDI: Çıkaramadım.

KASIM HOCA: Nasıl çıkaramazsınız hocam. "Koca Herif" derdiniz ya?

MEHMET EFENDI: Haa ... Evet hatırladım ... Demek öyle. Çanakkale'de mi şehit düştü? "Senden geldik ve sana döneceğiz" Ey Allah'ım! Biz de Karaisalı'dan Çanakkale'ye epey şehit verdik. Allah bizlere de nasib etsin.

(Kasım Hoca ve Abdurrahman başlarını sallayarak) Amin! MEHMET EFENDI: Kasım Hoca oturalım şöyle. Buraya gelişimiz malum. Kur'an'a sarılır gibi silaha sarılmak lazım geldiğini bütün Karaisalı köylerini gezerek anlattım. Anladım ki, sizler de Pozantı ve

R köylerini uyandırmalısınız. Kaybedecek zaman

~ kalmadı. Allah ve vatan uğruna cephelere koşmalıyız :i. KASIM HOCA: (Başıyla tasdik eder) Öyle hocam.

~. MEHMET EFENDI: Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti bu :ı yönde yoğun bir faaliyet içerisinde. Karaisalı'da

~ cemiyet çalışmalarını Bolatlı'dan Halil Ağa, Incirgediği'nden Derviş Ağa Kaymakam Saadettin Bey'in j desteği ile götürüyoruz. Sinan Paşa ile devamlı r ~ haberleşiyoruz. Biliyorsunuz Sinan Paşa'nın

 

 

karargahı Örcün köyünde bulunmaktadır. Ordu-Millet dayanışmasının timsali bu korkusuz komutan bu köye sivil kıyafetlerle çerçi kılığında gelir ve o köye yerleşir. Çalışmalarının merkezi bu köydür. Geçenlerde geldi gitti... Başkaldırmanın Kamışlı'dan başlamasının uygun olacağını söyledi. Böylece Misak-ı Milli'nin merhale merhale netleşeceğini, sancılı topraklarının bir bir düşman çizmelerinden kurtulacağını belirtti.

KASIM HOCA: Yeter artık, yeter! Kuyruğuna basıp inlerinden boşaltmalı o canavarlar!

SAYDERELI MUSTAFA: Hocam güzel söylersin. Silahımız yok. Cephanemiz yok. Nasıl karşı koyarız, hele?

KASIM HOCA: (Kükreyerek) Sen ne dersin Saydereli! Düşman kuvvetli diye pısacak mıyız? Topu tüfeği vardır diye susacak mıyız? (Yumuşak) (Durak) (Gülekli Lütfi girer)

LÜTFI: Selamün aleyküm. (Hepsi selamını alır)

KASIM HOCA: Hoş geldin Lütfi, hayırdır inşallah? LÜTFI: Hocam Çamardı'dan geliyorum. Sinan Paşam selam gönderdi. "Biz yola çıktık Kamışlı'ya bayrak asmaya gidiyoruz. Her şey hazır olsun" dedi. Gerçi kendisi de buraya gizlice birkaç gün önce gelmiş. Karakol komutanı Cumali'nin samimi olduğunu, her ne kadar Fransızlardan maaş alsa da, bizim için her tehlikeyi göze alabileceğini öğrenmiş. Hem Mehmet Efendi'nin de burada olacağını söylemişti. (Durak) Ne yapılacaksa yapılsın da, vakit geçmeden bir çare

sine bakılsın şu işin.

 

 

KASIM HOCA: Sinan Paşam gelecek öyle mi? Vakit tamam oldu demek. Ey Allah'ım! Güç ver bize. Çocuklar, siz burada otururken biz Mehmet Efendi ile karakola kadar gidelim. Cumali Efendi Tarsusludur. Gücük köyünden, onunla bir konuşalım. Hadi hocam. (Çıkarlar.)

SAYDERELİ MUSTAFA: Vakit yetti artık Aşık. Vakit tamam. Zulme karşı biriken kin ve intikam artık patlayacak. Hem de öyle bir patlayış ki! Yer gök sarsılacak! Sen de bunun destanını yazacaksın. Adana'da insan kesilmeyecek! Toros köylüleri diri diri yakılmayacak! Bu millet ölmeyecek! LÜTFİ~sULTAN: Ölmeyecek

SAYDERELİ MUSTAFA: Bu vatan sahipsiz kalmayacak! Bu millet ölmeyecek! Ovalar, obalar, dağ köyleri, babasını kaybetmiş yetim yavrularla dolmayacak! Sabırsızlanıyorum arkadaşlar! İçimde bir heyecan, duramıyorum yerimde! Gel, Sinan Paşam gel hele! Seni bağrımıza basalım! Arkanda bir gölge gibi koşalım! Öl dersen ölelim! Öldür dersen öldürelim.

CL SULTAN: Sinan Paşam bir gelse dağlardan duman ~ kalkar!

3 SAYDERELİ MUSTAFA: Ah bir gelse! Hele bir gelse. j SULTAN: Gelse yok! Gelecek! Ve Çukurovalı gün  görecek! Çukurova gibi bütün memleketin yüzü

~ gülecek! Anaların, bacıların göz yaşları dinecek!

~ Yunan'ı, İngiliz'i, Fransız'ı, İtalyan'ı, Rum'u Ermeni'si 4. geldikleri gibi gidecek; gidecek, arkalarına bakmadan gidecek!

 KASIM HOCA: Gençler Kadirli Müftüsü'nün Kuvvacılarla ilgili fetvasını size söylemiştim. Mehmet Hocamız da benzer bir fetva verdi. (Cebinden çıkarır) Onu sizlere okuyorum. Herkese anlatın. "İstanbul, İngilizlere karşı şer ve fesat aleti olmaktadır. Bu durumda ona uymak, şeriata karşı gelmektir. Bu bakımdan memleketi kurtarmak için meydana atılan mücahit/ere ve kumandanlara katılmak, onlara uymak farz olmuştur." Haydi görev başına!

 (Menil, Haykanoş, Şişmanyan, Teğmen. Sahne aydınlandığında Menil gazetelere bakmaktadır. Masanın üzerinde 40-50 gazete)

MENİL: (Haykanoş'a) Ermeni dilberi!

HAYKANOŞ: (Ağzında sakız) Evet.

MENİL: Evet demeyi bırak da söylediklerime kulak ver. ..

HAYKANOŞ: He ...

MENİL: At o sakızı ağzından. (Atmaz) Seni Teğmenle köylere göndereceğim, şu gazeteleri de götüreceksiniz. Teğmen Adana'dan henüz dönmedi.

Gelsin, hemen gidersiniz, tamam mı?      

HAYKANOŞ: Köylere mi, ne yapacakmışım köylerde, asker miyim ben?

MENIL: Sen ne yapmazsın ki? Senin yapacağın işi on asker bile beceremez. Gazeteleri köylere üçer beşer dağıtacaksın. Kadınlığın işe yarayacak burada.

HAYKANOŞ: (Anladım anlamında başını sallar.) Şu sizin

Teğmen de Adana'ya gitti mi gelmeyi bilmez. Ama dağa, köylere gönderseniz iz üstü geri döner. Ne yapıyor, yoksa gelirken Belemedik'te mola mı veriyor dersin?

MENIL: Sus! Karımın yüz vereceğini mi sanıyorsun, cahil! Herkes senin gibi sülük mü, gelene Şıp diye yapışsın. O şerefli bir askerdir. Anladın mı?

HAYKANOŞ: Gönül işi bu imparatorum, senden pay biç.

MENIL: (Gülümser, Şişmanyan girer)

ŞIŞMANYAN: Selam dostlarım. Ben akşam treniyle dönüyorum. Sizinle vedalaşmaya geldim. Adana'ya haberinizi ileteceğim. Toros cephesinin yıkılmayacağını söyleyeceğim. Yaşasın Ermenistan! Yaşasın Kilikya Krallığı! Yaşasın Fransız-Ermeni dayanışması!

MENIL: Hadi güle güle. Binbaşı Menil sizleri destekliyor, bunu bilin.

HAYKANOŞ: Yaşasın Menil .. Gideceğim, köyleri gezeceğim. Ermenistan'a herşeyim feda olsun. (Telgraftan sesler)

~ MENIL: (Haberciye) Ne o?

~ TEGMEN: Karaisalı müftüsü Pozantı'daymış. Onu :i. "derhal tevkif edin" diyorlar. Ayrıca Sinan Paşa'nın Kamışlı'dan başlayacak bir başkaldırma peşinde olduğu, bunun da önüne geçilmesi gerektiği belirtiliyor.

MENIL: (Kendi kendine) Avucuma düştün Mehmet

Hoca! (Alaylı güler) Canına okudum. Köy köy gezip fetvalar savurarak halkı kışkırtmanın cezasını çok acı çekeceksin! Seni elimden ne padişahın, ne Mustafa Kemal'in ne de Allah'ın kurtarır. Ölümlerden ölüm beğen işkenceyi tada tada gebereceksin! HAYKANOŞ: Napolyon gibi konuşuyorsun. Seni tanımasam mutlak Napolyon zannederdim. (Teğmen ve Bovary içeri girerler.)

TEGMEN: Komutanım, Generalimiz gözlerinizden öper. Bir isteğinizin olup olmadığını soruyorlar. (Durak) İngiltere başkanı Lord Core Kilikya'nın plebisit yoluyla Ermenistan arazisine dahil olmaya~ cağını, Ermenilerin azınlıkta olduğunu, Türklerin Ermenilerden kat kat fazla olduğunu söyleyerek, Fransız ve Ermeni isteklerini reddetmiş.

MENIL: Türk düşmanı olan Loid Core nasıl söyleye~ bilir bunları, aklım almıyor doğrusu. İngiliz oyunu Teğmen, İngiliz oyunu!

TEGMEN: Evet bana da öyle geliyor Binbaşım, İngiliz oyunu. Size bir nişan verilecekmiş kuman~ danım. Katiyyen taviz vermemenizi istiyorlar. (Bovary dışarı çıkar.)

MENIL: Nişana layık görmüşler demek. Olmasın mı canım! Kan kusturacağım Teğmen! Kan kustura~ cağım! Bu fırsat elimize bir daha ya geçer, ya geçmez. Ermenileri de yedeğe aldıktan sonra seyret neler olacak. (Teğmen başıyla tasdik eder. Bovary girer, ona bakarak) Karımla memleketime gerçek bir Fransız gibi döneceğim. Gönlünü rahat tut Teğmen. (Çocukçadır) Daha ne, ben burada bir taburu idare ederken, karım Belemedik hastanesinde hemşire olarak gece demedi, gündüz demedi. Mutluyum.

çok mutluyum. (Bir yudum içki içer) Yaşasın Fransa! TEGMEN: Şu Sinan belası Kamışlı'ya gelmeden tedbir almalıyız. Bizden önce o gelirse işimiz zorlaşabilir.

MENİL: O da kim oluyormuş? Esirimiz değil mi onlar?

TEGMEN: Binbaşı, Karaisalılı Mehmet ile o bir araya gelirse ... Şeytanım bana diyor ki. ..

MENIL: Senin o şeytanından başlatma Teğmen! Burada pabucunu şeytana ters giydirecek Binbaşını unutuyorsun herhalde?

TEGMEN: Kamışlı'ya gönderdiğimiz karakol komutanım benim gözüm pek tutmadı.

 

MENIL: Fransız asker mi gönderecekti k içlerine? Hadi Teğmen hazırlan. Bir an önce köyleri dolaşmalısınız (Teğmen selam verip çıkar.)

MENIL: (Karısına) Karıcığım, başı ezilecek 5-6 kişi

var. Onları ortadan kaldırınca, göreceksin ortalık süt liman olacak. Ye görevimiz tamam demektir. Göreceksin, Albay Menil olarak Fransa'ya döneceğim. (Kankana) Albay Menil. (Kendini ayaklarına doğru süzer) Belki de general... Neyim eksik. .. "Verdün kahramanı... General Menil ... (Kankana) General... Gözlerim hiç bir şeyi görmüyor. .. Sen de generalin karısı madam Menil... (Kankana)

 

5. SAHNE-

(Kasım Hoca, Saydereli Mustafa köyodasındalar. Kasım Hoca ortada. Yanında diğerleri, Kasım Hoca'yı dinlemektedirler.)

KASIM HOCA: Arkadaşlar, yürekleri yangın arkadaşlar! Bu esaret son bulacak, Allah'ın izniyle düşman şu topraklarda artık keyfince dolaşmayacak. Biraz sonra Sinan Paşa komutasındaki askerlerimiz buraya gelecekler. Karakol komutanı Cumali Efendi, askerlerimize göstermelik bir karşı koyuşla karakolu teslim edecek. Böylece Kamışlı düşmüş olacak. Buradan başlayan harekat, Karsantı üzerinden Çeceli'ye yani Karaisalı'ya. Oradan Hacıkırı ve Belemedik ... Sonrası malum ...

SAYDERELİ MUSTAFA: Hocam, arkadaşlarınızın iman ve azmini bu noktaya getirdiniz. Aııah razı olsun.

Bundan sonra artık kıyasıya silahlı mücadele var.

Sinan Paşam bir gelsin hele ... Tamam şenlik başladı demektir. Fakat hocam, bir alimin ölmesi bir alemin ölmesidir. siz artık üzerinize düşeni yaptığınıza

göre ... Kasım Hoca'sız kalmaya tahammül edemeyiz

. KASIM HOCA: (Öfkeyle) Saydereli!. . Ne

konuştuğunu biliyor musun? Ağzından bir daha böyle lakırdılar duyarsam, ömrüm billah kalbirn doğrulmaz bunu bil... Sen, benim yatağımda ölmemi mi istiyorsun? Şehadet şerbetinden mahrum mu kalayım? Boş lakırtılan bırak da üstüne düşeni yap! (Sinan Paşa girer)

SINAN PAŞA: Selamün aleyküm. (Kasım Hoca ile kucaklaşırlar.)

KASıM HOCA: (Selamı alır) Çok şükür paşam. Seni sağ salim aramızda görebildik.

SİNAN PAŞA: Çok şükür Kasım Hocam, çok şükür. Dünya gözüyle tekrar birbirimizi görebildik, arkadaşlar! Buraya gelişirniz malum. Karakol komutanı Cumali Efendi karakolu bize teslim etti. Gazamız mübarek olsun.

KASIM HOCA: (Heyecanlıdır. Ellerini kaldırır) Allah'ım, bizleri muzaffer kıl! Bizleri bu esaret zincirinden kurtar! Genciyle, ihtiyarıyla, kadınıyla, kızıyla, kendi vatanıarını savunan şu insanları koru ve gözet. Bizler gibi vatan ın dört bucağından hürriyet için çırpınan kardeşlerimizi de lütfunla sevindir!

HEP BİRDEN: Amin!

KASIM HOCA: Tarihte esareti tanımamış şu milleti esaretten uzak kıl Allah'ım!

HEP BİRDEN: Amin!

KASIM HOCA: Allah'ım bu günleri de nasip etti çok şükür.

SİNAN PAŞA: Çok şükür Hocam. Arkadaşlar gönlünüzü hoş tutun. Birinci hamlemiz tamam. Zafer elbet bizimdir. (Bu arada Sultan içeri kahve getirir, dağıtır, adadaki sohbeti dinler.) Her gecenin bir sabahı vardır. Güneş artık bu milletin üzerine doğacak. İşgalcileri geldikleri yere göndermenin zamanı geldi.

SULTAN: (Heyecanlıdır) Geldi paşam, geldi! Bu kalleşleri göndermenin zamanı geldi.

SİNAN PAŞA: (Şaşkın) Kasım Hocam, kim bu hanım kızımız?

KASIM HOCA: Topçuoğlu Hüsrev'in kızı. Benim yanımda kalır. Sultan kızım, erkek gibi bir cengaverdir. SİNAN PAŞA: Hocam, bu savaşın erkeği kadını yok~ tur. Bu vatan hepimizin.

SULTAN: (Utanmış, mahcup bir şekilde) Paşam, kusuru~ mu hoş görün.

SİNAN PAŞA: Ne kusuru, kızım. Doğru söylersin. Artık bu it soylarını buradan göndermenin vakti geldi. Lakin hemen telaşa kapılıp aceleye getirmemeli. Akıllıca örgütlenmeli ve öyle bir zamanda saldırmalı ki, neye uğradıklarını şaşırsınlar:

KASIM HOCA: Sultan kızım! Bir şeyler hazırla da karnımızı doyuralım. (Sultan dışarı çıkar.)

SİNAN PAŞA: Kasım Hoca, ata ve erzaka ihtiyacımız var. 11. Tümen'den mühimmat bekleriz. Bu arada el altından da buradaki halkı uyandırmalıyız. Çünkü Kuvayi Milliye böyle güç bulur. Hepimiz bu vatan için askeriz. Mümkün olduğunca bu işleri gizli yap~ malıyız. Belki Sultan'a da iş düşer.

KASIM HOCA: Düşer elbet. Zaten Fransız karargahını en iyi o bilir. Esaretten yeni geldi. Ermeni kafirleri abisini gözünün önünde doğramışlar. Sultan kızım da abisinin öcünü almak isterken Fransızlar onu yakalamış. Bir süre esir kaldı orada.

SİNAN PAŞA: Bu ne acı Allah'ım! Bu ne vahşet!

KASIM HOCA: iş bununla da kalmıyor paşam. Karargahta Sultan kızıma iyice işkence ederler, zorla oynatmaya kalkarlar. (Bu arada odada sofrayı hazırlamıştır. Kendinden bahsedildiğini anladığında utanmış boynu bükük)

SİNAN PAŞA: Kaldır başını Sultan kızım! Dik tut başını! (Sultan başını kaldırır, hiç bir şey söylemez, dışarı çıkar) Kasım Hocam peki karargahtan nasıl dışarı çıkmış?

KASIM HOCA: Paşam, takdiri ilahi işte. Menil'e yataklık yapan Ermenilerin sözde kralı Çavdaryan'ın yeğeni Haykanoş, bir gün Menil'den yüz bulamayınca hırsından Sultan kızı kaçırtır. (Sultan, elinde kaşıkla ve yemek tepsisiyle içeri girer.)

SINAN PAŞA: (Sultan'a) Bitti kızım! Bitti artık! Bu esaret, bu işkence. Ye bu işgalciler ardına bile bakmadan gidecek. Andolsun ki! Tüyü bitmemiş bebelerin, gençlerin, anaların göz yaşlan dinecek. Türk milleti aziz bir millettir. Bu millet ki peygamber efendimizin övgüsünü kazanmış bir millettir. Hadi kızım, sil artık o gözyaşlarını! Söndür içinde kor olmuş ateşi! (sofraya yanaşırlar, yemek yerken bir yandan da sohbete devam ederler.) Kasım Hoca, karakolu idare edecek biri gerek.

KASIM HOCA: Yar Paşam, Mustafa var. Yemen'den yeni geldi. O yapabilir. (Mustafa'yı gösterir.)

SINAN PAŞA: (Süzer) Bak Mustafa, sen esirliğin ne demek olduğunu bilirsin. Şu andan itibaren bu karakoldan sen sorumlusun. Burada hükümet de sensin, devlet de ... Savaş anında bu böyledir.

~ Benden alacağın emirlerle hareket edeceksin. r- Anladın mı?

3

4. SAYDERELI MUSTAFA: Anlaşıldı kumandanım!

~ SINAN PAŞA: Duracak zaman kalmadı. Bu bucağa j bağlı kaç köy var?

~ SAYDERELI MUSTAFA: On bir

~ SINAN PAŞA: Tamam, onbir köyden onar tane gönüllü . istiyorum. Oldu mu? Şu andan itibaren karakol komutanı olduğuna göre, derhal haber gönder, onar kişi :zırlanıp gelsinler. Pozantı bucağının kaç köyü var?

SAYDERELI MUSTAFA: Beş olmalı.

SiNAN PAŞA: O köylere de kendi durumunuzu bildir. EI altından hazırlansınlar.

KASIM HOCA: Paşam, bu kutlu haberi Karaisalı'ya ulaştırmak gerek. Bu haberi duyan Karaisalı da bayram yapacak demektir. Oradan çivar köyler, oradan Adana ve tüm memleket...

SİNAN PAŞA: Çok geçmeyecek, beş gün, bilemedin bir hafta sonra haberimiz Allah'ın izni ile Karaisalı'ya ulaşır. (Bu arada yemek bitmiştir. Uzaktan ezan 'Sesi duyulur. Sultan, sofrayı kaldırdıktan sonra bir ibrik ve leğen ile sahneye girer. Sinan Paşa elini yıkar.)

KASIM HOCA: Paşam yorgunsunuzdur. Fakirhanemizde şöyle biraz dinlenseniz iyi olur. SİNAN PAŞA: Yorulmak mı? Daha işin başındayız hocam, yorulmak ne kelime? (Seyirciye) Ey Fransız! Ey Ermeni! Bizi boş böğrümüzden vurdunuz! Zayıf anımızı kollayıp üzerimize çullandınız, aç kurtlar gibi! Bu günün yarınını hiç düşünmediniz! Ama, beklediğimiz günler geldi. Dünya kaç bucakmış bakalım? Ey ayak izlerinden korkan kalleş Menil! Sonun geldi! Ettiklerin ardına kalmayacak! Davranın bakalım, davranın! Ettiğiniz zulümlerin hesabını sorma zamanı geldi! Davranın! işte er meydanı! (Kasım Hoca'ya döner, ezan bitmiştir) Kasım Hocam, hadi çıkalım.

KASIM HOCA: (Eliyle işaret eder) Şöyle buyurun paşam. (Sinan Paşa önde Kasım Hoca arkada çıkarlar.)

 

2. PERDE 2.. SAHNE-

(Sinan Paşa karargahladır. Dürbünle etrafı gözetler. Haritayı inceler. Yüzbaşıya döner.)

 

SINAN PAŞA: Olabilir. Pekala olabilir. Gökbez'den dört saldın güç Yüzbaşım. Kurdoğlu, Gavurdağı'nı iyi bilir. Bir müfreze ile Gavurdağı'ndan Toptepesi'ne yola çıkılsın. Arkadan, kuşatma yapılacak. Yalnız) emri tümenden gelen yardımdan sonra verebilirim.

 YÜZBAŞI HASAN: Emredersiniz kumandanım.

SINAN PAŞA: Biliyorsun Pozantı tel örgü içerisinde. Eğer, tel örgü açılırsa biz buradan, gönderdiğimiz kuvvetler o taraftan ... Döveceğiz Pozantı'yı. Hepsi takviye silahlara bağlı. Gülekli Lütfi'yi gözüm tuttu. Onu bu gece, hemen bu gece düşman karakoluna göndereceksiniz. Bu gece bu iş bitmeli.

YÜZBAŞI HASAN: Karakolu niye havaya uçuralım? SINAN PAŞA: Karakol uçarsa cephanelik çoktan gitmiştir. Hazırlıklara başlansın, silah ve toplar gelecek.

~ YÜZBAŞI HASAN: Haber var kumandanım (Sessizlik) ~ ı 1. Tümen'den sağlanan top ve makineli tüfekler :L Çamardı üzerinden Kamışlı'ya gelmiş.

~ SINAN PAŞA: Aııah'ım sen büyüksün!. . (Yüzbaşıya)

:ı Gavurdağı'na gideceklere yeterli silah ve mühimmat ~ verilsin. Hemen yola çıkılsın. (Kasım Hoca girer) Gel j, Kasım Hoca, yorulmuşa benziyorsun. Kamışlı'da ne j var ne yok?

C ~SIM HOCA: Durumlar sevindirici Paşam. Telgraf haberini almışsınızdır? Hemen gelirler. Elimizde bir Fransız teğmen var. Zavallı alıkoyamayacağımızı düşündü zahir. "Beni serbest bırakın, buna hakkınız yok. Yaptıklarınızı çok acı ödeyeceksiniz" diyor. Şamarı kulağının köküne yerleştirince öyle bir sustu ki... Sonra da bülbül gibi konuştu.

SINAN PAŞA: Sağolasınız Kasım Hoca, (Gülerek) ne gezermiş oralarda?

KASIM HOCA: Gazete dağıtıyorlarmış. Yanında iki asker ve bir Ermeni haspası var.

SINAN PAŞA: Anladım, anladım, neler konuştu? KASIM HOCA: On güne kadar Pozantı'ya Adana'dan işgal komutanı General Düfyo da gelecekmiş ve asker sevk edilecekmiş. Anladığıma göre asker buradakilerden fazlaymış paşam, Pozantı artık çıban başı olmaya başladı. Bu harekat boşuna olmasa gerek. Hiç yoktan Düfyo katırının gelmesi hiç de hayra alarnet değil.

SINAN PAŞA: Geleceği varsa göreceği de var, hocam. Eceli gelenin sonunun ne olacağını bilirsin. Hani cami duvarı falan derler ya ... (Yüzbaşıya) Hasan Yüzbaşı! Ben Karsantı'ya, oradan Karaisalı'ya geçeceğim. İkinci bir emre kadar hücuma

geçilmesin. Hatta yola çıkacak müfreze de beklesin. Karaisalı'dan gelen haberler iyi. Hacıkın'dan Belemedik'e yol alırız. Tabi, yola çıkanın işini Allah bilir.

ASKER: (Selam) Komutanım geldiler. (Fransız Teğmen ve Haykanoş, Yüzbaşı tarafından içeri alınır.)

SINAN PAŞA: (Haykanoş'a) Adın ne senin? HAYKANOŞ: Haykanoş

SINAN PAŞA: Haykanoş öyle mi? Şu sözde Ermeni kralı Çavdaryan'ın yeğeni sensin demek? Yüzbaşı! YÜZBAŞI HASAN: Emredin!

SINAN PAŞA: Bu kız bundan böyle misafirimizdir. Götürün, karnını doyurun istirahat etsin. (Teğmene döner) Hoş geldin teğmen. (Teğmen şaşkın, başı önde.) Askerin başı dik olur Teğmen. Kaldır başını. (Teğmen başını kaldırır) Dünya ne kadar küçük Teğmen, hiç bu hale geleceğin aklına gelir miydi? Gelmezdi tabi. Bu işte yenmek de vardır, yenilmek de. (Yüzbaşıya seslenir.) Yüzbaşımı Teğmen geçici bir süre misafirimiz olacak. Gerekli alaka gösterilsin. (Teğmeni dışarı çıkarırlar, Yüzbaşı tekrar içeri girer.) Yüzbaşımı Nihayet silahlar geldi. Askerimiz var. Köyden erzak ve binek hayvanlarımız da geldi. Emrimi alır almaz harekete geçin. (Sinan Paşa bir mesai yazar) Bu haber derhal yerine iletilecek!

YÜZBAŞI HASAN: Tamam kumandanım. Bu haberi ulaşmış bilin.

~ SINAN PAŞA: Bu haber ulaşmadan başka bir iş ~ yapılmayacak. Anladınız mı?

4.

:L . YÜZBAŞI HASAN: Anladım komutanım. ci.

:1 SINAN PAŞA: Takım komutanlığına Kara Zabit mi

~ bakıyormuş?

~ YÜZBAŞI HASAN: Evet komutanım.

~ SINAN PAŞA: Albay Mehmet Arif Bey ii. Tümen'den ayırabildiği top ve makineli tüfekleri bir yetiştirebilse ... Aşarız tel örgüleri yüzbaşım. Yoncalıtepe'nin durumunu soracaktım.

YÜZBAŞI HASAN: Arkası ormana dayalı olduğundan, herhalde epey uğraşacağız kumandanım.

SINAN PAŞA: Niçin?

YÜZBAŞI HASAN: Gökbez tepesi bize en yakın tepe olduğundan, topları Yoncalı tepe, Çoobeli ve Toptepesi'ne yerleştirmişler.

SINAN PAŞA: Allah yardımcımız olsun. ı ı. Tümen'den gelecek yardımı bekleyeceğiz. Zaman kazanmak zorundayız. Anlaşıldı mı?

YÜZBAŞI HASAN: Topları niçin susturduk Komutanım? Topçularımız "Sinan Paşamız bir izin verse bir atışta düşman toplarının ağzını tıkarız." diyorlar. (Uzaktan top sesleri)

SINAN PAŞA: (Gülerek) Düşman toplarını parçalamak kolay onları sapasağlam ele geçirmeli anlıyor musun? Sen git de topçularımıza bunu anlat. ll. Tümen'den top ve makineli tüfekler gecikirse ne yaparız? Hiç düşündün mü? O zaman kardan adamdan farkımız mı kalır? (Saydereli Mustafa selam vererek içeri girer, elindeki zarfı Sinan Paşa'ya uzatır.) SAYDERELİ MUSTAFA: Kumandanım. Yeni Annaşa'dan Kurdoğlu diye biri getirdi. (Saydereli Mustafa Sinan Paşa'ya el işaretiyle selam verip çıkar.)

SİNAN PAŞA: Bak Yüzbaşım, demedim mi? Devriyeler Annaşa yakınlarındaki iki düşman topunu ele geçirmişler. Bu tarafa doğru geliyorlarmış. (Top ve silah sesleri, Sinan Paşa dürbünle etrafı seyreder.)

Bu dördüncü top oldu. Hepsini alacağız, hepsini. Hem de tereyağından kıl çeker gibi. .. Aç kurtlara mezar yapacağız şu toprakları. Yüzbaşı m Ulukışla'daki depolarda bulunan buğdaylarımızdan iki sefer Pozantı'ya kaçırdılar. Bu son olmalı Yüzbaşım. Çok iyi takip edilsin! Eğer yine kaçırmaya kalkarlarsa, Koçak tren köprüsü havaya uçurulmalı. (Silah sesleri)

YÜZBAŞI HASAN: Komutanım bir şifre.

SINAN PAŞA: Neymiş? Oku bakalım. (Eğilerek okur) YÜZBAŞI HASAN: "250 kitapla 10 hoca Pozantı'ya Kayseri'den"

SINAN PAŞA: (Yüzbaşıya) Ne dersin Yüzbaşım?

YÜZBAŞI HASAN: Ermeni şifresine benziyor. "250

. silah ve 10 komite lideri Pozantı'ya gelecekler" desek. .. (Düşünür) .

 

KARARTMA

2. SAHNE-

(Sahne birinci perde de olduğu gibidir. Menil sinirli sinirli dolaşır. Elinde kırbaç. Haberci, asker.)

MEN IL: Adamlar burnumuzun dibine yaklaştılar.

d- Nerde kaldılar yahu, gelmediler. (Haberciye) Haberci, ~ Adana'ya bir daha sor bakalım. Teğmen de ellerine ~ düşmüş. (Başını sallayarak eli arkada dolaşmaya devam eder.) Şekerpınan'ndaki istihbarat yüzbaşısından da

d-

j haber aldığımıza göre, korkarım ki o da gitmiştir.

~ Gitmiştir... Ah Tanrım! Ah! Nerde kaldılar yahu, insanı dar günde boğarlar. (Bir yudum içki içer)

~ Çıldırmak işten değil. Teğmeni ben niye gönderdim. ~ Akılsız başım. Yüzbaşıya gitme dedim. İşiniz neydi r"': be! Oh oldu! İşte!

ASKER: Komutanım! (Telgraf makinesinden sesler)

MENIL: Ne var? (Asker ses vermez) Ne diyorsun?

ASKER: (Korkarak) Bir şey yok komutanım.

 

MENIL: Bir şey yok da ne konuşuyorsun be!

ASKER: Komutanım haber var. (Ayağa kalkar) Gönderilecek kuvvet üç gün sonra hareket edebilecekmiş.

 

MENIL: (Kızgın) Ne? . Üç gün sonra mı? Allah kahretsin be! Hani hemen geliyorlardı. Niçin gelmezlermiş. Yandık oğlum. O Sinan domuzu ne düşünüyordur kim bilir?

 

ASKER: Karaisalı'ya geçtiğini öğrenmiştim ya. MENİL: Ne! Karaisalı'ya mı? Karakola haber salınsın tetikte beklesinler. Tel örgüden içeri kuş uçmayacak, kuş! Zaman aleyhimize işliyor oğlum. Saman altından su yürütüyorlar da haberimiz olmuyor. Bir hafta öncesine bakıyorum da şaşıyorum. Yüz top atışma karşılık on topla cevap veriyorlar. Üstelik dört top da ellerinde ... Üç gün de beklenmez ki, geçer mi bu üç gün! (Yüksek sesle) Gel Düfyo! Generalim! Nerdesin!.

güler) Allah bileğine kuvvet versin. (Sessizlik,Lütfi soldan çıkar) Hay aslanım benim! Cesaretinden herkes sana deli der, varsın desinler. Şu korkusuzluğun hangi babayiğidin kan. (Sahne gerisinden şiddetli bir patlama ... Bunu takip eden küçük patlamalar. Sahneye düşen taş, tahta parçaları. Toz, duman ve sağdan gelen kurşun ile Lütfi~ vurulmuştur. Sahneye girer. Soldan Sultan da girerek hızla Lütfi’yi dizine yatırır.)

Ağabey!.. (Ağlamaklı) Lütfi Ağabey!. .

LUTFI: (Kesik kesik) Sultan bacım ... Cephane tamam ... Gözüm açık gitmez artık.

SULTAN: Daha dur bakalım Lütfi Ağabey! Bir kurşun almakla!. .

LUTFİ: (Kesik kesik) Benden ümit yok kardeşim. Benden ümit bekleme. Canım bu cennet vatana feda olsun!. . Ah!. . Bir de hilalim dalgalanırken görebilseydim. Hadi durma Kasım Hoca seni bekliyor. Tez haberi ulaştır. Cephaneliği kül gibi savurdu de. Lütfi de enkazın altında aradığına kavuştu de. Hocam arkamdan bir Yasin-i Şerif de esirgemesin olmaz mı?

SULTAN: (Ağlamaklı) Olur. (Silah sesleri)

LUTFİ: Hadi durma koş! Eşhedü en la i1ahe illallah ... (Lütfi’nin başı Sultan'ın kollarına düşer. Sultan sırt çantasından bir bayrak çıkarır. Üzerine örter. Yumruklarını sıkar. Ağır ağır sahnenin ortasına doğu ilerler.)

 

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor.

~ Bir hilal uğruna Yarab ne güneşler batıyor. j Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker! r ~ Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer

Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor peygamber.

 

KARARTMA

1J.. SAHNE-

 

(Kasım Hoca, Sultan. Sahnede ufak tefek değişiklikler, tel örgü kenara alınır. Çalılar var. Toptepesi mevkii)

KASIM HOCA: (Elinde silah Sultan sağdan sahneye girer.) Nerde kaldınız yahu, merak ettik?

SULTAN:        .

KASIM HOCA: Tamam değil mi? Hani Lütfi? SULTAN: Cephaneyi hallettik hocam, kül gibi savurduk.

KASIM HOCA: Güzel... Lütfi?! (Durak) Demek öyle ... "lnna lillahi ve inna ileyhi raciun" (Ellerini dua için kaldırır.) Ey Allah’ım! Lütfi kulun sana erişti. Bize de nasip et Yarabbi! Bizi de şehitler sancağının altına gönder, Yarabbi! (Durak) Sultan! Karsantı ve Hacıkırı'yı düşürdük. Şimdi ağırlık Belemedik'te. Ne olmuş biliyor musun?

SULTAN: Hayır.

KASIM HOCA: Bizimkiler birinci tünelin girişindeki tren raylannı kesmişler. Adana'dan Fransız askerlerini Pozantı'ya getiren tren Çakıt'ın sularına kanşmış. SULTAN: Yaşasın!.. imdat treninden artık ümit yok desene. Telefon ve telgraf teııeri de kesildi. Dövün Menil, dövün! Belemedik'tekiler ne olmuş?

KASIM HOCA: Karşı koyanlar varmış ama çoğu  Pozantı'ya kaçmışlar. Menil'in karısı da esirmiş. SULTAN: Baveri mi, Bovari mi? (Alaylı güler) Onu bir görmüştüm, amanın bir çalım, amanın bir kibir. KASIM HOCA: Çalımı, kibiri bırak da beni dinle. Ben Belemedik'e doğru gidip gelsem iyi olacak. Bizimkiler hemen şuraçıkta. (Eliyle sol tara~ işaret eder.) Sen onları bul. (Ayak sesleri)

SULTAN: Hocam, sesler. (Kulak kabartırlar, sipere yatarlar. Saydereli Mustafa sağdan girer)

 

SAYDERELİ MUSTAFA: (Nefes Nefese) Kasım Hocam, Kasım Hocam, nerdesin hele? .. (Kasım Hoca ve Sultan doğrulurlar. )

 

KASIM HOCA: Hay Allah müstahakkını versin, Saydereli. Biz de düşman sanmıştık. (Gülüşürler) Öyle telaşın nedir?

 

SAYDERELİ MUSTAFA: Hocam, haberler iyi. Kuzey cephesi bastırmışlar.

KASIM HOCA: Evet, biliyorum.

 

SAYDERELİ MUSTAFA: Sinan Paşamdan bir mektup geldi. Cephelere moral veren bir mektup. Sizden "Milli Kuvvetler Cephe Müftüsü" olarak bahsediyor. ~ Ne güzel hele!

KASIM HOCA: Sen buraya niçin geldin? Onu söyle!

SAYDERELİ MUSTAFA: Hocam bir tayyare gördünüz mü hele?

~ KASIM HOCA: Evet gördük. Epey dolaştı dolaştı ~ sonra kayboldu.

SAYDERELİ MUSTAFA: Bir torba atmışlar tayyareden.

KASIM HOCA: Neyin nesiymiş oğlum?

(Perde gerisinden bestelenmiş haliyle)

Ey gaziler yol göründü yine garip serime Dağlar taşlar dayanamaz benim ah u zarıma

 

KASIM HOCA: Geliyorlar! Geliyorlar! Çocuklar bu türküyü biliyor musunuz siz? (Bakışma) Atalarımızın zafer türküsü bu. Zafere giderken söylenirmiş.

 

Dün gece yar hanesinde yastığım bir taş idi A1tım toprak üstüm yaprak yine gönlüm hoş idi.

 

KASIM HOCA: (Sevinçle) Saydereli! Haber ver! Geliyorlar de! Koş! Durma! (Saydereli sağdan çıkar) Hadi Sultan sallanma, biz de gelenleri karşılayalım. (Durak) Sultan, içimde bir duygu "Koş" diyor. "Koş ki sen de Lütfi'nin peşine yetişesin." diyor. "Gecikirsen nasibini alamazsın." diyor. Koş ki biz de erişelim oraya Sultan! (Uzaktan silah sesleri) Bak silah sesleri gelmeye başladı. Sel geldiğinde ne demiştim köy odasında? Çok geçmez bu sel biz oluruz. Önümüze Fransız'ı kattığımız gibi doğru Akdeniz'e ... dememiş

miydim? Sen her şeye kadirsin Allah'ım. Hadi   ~

Sultan, durmayalım.      ~

SULTAN: Hocam çok acele ediyorsun.           ::ı'

KASIM HOCA: Elimden gelse uçarım. Dünyanın        ~

faniliğine aldanma. Peygamber sancağının altına            ~

girmek var bu işin sonunda. (Silah sesleri) Atışma         .

çetin Sultan, hadi yürü, hele biraz gayret, yaklaştık Bu cihana sakın aldanma Sultan! SULTAN: Hocam sanki vasiyet ediyorsun.

 KASIM HOCA: Ay yıldızlı bayrakta,

Al kan olmak ne güzel. Şehit yatan toprakta, Sağ can olmak ne güzel.

değil mi Sultan?

SULTAN: Ah hocam sen de ne güzel söylersin (Silah sesleri yaklaşmıştır, sahneye seken bir iki kurşunu gören Kasım Hoca Sultan'a 'Yat" der gibi eliyle işaret ederken Kasım Hoca vurulur. Sultan, Kasım Hoca'nın üzerine kapanır. Kasım Hoca ölmemiştir.)

KASIM HOCA: Gördün mü Sultan, demedim mi ben sana? . Sağ can olmak ne güzel diye. (Acı çeker) Yüce Mevlam bu günleri de gösterdi çok şükür. Demek ki yeşil Pozantımızın kurtulması için cesedimizin çiğnenmesi gerekiyormuş. Zaten bu vatan için can~ dan da geçtik.

~ SULTAN: (Ağlamaklı, duygu/u) Hocam, hocam. Daha 3 erken. Sana daha ihtiyacı var bu memleketin.

. KASIM HOCA: (Acı çeker) Bende hayır yok kızım. CL

SULTAN: Hocam, ben aşağıya iniyorum. Sizi bir an

g önce Belemedik hastanesine kavuşturmanız gerek. :5 Gecikmem, hemen dönerim.

 

 KA.RARTMA

 

Sahne aydınlandığında Sultan sahnededir. Kasım Hoca için yazılan Mersiyeyi okur.)

 

 

Etti nhlet fenadan göçtü Kasım Efendi, Gitti cinane cihandan geçti Kasım Efendi

ilmi amel idi heman şule-i enisi Akıbet abu şehadet içti Kasım Efendi

Elinde tüfek hem dilinde Allahüekber Azm ü can ile cenge koştu Kasım Efendi

Bozantı ma'reke meşhed-i nur-i cemalin Şehitler sancağını açtı Kasım Efendi

Lacerem alkışladı ruhunu eıvah-ı şehadet Amma ki elernin hadden aştı Kasım Efendi

Talim-i tebliğ iken fikr ü himmetiniz Can kuşu kafesten uçtu Kasım Efendi

Ziya bahşetmiş idi aleme şems-i hayatın Vakt-i zeval olmadan uçtu Kasım Efendi

Hoş seda koydu da gitti bu kubbeden hem Solmadan gülleri gülşen uçtu Kasım Efendi

Baktı ümmet-i merhumeye haline bu dünyanın Koydu fenayı bekaya kaçtı Kasım Efendi

Ahbapların ah çekiyor, kitapların hasret Firakın dillere yareler açtı Kasım Efendi

Kan ağladı bu vakay~ı dil sözü duyan

Eşiden bu haberi hayrete düştü Kasım Efendi

Der Şefıkim ah ile okunsun bu mersiyem Yaktı ahın ateşler saçtı Kasım Efendi •

 

KARARTMA

 

5. SAHNE

(Belemedik'te Şimendifer hattı baş mühendisi Mösyö Mavro'nun evi. Masa, sandalye gibi ev eşyalarıyla beraber bir karyola. Silah sesleri, dışardan kapı sert vurulur. Madam Menil karyolanın altına gizlenmektedir. Gizleneni seyirci görür).

BESİM BEY: (Dışardan) Açın kapıyı! Açın! Açın! Kimseye bir şey yapmayacağız. (Kapı içerden

CL açılmayınca Besim Bey girer, iki elinde tabanca vardır, etrafı ? arar.)

3 Kimse yok mu? Hay Allah, buradan başka yerde olamazlar (Madam Menil tabancasını nazırlarken karyolanın örtüsü titrer.)

~ Teslim ol! Yoksa yakarım! Ses ver bana! Canına bir şey olmayacak! (Örtünün titremesini görür kaldırır,

~ Madam Menil çıkar.)

. Bak seen! Geç şöyle. ;L

:VARY : Sizin emniyetinize sığınıyorum. Ben Pozantı Garnizon Kumandanının eşiyim. (Elindeki tabancayı Besim Bey'e verir. Sinan Paşa içeriye girer. Besim Bey onu selamlar.)

BESIM BEY: Kumandanım, bu bayan, Menil'in kansı. SINAN PAŞA: Yaa! (Durak) Bak hanımefendi biz seni biliyoruz. Sen burada yaralılara hizmet etmekle şerefli bir iş yapıyorsun. Artık buradaki görevin bitti sayılır. Çünkü Pozantı tamamen kuşatıldı. Fransız mukavemeti bütün cephelerde kırıldı. Kocan bunu görmezden geliyor. Sen de asker sayılırsın. Harp kanunu bu. Artık hiçbir cephede yoksunuz. Menil şu an Pozantı'da tel örgü içerisinde.

Bak hanımefendi, senden kocana bir mektup yazmanı istiyorum. Sadece şu odada olanları anlatmanı istiyorum.

BOVARY: Nasıl inanabilirim size?

SINAN PAŞA: Pozantı~Belemedik hattını kullanabiliyor musunuz? Telgraf ve telefon hatlarınız açık mı? Kocan mahsur durumda, hanımefendi. Tarsus ve Adana'dan Pozantı'yı kurtarmaya gelen 3500 kişilik kuvvet Tarsus'un kuzeyindeki Kavaklıhan mevkiinde püskürtüldü. Kumandan Colonel Gracy'nin hevesi kursağında kaldı.

(Madam Menil kağıt ve kalemi hazırlar.)

BOVARY: Tamam yazacağım (Yazmaya başlar.)

SINAN PAŞA: Bu iş bitti Madam. Bu iş bitti, inat etmediğine sevindim. (Besim Bey'e) Besim, Menil Arnaşa köyü muhtarına bir mektup yazmış. Çetelerin köye geldiğini niye bize haber vermedin deyip

tehdit ediyormuş. Haberin var mı?

BESiM BEY: Nasıl olur?

BOVARY: (Mektubu Sinan Paşa'ya verir.) Alın. SİNAN PAŞA: Teşekkür ederim. Okuyun, sesli okuyun.

BOVARY: (Mektubu sesli okur.)

"Bugün Türklere esir oldum. Hayatım güven altındadır. Türk kıtalannın başındaki subaylar centilmence muamele ediyorlar. Senin de kan dökmeden teslim olmanı istiyorlar. Milli kuvvetler ve başındaki1er pek güçlüdürler. "

            Madam Menil."           

SAHNE GERİSİNDEN: (Sahnede loşluk, uyarıcı trampet sesi)

Menil karısından mektubu alır almaz Milli Kuvvetler Komutanı aracılığıyla, karısına cevabı bir mektup yazar. Mektupta:

(Başka bir ses fon eşliğinde)

"Sıhhatte bulunduğuna sevindim fakat bir asker için esaretin ölüm demek olacağını, şerefli Fransız ordusuna mensup olmam hasebiyle yakından bilirim. Benim görevim son askerime ve son kurşunuma kadar savaşa devam etmektir. Sana iyi muamele ~ etmek asaletini gösteren Türk kumandanlarına  selamlarımı ve hürmetlerimi bildir. "    Menil

:J          (Sahne aydınlanır)

~ SİNAN PAŞA: Anladığı dilden mi konuşmalı Besim .

BESİM BEY: Bir mektup da siz yazsanız.

CL

;2 SİNAN PAŞA: Bak bu olabilir işte. Yaz öyleyse.

r--: BESiM BEY: Evet yazıyorum. (Yazmaya başlar.)

SİNAN PAŞA: (Sahnede loşluk, uyan davul sesi. Sinan Paşa sesli olarak.)

 

"Pozantı'daki Fransız kumandanına,

Pozantı'dan Adana'ya kadar bütün mevkiler bizim elimize geçmiştir. Taburunuzdan esir aldığımız askerler nezdimizdedir, eşiniz de elimizde esirdir. Medeni bir tutumla ve yüksek Türk namusunun lekelenmemesi için eşinizi demiryolları baş mühendisi Mösyö Mavrogadato'ya emanet ettim. Belemedik hastanesindeki yaralılarımıza eşiniz bak~ maktadır. Onların ızdırabını gidermek ve başka kan dökülmemesini istiyorsanız teslim olunuz. Sizi Fransa'ya göndereceğim. Bugün Adana, Tarsus ve Mersin abluka altındadır. Sizin medeni bir milletin üstün vasıfları m taşıyan bir kişisi olduğunuzu anlamış bulunuyorum.

Size cevap için 48 saat mühlet veriyorum. " Yaz oğlum, Kilikya Milli Kuvvetler Kumandanı Tekelioğlu Sinan.

8 Nisan ı 920.

BESIM BEY: Yazdım kumandanım.

SINAN PAŞA: Bakalım buna ne diyecek

(Sahne kararır, sahnenin sağ tarafında lokal ışık. Fransız teğmen Menil'in cevabi mektubunu fon müziği eşliğinde           okur)

FRANSIZ TEGMEN : (Şapkasını düzeltir sağa sola bakar)

 

" Milli Kuvvetler Kumandanına,            ~

Mektubunuzu aldım, Fransa'mın askeri namusu, teklifinizin kabulünü bana men eder. Ben şeflerimden  Pozantı'yı müdafaa görevini almış bulunuyorum, bunun aksine bir emir oldukça vazifemi ifaya devam edeceğim. Eşimi ve yaralılarımızı muhafaza için aldığınız tedbirlere teşekkür ederim.

Tabur Kumandanı Menil. 11 Nisan 1920

 

FRANSIZ TEGMEN: "Batı Kilikya Milli Kuwetler , Kumandanına,

Mektubunuzu aldım, bana verilen müdafaa görevini ifaya devam edeceğim"

Menil

15 Nisan  1920

 

cephelere haber salınsın. Bu akşam Pozantı'yı boşaltıyoruz. Tekir üzerinden Tarsus'a inmeliyiz. Yetişen bizimle gelir. (Dolaşır, ellerini birbirine vurur, kendi kendine) Ne oldu generalim otuz bin askere?! (Ağlamaklı, dizlerini döver) Eyvahlar olsun, bunu da mı görecektim? Karımı bir kez olsun göremeden gideceğim. Bovary!.. Bovary!.. Ne yapıyorsun sevgilim?. Nerelerdesin? Ah Bovary ah! Seni esir aldılar değil mi? Ama ben esir olmayacağım. Bovary! Kancığım! Seni bir daha görebilir miyim acaba? Sensiz nasıl dönerim. Toros tünelleri ve bütün geçitler üzerinde alaylar kuran Menil, Fransa'ya böyle mi dönecek?

(Perde ağır ağır kapanır, açılır) Memleketim! Fransa'm! Bovary!

 

KARARTMA

 

 

7. SA.HNE-

(Sahnenin sağ tara~ aydınlandığında Menil, Teğmen, askerler girer. Aşiret oturmaktadır. Üzerinde kepeneği vardır. Menil Aşiret'i ayağıyla uyarır.)

 

3 MENİL: Kalk ayağa Yörük parçası! (Aşiret şaşkın kalkar)

Bize en kısa yoldan Tarsus'a gidecek yolu göster.

4. Sakın bir oyun yapma. Gülek boğazından gitmek

g istemiyoruz. Hadi bakalım düş önümüze. Bak Aşiret ~ seni ödüllendiririz ha.

4. AŞİRET: Tamam oldu. Benim ömrüm bu dağlarda j geçti. Karış karış bilirim bu dağlan. Sizi en kısa r~ yoldan Tarsus'a ulaştıracağım. Ama bana azıcık izin verin. Karıma söyleyeyim de merak etmesin. MENIL: Çabuk ol. Bekliyoruz. Hiç duracak vaktimiz yok. (Aşiret çıkar. Menil kendi kendine) Buradan en kısa zamanda ayrılmam lazım. Düfyo da bana "kaç" dememiş miydi? Zaman kaybedersem halimiz duman olur. Aman Tanrım! Şu düştüğüm duruma bak. Çağın en modern silahlarına sahip taburum bir avuç çapulcunun elinde oyuncak oldu. Her şeyi bir kenara bırakıp hemen buradan uzaklaşmam lazım. Çok yaralımız var. Bu da hareketimi yavaşlatıyor. Ah karıcığım, Bovary! Şimdi nerdesin? Niye yanımda değilsin. Bovary! Bovary!

 

KA.RARTMA

 

8. SAHNE-

(Karboğazı -  Ağaçlar, kayalıklar ... Dışarıdan "teslim olun" sesleri.)

 

TEGMEN: Yaman çattık kumandanım. Her taraf sarp kaya, tepeleri önceden tutmalıydık. Hava da çok soğuk. Yolda önümüzden kaçan köylülerden şüpheleniyordum zaten.

MENİL: Aklıma gelen başıma geldi. Direnmeliyiz. Yoksa halimiz kötü olur. (Yüksek sesle) Makineliler üst tepeleri tarasın!

TEGMEN: (Dışarıya bağırır) Makineliler üst tepeleri tarasın!. . (Makineli tüfek sesleri, tek tük mavzer sesleri, san~ neye düşen bir iki taş) Komutanım, taş yuvarlıyorlar. (Geri geri çekilir/er)

PERDE GERİSİNDEN: (Menil ve askerler dikkat kesilmişleridir) Alo! Alo! Onbirinci tümen e bağlı alay Tekir'e doğru mu geliyor. Bizim tabur Karboğazı'nda Menil taburunu sıkıştırdı. Gelmenize gerek yok. Anlıyor musunuz?

PERDE GERİSINDEN BIR BAŞKA SES: Sinan Paşa nerde dedin? Alo! Anlaşılmıyor. Ne? Karboğazı'na mı yaklaşıyorlar? Tamam anlaşıldı.

BIR DIGER SES: Teslim olun! Boğaz tutuldu. Ölmek istemiyorsanız teslim olun!

MEN IL: (Bakışma) Alay mı .geliyormuş? Olamaz. Bu yakıcı güneş de neyin nesi Tanrım!

BIR DIGER SES: Teslim olmazsanız gerisini siz düşünün.

MENIL: (Bakışma) Alayın geleceği doğru mu acaba? Bir oyun olmasın sakın.

TEGMEN: Doğru olmasa bile burada bir tabur var kumandanım. Nasıl başa çıkarız.

MENIL: (Düşünür. Dışarıya) Tamam teslim oluyoruz. (Bir asker uzunca bir sopaya beyaz bayrak bağlayıp kaldım.) BIR DIGER SES: Silahlarınızı yüz metre beriye bırakın!

MENIL: (Dışarıya bağırır) Siz kim oluyorsunuz, rütbesi olmayan hiç kimseye teslim olmam ben. Sinan Paşa'nın kendisi gelsin.

BİR DIGER SES: Bizim hepimiz Sinan Paşa'yız. MENIL: Teslim olmamız için Sinan Paşa'nın kendisi gelsin. (Durak) Veya bir subayınız gelsin.

 

(Sessizlik, Besim Bey gözleri bağlı ve koluna girmiş bir

jFransız subay ile içeri girer, Menil çam kütüğüne oturmuştur, r ~ Besim Bey'in gözlerini açarlar, Menil ayağa kalkar, Tokalaşırlar. Besim Bey askerce selam verir.)

MENIL: Oturmaz mısın? (Otururlar, Menil bir sigara ikram eder. Menil'le bir süre baş başa konuşurlar.) Asker misin çete misin? Kimliğini görebilir miyim? (Kimliğe bakar, diğer arkadaşlarıyla bir görüşme yapar, kalçasından yaralı bir subay inlemektedir.) Fransızca'yı nerede öğrendin?

BESI M BEY: Fransız okulunda öğrendim.

MENIL: Çok güzel konuşuyorsun. Hangi cephelerde savaştın?

BESIM BEY: Musul, Kafkas cepheleri, Milli Savaş'ta Karsantı, Çeceli, Hacıkırı ve Belemedik cephelerinde ... Madam Menil'i ben esir aldım. MENIL: (Heyecanla) Yaa öyle mi? Madam sıhhatte midir?

BESİM BEY: Evet sıhhattedir. Sizin de sağ ve sıhhatte olarak yanına gitmenizi bekliyor. Bütün gün yaralılarla meşguldür.

 

MENİL: Asıl konumuzu bitirelim. Bak asker, senin rütben benden küçük. Benim rütbemde bir Türk subayıyla teslim müzakeresi yapabiliriz. (Subayın iniltisi devam eder.) Çok şey istemiyorum değil mi? Askerlik kuralı bu.

 

BESIM BEY: Olur mu öyle şey? Hakkınız. O zaman sizi Payzın Çukuru'nda Hasan Bey'e götüreceğim. Kendisi yarbay rütbesindedir.

MENIL: Tamam. Oldu.

(Besim Bey, Menil ve yanındaki subaylann gözlerini bağlar)

 

KARARTMA

 

(Sahne aydınlandığında Karaafat Hasan Bey'in üzerinde o an Arap tarzında bir kostüm vardır. Besim Bey, Menil ve Fransız subayı. Halı ve kilimlerle süslü bir köyodası) KARAAFAT HASAN: (Selamlaşırlar) Hoş geldin kumandan.

MENİL: Sağ ol, hemen görüşmelere başlayalım. KARAAFAT HASAN: Dur hele, bizde bir hal hatır etme vardır. Nasılsınız sıhhat ve afiyette misiniz? (Durak) Kahve içer miyiz? Haa aç mısınız tok musunuz?

MEN İL: Sağ olun. İyiyim, aç değiliz, kahve içebiliriz.

KARAAFAT HASAN: Şimdi oldu. Bakın kumandan, siz bizim misafirimizsiniz. Kılınıza bir şey gelmez. Bundan emin olun.

MENİL: Hasan Bey, sizlere teslim olmamız Fransız tarihine geçecektir. Bu olayın Fransız askeri şerefi ile uygunluk göstermesini ve ilerde alay konusu olmamasını istiyorum.

KARAAFAT HASAN: Elbette. Görüşmeleri bir protokole bağlıyalım. (Türk ve Fransız subayına) Yazınız, yetiştirebilecek misiniz? (Sessizlik. Besim Bey ve Fransız subay yazmaya başlarlar.)

MEN İL : Ben şartsız teslim olmuyorum. İkincisi Pozantı kuşatması sırasında müdafaamızı ve gösterdiğimiz cesareti, özellikle 28 Mayıs Savaşındaki askerlerimin cesaretinin takdir edileceğini ümit ederim.

KARAAFAT HASAN: Elbette takdir edilecektir.       .

MENIL: Bu sebeplerden dolayı, teslim şartlan  yumuşak olmalıdır. Bilhassa üzerinde ısrarla

durduğum hususlar ve şartlar şunlardır:

Hayatımız ve üzerimizde bulunana para, saat gibi kıymetli eşyalarımız teminat altında mıdır? KARAAFAT HASAN: (Ayağa kalkar, gezinir) Bakın kumandanım, Türkler asil ve civanmert oldukları kadar misafirperverdirler. Onlar, bonkör oldukları gibi ellerine düşen esirlerden imkan dahilinde her türlü insani yardımı esirgemezler, can ve mallarına tecavüz ve tenezzül etmeyi akıllarından bile geçirmezler. Ecdadımızın bu husustaki fazilet ve kahramanlıkları tarihlere geçmiştir. Meşhur Kanuni Sultan Süleyman gibi bir hakanın bir tutam ekin için, bir sipahiyi idam ettiği tarihlere geçmiştir.

MENİL: Peki. Yiyeceklerimiz, ne diyordunuz siz? Haa iaşe. İaşelerimiz nereden ve nasıl sağlanacaktır? KARAAFAT HASAN: İaşeleriniz tamamıyla hükümetimizce sağlanacaktır. Bizim askerimiz ne yiyorsa aynısı yedirilecektir.

MENİL: Tutsaklık süresince subaylara maaş verilecek midir?

KARAAFAT HASAN: (Gülümser) Subaylar hakkında uluslararası teamüle göre işlem yapılacaktır. Oldu mu?

MENİL: Tamam. Bu da güzel. Peki haberleşmemiz ne suretle yapılacak?

KARAAFAT HASAN: Haberleşmeniz sansüre tabi tutulacaktır.

MENİL: Tamam. Memleketimizden gönderilmesi muhtemel koli vesaire gibi şeyler bize verilecek midir?

KARAAFAT HASAN: Memleketinizden gönderilecek koli vesaire gibi şeyler kontrol edildikten sonra sizlere verilecektir.

MENİL: Bu da tamam. Hasta ve yaralılarımız ne olacaktır?

KARAAFAT HASAN: Hasta ve yaralıların doktorumuz nezaretinde hastanelerimizde tedavi edileceklerinden hiç şüpheniz olmamalıdır.

MENİL: Anladım Hasan Bey. Önceden elinize esir düşen eşim hayatta mıdır? Yanıma verilecek midir? KARAAFAT HASAN: Aileniz hayattadır. Belemedik'teki hastanemizde yaralı ve hastalarımızın tedavisi ile canla başla uğraşmaktadır:

Her iş bittikten sonra yanınıza verilecektir.

MENİL: Aramızda bulunan Türk tebaayı gayri müslimlerle ne yolda İşlem yapılacaktır?

KARAAFAT HASAN: Fransa tebasından olup düşman tarafından teslih edilerek hükümetine ve vatandaşlarına silah kullananlar hakkında Fransız kanunlarına göre ne işlem yapılırsa aranızda bulunan Türk tebaların da aynı cezayı görecekleri ~ doğaldır.

MENİL: Bakın Hasan Bey, ben Umumi Harp'te yani j Almanlarla yaptığımız savaşta Verdün'de büyük yararlılık gösterdim. Bir kadirşinaslık eseri olarak kılıcımı bana veriniz.

 KARAAFAT HASAN: Verdün savunmasında kahraman

bir kumandan olmanız beni alakadar etmez. Esir bir j subaya kılıç bırakmak teamülden değildir. Bu itibar~ r ~ la bu isteğinizi kabul etmiyorum.

MENIL: Öyle mi diyorsunuz? KARAAFAT HASAN: Evet öyle.

MENIL: Silah ve teçhizat ne suretle teslim alınacaktır?

KARAAFAT HASAN: Silah ve teçhizatınızın teslim işi iki taraftan ayrılacak birer arkadaş tarafından yapılacaktır. Subay ve erat üzerinde bulunan her türlü askeri teçhizatla, ustura, jilet ve çakı gibi yaralama araçları da teslim edilecektir. Teslimin ardından subay ve erat gösterilen mahalle gidip istirahat edeceklerdir.

(Menil ve Karaafat Hasan kendi subaylanndan, yazılanları alıp göz gezdirirler ve karşılıklı imzalarlar. Tokalaşırlar. Menil bitkindir. )

MENIL: Hasan Bey, askerlerime birkaç söz söylememe müsaade edersiniz sanırım. Onlara gösterdikleri kahramanlığa hürmeten silahlarının ellerinden alınmaması için çok ısrar ettiğimi söylemeliyim. KARAAFAT HASAN: Tabi söyleyebilirsiniz.

 

K.ARARTMA

 

(Işıklar yandığında Sinan Paşa elindeki telgraf yüksek sesle okur.)

 

Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine,

 

28 Mayıs 1920 tarihinde, Öğleden sonra kahraman      askerlerimizin göstermiş oldukları fedakarlık1ar neticesinde Fransızların altı subay ve 300'ü aşkın neferi kuşatma altına alınmış ve sıkıştırılmışlardır. Vakayı kurtaramayacağını anlayan Fransız kumandanı teslim olmak üzere bazı teklifatta bulunduğundan bir Fransız yüzbaşısı ile yapılan görüşmelerin ardından teslim olmaya razı olmuşlardır.

Cenab~ı Hakkın yardımı ile Karaafat kumandasındaki Karaisalı Jandarma Bölüğü'nün şu ana kadar gösterdiği fedakarlık tarihinin kaydettiği en büyük fedakarlıktır. Bunlann fedakarlıklarını bilumum dindaşlaşma bildir~menizi memleketin selameti adına arz eylerim efendim.

Umum Kilikya Batı Mıntıkası Kumandam Sinan

 

9. SAHNE

(Köy meydan/. Aşiret, Saydereli, Sultan, Yüzbaşı, Adanalı, Aşiretin Kansı, Asker, Köylü sohbet etmekteler.)

 

SAYDERELİ MUSTAFA: Anlat bakalım Hasan, Menil'in hikayesini hele?

d- AŞİRET: Menil sıkışınca bana "Tarsus'a en kısa ~ yoldan nasıl gideriz?" diye sordu. "Ama Gülek ~ Boğazı'ndan olmasın" diyordu. Gülek Boğazı olmazsa Karboğazı da mı yoktu. Ye Menil'i askerleriyle beraber Karboğazı'na götürdüm. Tabi bu arada Karboğazı’na gideceğimizi Sinan Paşa'ya :5 iletmesi için karımı tembihledim.

 

4. PERDE GERİSİNDEN: Teslim olmaktan başka çaresi kalmamıştı Menil'in. Menil ve taburunu teslim alan  kırk kişilik bir gruptu. Kırk tane bahadır. Ve bunların elinde ne bir top ne de mitralyöz vardı. Hepsinin elinde kırık dökük birer cenk hatırası tüfek vardı. O kahraman Fransız kumandanı Menil dövünüyordu. Hele hele Adana'daki General Düfyo'nun Halep'ten takviye aldığı 30.000 kişilik ordusu Toroslar'da paramparça olunca Menil tümden yıkıldı.

PERDE GERİSİNDEN BİR BAŞKA SES: Bu arada Toroslar'da mağlup olanların intikam duyguları kabarıyordu. Yine Adana'da insan mezbahaneleri çalışıyordu. Adana ve havalisinde diri diri insanlar yakılıyordu. Kan ve kin vardı Adana'da. Adana'da esen cehennem rüzgarından kaçmak için Adanalının "kaçması" gerekiyordu. Eğer Adanalı kaçmazsa zulüm ve işkence katliama dönecek, Adana'da Adanalı kalmayacaktı. Tekrar dönmek, toparlanıp intikamını almak için Adanalı Toroslar'a sığınmalıydı. Ne pahasına olursa olsun kendini atmalıydı Toroslar'a.

PERDE GERİSİNDEN: Ye takvim LO Temmuz 1920'yi gösterirken Adanalı bölük bölük yollara dökülmüştü. Bu geri çekilme hareketi tarihe "Kaç Kaç" adıyla geçecekti.

"Kaç Kaç" gerçek manasıyla milli bir kıyamdı. Şimdilik kurtuluş "Kaç Kaç"taydı. "Kaç Kaç" sırasında susuzluğun açtığı yara da derindi. Bir hendek kenarına veya bir çukur içine toplanmış kurbağaların. kirlettiği sulara yüzlerce Adanalının çatlak dudağı dalıyor, Temmuz güneşinin kaynattığı bu pis, kokmuş, kurtlu sular zemzem gibi kana kana içiliyor

du.

 

SULTAN: (Duygulu)

 

ı o Temmuz bilseniz ne kara gündü. Obalar göç etti ocaklar söndü. Adana bir yangın yerine döndü.

O günden ruhlarda bir sızı vardır

O gün döküldü masumlar kanı

Bir "Kaç Kaç" ateşi sardı Seyhan'ı

 Boğulmak istendi Türk'ün imanı

 Şafakta "Kaç Kaç"ın izleri vardır.

 

ADANALI: Allah'ım ne işkence, ne katliam, ne zulüm! Nice taze çocuklar, gürbüz gençler, zavallı ihtiyarlar, zavallı kadınlar... Her gün gözler önünde verilen kurbanlar... Hiç unutamıyorum Mehmet Efendi'yi. Tahtalı Camii bitişiğindeki evinden "Biraz gelir misiniz" diye çağırdılar. Ve gözler önünde boynuna ip geçirdiler. Ermeniler Mehmet Efendi'yi evinden alıp götürürlerken oğlu arkalarından "Babamı nereye götürüyorsunuz?" diye bağırdı. ~ Ermeniler dokuz heceyle şu cevabı verdiler

~ zavallıya:

j "Biraz işi var. Gel. Sen de gel!.." Gözlerimizin önünde zavallı Mehmet Efendi'nin canına kıyıp cesedini götürdüler. Ve sonra kuyuya atmışlar. :5 Fransızlar, bu olayla ilgili şikayetlere kulak bile  asmamışlar. İran konsolosu yapılan bu işkenceleri Fransızlara duyurmak istemiş. Kim dinler? Çekilmez Adana. Fırınlarda ekmek değil, Türk çocukları pişiyor. Ermeni kiliseleri de adeta insan mezbahası. Papazlar da bu mezbahaların kasabı olmuşlar.

 

 PERDE GERİSİNDEN: 25 Mayıs'ta kurtulan Pozantı artık Toroslar'a sığınan "Kaç Kaç"çılara bağrını açtı. Adanalının çoğu Pozantı'ya gelmişti. Zaman kaybetmek boşunaydı. Bütün memleket gibi milli bir mücadele için kıyama kalkmak zorundaydı.

Erzurum ve Sivas Kongrelerinin milletin teşkilatlanması açısından büyük bir önemi vardı. Pozantı'da da bir kongre yapılmalıydı. Erzurum ve Sivas Kongreleri'nin kutsal fikirleri düşünce safhasından hareket safhasına geçmeliydi.

Ve 5 Ağustos 1920'de Pozantı'da bir kongre yapılmasına karar verildi. "Kaç Kaç''tan sonra Adana'dan kaçan onbinlerce Adanalı Pozantı'da yapılacak bu kongreden çok şeyler bekliyordu. Pozantı'dan geçen Çakıt suyu artık binlerce Adanalının, binlerce Çukurovalının gözyaşını dindirmek, yüreklerindeki yangını söndürmek için akıyordu. Acı çeken kalplere, yanık yüreklere su serpen haberler dolaşıyordu. Mustafa Kemal ve Fevzi Çakmak kongre için Pozantı'ya geldiler. Ve 5 Ağustos Perşembe günü milli cihadın ateşini tutuşturan Pozantı Kongresi yapıldı.

 

(Sinan Paşa girer. Herkes ayağa kalkar.)

 

SİNAN PAŞA: Selamün aleyküm. (Selam alınır)

Oturmalarını işaret eder. Otururlar.) Nasılsınız? Görüyorum ki hepiniz iyisiniz. Daha iyi olacak. Daha iyi günler göreceğiz. Zorlu bir mücadele ile halkımız ordusuyla elele verdi. Pozantı'yı ve civarını kurtardı. Şimdi hedef Adana ... Çok geçmez bu inanç ve bu azimle Adana da düşer elbet.

ADANALI: Paşam Adana'da sadece Fransız işgali değil, Ermeni zulmü de var. Ermeniler ortalığı kastı kavurdu. "Kaç Kaç" olmasaydı, ya güpegündüz kurşunlanmıştık, ya boğazlanmıştık; ya mezbahalarda ya da fırınlardaydık. ..

SİNAN PAŞA: Sen "Kaç Kaç"çılardan mısın?

ADANALI: Evet, beri Adana'nın yerlisiyim.

SİNAN PAŞA: Bitti Adanalı bu işkence. Adana'yı baskı ve işkence altında tutmanın mümkün olamayacağını kabul edecekleri gün geldi. (Gezinir) Pozantı ve civarının kurtulması ve ardından orada bir kongrenin yapılması benim bu konudaki inancımı bir kat daha arttırdı. Burada Pozantı'da yapılan kongreyi anlatacağım sizlere. Kimler )(oktu kongrede ... Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak, memleketin dört bir tarafından gelen delegeler, Adanalı, Çukurovalı ... Mustafa Kemal öyle bir konuşma yaptı ki tarihe geçecek bir nutuktu. Bütün konuşmalar, sancılar  içinde kıvranan bu topraklara, bu millete yeni ufuklar açıyordu. Heyecan alkışlan, alkışlar mücadele  azmini pekiştirdikçe pekiştirdi. Delegeler heyecan ~ karşısında gözyaşlarını tutamadılar. İki gün süren  kongrede memleketin hemen bütün dertleri dile getirildi. Çareler üzerinde duruldu.

 

~ SAYDERELI MUSTAFA: Sinan Paşam Adana'ya kötü haber veriyorlar. Kurtulur mu dersiniz hele?

 

SİNAN PAŞA: Bütün memleket kurtulacak, bütün memleket. Bakın kongrenin ikinci oturumunda diğer memleket meseleleri ile beraber Adana'ya dair çeşitli konular üzerinde duruldu. Herkes düşüncesini söyledi. İsteklerini dile getirdi. Bu arada Adana cephesi için top istendi. Bunun üzerine Mustafa Kemal Fevzi Çakmak'la görüştü. Hemen Adana cephesine top verileceğini müjdeledi. Size bir şey daha söyleyeyim. (Hepsi merakla) Bundan böyle Adana kurtuluncaya kadar Pozantı, vilayet merkezi oluyor.

HEPSİ: Vilayet merkezi mi?

SİNAN PAŞA: Daha mı olmasın? Adana işgal altında. Evet vilayet merkezi oluyor. Yeni Adana adlı gazete Pozantı'da basılacak. Hükümet erkanı bile açıklandı:

 

Vali İsmail Safa Bey, Polis Müdürü Hacı Hilmi Bey, Belediye Başkanı Dıblanzade Mehmet Fuat Bey, Defterdar Ahmet Bey, Vilayet Hakimi Kadızade Fevzi Bey, Jandarma Alay komutanı Yarbay Sami

Bey ... Şimdilik görevlendirme bu şekilde. Hadi otur~ mayalım. Duracak zaman değil. Hep birlikte hükümet erkanını kutlayalım; onlara inandığımızı, güvendiğimizi söyleyelim, görevimizi soralım.

(Ayağa kalkarlar, sahnenin önüne doğru ilerler. Sinan Paşa öndedir.) Şunu Fransa ve bütün işgalciler bilsinler ki kendileri ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar Türk milletini yok etmeğe asla kimsenin gücü yetmeyecektir. HEPSİ BİRDEN: YAŞASIN TÜRK MİLLETİ, YAŞASIN VATAN, YAŞASIN BAYRAK. KARA BULUTLAR KALKIN ÜSTÜMÜZDEN !

 

PERDE KAPANIYOR

 

 

ATATÜRK'ÜN POZANTI NUTKU'

 

"Büyük Millet Meclisi adına cepheleri ziyaret ederek Meclis'in sevgi dolu teşekkürlerini sayın mücahitlerimize bildirmeye memur olan heyetimizin, mücahit ordularının öncüsü, bütün İslam aleminin iftihar ettiği ve gözünün nuru saydığı Adana vilayeti halkıyla samimi bir surette temasa gelmekten duyduğu haz büyüktür.

 

Adana'nın Sayın Müslümanları!

Siz, Fransızlar tarafından insanlık haklarına sahip ve adalet icaplarına,tamamıyla aykırı olduğundan, mütarekenin, yırtılması üzerine, gözlerinizi bir taraftan İstanbul Hükümetinin faaliyet sahasına, diğer taraftan da belki harekete gelir diye, Garbın insanlık ve adalet duygularına çevirerek, bir müddet sakin ve adaletsiz kalmıştınız. Bu halden cüret alan düşman, bu sükun ve tevekkülün altında saklanmış olan kahramanlık ve fedakarlık cevherini anlamayarak, cüret sınırını genişletip, kıymetli memleketimizi işgal etmişti. Peygamberin esaret tanımayana dindar ümmetinin cihat ordularına öncü olma şerefiyle iftihar eden siz aziz Adanalı  dindaşlarımız, kalplerinizde sönmez bir azim ve iman taşıyarak gözlerinizi eski amaçlarından çevirip, bir taraftan Peygamberimizin türbesi ile şehit mezarlarının, diğer taraftan da milletimizin iftihar edeceği harikalarla dolu tarihimizin işaret ve irşadına uyunuz. O andan itibaren Adana Müslümanları, Bütün Anadolu için vatanseverlik örneği oldular. Düşmanların tecavüzlerine karşı, gerek maddeten, gerek manen yıkılmaz, demir bir set olmak şerefini hakkıyla kazandılar. Düşmanların bizi tamamen yok etmek için besledikleri niyet ve haç'ın düşmanlığı karşısında mübarek hilal'in gerçek durumu, artık bütün vatandaşlarımız tarafından tamamıyla anlaşılmıştır.

Şeref ve istiklal davasında faydalanacağımız başarı araçlarının bereketli kaynağı sadece Anadolu değildir. Avrupa'nın bin bir türlü zulmüne ve haksızlıklarına uğrayarak esaret duygularının çeşitli acılarını çekmiş.olan Mısır'daki, Hindistan'daki, Rusya'daki, Afrika'daki Müslüman kardeşlerimiz, Gözlerini Allah'ın rahmet ve merhamet eşiğine, ezici ve zalim kudretinin bütün şiddetiyle İslamiyet nurunu söndürmek için her türlü alçaklığı yapan ve tecavüzlerini, taarruzlarını peygamberimizin kabrine kadar uzatmaya cüret eden düşmanlara çevrilmiş ve bize bütün varlıklarıyla, maddi manevi yardıma karar vermiş bulunuyorlar. Fazla olarak, Rusya'da insani ve yüksek gayelere etrafında toplanmış olan ve her milletin hakkına riayet etmeği esas olarak kabul eden, günden güne yayılarak zulüm ve tahakküm alemini yıkmakta olan muazzam kuvvetler de bize azami yardımda bulunmayı vaat etmişlerdir.

Gerçek kuvvetini Allah'ın yardımından alan, şerefini, istiklalini koruma uğrundaki bütün fedakarlık duygularını şan ve şeref dolu ecdadımızdan miras alan Milletimizin, yakın zamanda, her türlü manasıyla, dini ve milli tarihine şanlı ve yeni

sahifeler ekleyeceğine şüphe yoktur. Bu övünç sahifelerinde Adana ve havalisi Müslümanlarının en parlak yeri alacağı hususundaki genel ve kesin inanca tercüman olmakla duyduğum sev~ inç pek büyüktür.

Tanrı'nın milletimize lütfedeceği başarının yük~ sek tecellilerine mahzar olmamızı Allah'tan diler, hepinize gerek Büyük Millet Meclisi, gerekse bütün İslam Alemi namına teşekkürlerimizi sunarız, sayın gaziler

 

Pozantı, 5 Ağustos 336 (1920) Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal

 

Mustafa Kemal, 5 Ağustos 1920 tarihinde yapılan Pozantı Kongresi'nin ardından yukarıdaki yazılı açıklamasının yayınlanmasını isteyerek öğleden sonra Pozantı'dan ayrıldı.

 

*Pozantı Nutku günümüz Türkçesi'ne sadeleştirilmiştir.

 

 

                  

 

Sudoku Oyunu

Advertisement

Anketler

Sitemize nereden girmektesiniz?
 
12 Eylül Referandum Anketi
 

e-TIR Market

Online Sözlük




Fotoğraf Galerisi

Hoşgeldiniz

 
Pa Ps Sa Ça Pe Cu Ct
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
Bugün : Pazartesi 6 Eylül 2010

Video Galeri

Flaş Haber

Hava Durumu

Önemli Bağlantılar

Pozantı Sevdamız Pozantı Sevdamız - Kara Bulutlar Kalkıyor - Edb. Öğrt. Mahmut Dündar

Foto Cemre

Ayrıntılı Bilgi İçin Tıklayınız

MYCOM

Ziyaretçi Sayısı

Bugün89
Dün293
Bu Ay1564
Toplam140616

Kimler Sitede

Şuanda 3 misafir bağlı

İçerik Sorumlusu, Site Sahibi : Volkan Uysal    Web Tasarım: Ali DÖŞLÜ