Toroslarda Türklere Esir Düşen Fransız Kumandanı ve Eşinin Türkiye Anıları
 

Okunma Sayısı : 3051

Image

Çukurova'nın şanlı tarihine hizmet noktasında çok önemli katkıları bulunan Araştırmacı-Yazar Taha Toros'un büyük araştırmasını sizlerle paylaşmaktan onur duyuyorum.Taha Toros Paris'te Madam Mesnil'le bizzat görüşme fırsatı bularak Binbaşı Mesnil'in hatıra defteri ve Fransız Harbiye Nezaretine sunduğu harp jurnaline ulaştı.Kurtuluş Savaşı'nın Toroslar'da cereyan eden bölümüne ışık tutacak nitelikteki bu anıları,Türk kaynaklarıyla karşılatırmak suretiyle,1972 yılında 'Milliyet' gazetesinde 19 makale halinde yayınladı.İstemihan Talay'ın Kültür Bakanlığı döneminde kendisine teklif sunularak bütün araştırmalarının kitaplaştırılması ricasında bulunuldu.'Kurtuluş Savaşında Çukurova' adıyla 2001 yılında yayınlanan eser tarih arşivlerimizdeki saygın yerini almış oldu.Sayın Taha Toros'un kıymetli ellerinden öpüyor günlerce süren hazırlıkla yazıların net ve düzenli çıkması için tarafımca bizzat worda yazılarak hazırlanan bu büyük araştırmayı ilgiyle okuyacağınıza inanıyorum.Lütfen tıklayınız...

Adana'nın Bayrak Adamı,Vatansever Araştırmacı Taha Toros'a Sonsuz Şükranlarımla 

Image

 İlk defa internet ortamına yüklenmiş olan  bu içeriği Çukurova'nın Kurtuluşunda Can Vermiş  Ama Bir Karış Toprak Vermemiş  Şehit ve Gazilerimize,bu bilgilere ulaşarak tarihimize ışık tutan Sn.Taha Toros ve Ailesine ithaf ediyorum...    

 Müzik Öğretmeni Volkan UYSAL

 

 

Verilen emeklerin kopyala yapıştıır yapılarak ve kaynak gösterilmeden yayınlanması bir hırszlıktır)   

 

TOROSLARDA TÜRKLERE ESİR DÜŞEN FRANSIZ KUMANDANI VE EŞİNİN TÜRKİYE ANILARI       

                          Kaynak:TAHA TOROS ''Kurtuluş Savaşında Çukurova'' 

 

  Kumandan Pierre Mesnil 1880 yılında Paris'te doğdu. College Spamir­las'da öğ;renim gördü. İlk hizmet yıllarını teğmen olarak Fas'ta geçirdi. 1907 yılında kendi yaşında olan Edrige Aubry ile evlendi. Çocukları ol­madı. Eşi Fransa'da üç yıl tıp tahsili yaptıktan sonra hemşirelik dip­loması alarak orduya katıldı. Karı koca müşterek hayatlarını, Fransız or­dusunda ve savaş meydanlarında geçirdiler. Madame Mesnil mevzilerdeki hastaları ve yaralıları tedavi eden, onlara moral veren ve bu hizmetlerin­den haz duyan bir kadın olarak Fransa'da ün yaptı. Birçok madalaylar aldı.Karı koca 1914'de başlayan i. Cihan Harbi'nde, Alman cephesinde ön saflarda çalıştılar. Mesnil o zaman gözde bir yüzbaşı idi. Sasson ve Niyon'da gösterdiği kahramanlık üzerine 1917 yılında binbaşılığa yükseltildi. Mareşal Pete'nin, Mesnil'in siciline konulmak üzere gönderdiği emir, 412. Piyade Alayı'nın 27 Şubat 1919 tarihli tebliğinde şu cümleleri taşıyordu:"Üstün tabiye kabiliyeti ile, birlikleri sevk ve idaredeki bilgili ve ölçülü tutumu ile temayüz eden pek değerli tabur kumandanı Mesnil, 412. Pi­yade Alayı'na tayin edildiğinden itibaren yapılan bütün savaşlarda ikinci taburun başında büyük başarılar göstermiştir. 1918 yılının Eylül ayın­daki savaşlarda zehirli gazlarla ciddi şekilde zehirlenmiş ve durumunun ağır olmasına rağmen görevi başında kalmakta ısrar etmiş ve ancak göz­lerinin görmemeye başlamasından sonra görevi başından alınmasına mü­saade etmiştir. Bu tutumu ile maiyetindekilere manevi kuvvetin üstün bir örneğini vermiştir."Mesnil 1919 yılında Kilikya'nın işgaline, Alman cephesinde zafer ka­zanan taburu ile gönderildi. Ilk görevi, Tarsus kumandanlığı idi. Sonra­dan 412. Piyade Alayı'nın 2. Taburu ve 19. Avcı Alayı'ndan seçilmiş bir süvari bölüğü ile kurulan takviyeli birliğin kumandanı olarak Torosların askeri bakımdan merkezi olan Pozantı'nın işgaline başlayarak güneye inen Çiftehan, Pozantı, Belemedik (Karapınar). Hacıkın ve Kerbek'e kadar uzanan Anadolu-Bağdat demiryolunun mühim noktalarını işgal ve müda­[aa ediyordu. Eşi Madame MesniL, Pozantı Adana tren ilk istasyonu olan Belemedik'te i. Cihan Savaşı'nda Almanların inşa ettiği bir binada Fransız yaralılarını tedavi ederken 8 Nisan 1920 tarihinde milli kuvvetlerin ani baskını ile eşir düştü. Türk kuvvetlerine kumanda eden Garbi Kilikya Kumandanı Tekelioğlu Sinan, Madam Mesnil'le görüşerek, Pozantı'da et­rafa milli kuvvetlerce abluka edilmiş olan kocasına mektup yazarak tes­lim olmasını bildirdi. Madame Mesnil bu tebliğe uyarak kocasına gön­derdiği mektupta teslim olmasını istedi. Fakat Kumandan Mesnil böyle bir teslimi Fransız askeri şerefine aykın bulduğundan red cevabı verdi. Sonunda Adana'daki Fransız Tümen Komutanı General Dufieux'dan  uçaktan atılan mesaj üzerine kaderiyle başbaşa bırakıldı. Bununla bera­ber, Türk mu hasara çemberini yararak Mersin'e geçebilme şansını dene­mesi tavsiye edildi. Fakat Torosların geçit vermez dar bir boğazı olan (Kar Boğazı) semtinde milli kuvvetlerin tuzağına düşerek teslim olmak mecbu­riyetinde kaldı. Kendisini esir edenlerin bir avuç milis kuvvetten ibaret olduğunu gören Kumandan Verdun da Almanlar karşısında kazandığı başarıyı yok eden bu teslim olayının etkisiyle Türkiye'de esaret günlerini büyük üzüntü ve ruh buhranlarıyla geçirdi. Bu üzüntü ciğerindeki verem başlangıcını körükledi. Fransız hüku­meti ile Ankara'da müzakereleri cereyan ettiği günlerde varılan anlaşma üzerine 1921 Eylül'ünün sonuna doğru hürriyetine kavuştu. Daha sonra morali bozulan kumandan Mesnil 24.6.1924 tarihinde Coblenz'de öldü.     

 

KURTULUŞ SAVAŞıNDA TOROSLARDA TÜRKLERE EsiR DÜŞEN FRANSIZ KUMANDANI İLE  EŞİ

 Image 

Image 

   Birinci Dünya Savaşı'nda Verdün kahramanı olarak tanınan E. Mesnil. bacagından yaralanmış. nişanlar almış bir subaydı. Kurtuluş Savaşı sırasında. takviyeli bir taburun kumandanı olarak. (Pozantıl'da. ileri hatta görevlendirilmişti. Milis kuwetlerinin Pozantı'yı abluka altına alması üzerine, taburuyla beraber Pozantı'yı terk ederek Karbagazı 'na geldiginde. 42 Türk kahramanı tarafından, 28 Mayıs i 920 günü esir alındı .•   Toroslar'da Belemedik mevkünde Fransızların hastanesini yöneten Hemşire Madam Mesnil 8 Nisan 1920 günü esir alındı.    • Paris'te bulundugumuz yıllarda, Madam Mesnil ile tanışarak kendisinden. eşinin (Harp Journall'ını ve -yayınlanmamış anılannı- almıştım. ilginç olan Türkiye'deki esaret anılarını bu bölümde bulacaksınız. 

 Image 

Kurtuluş Savaşında Türklere esir düşen Fransız Kumandanının Pozantı'ya ait notları ve esaret anılarından bir sayfa  

 

  MADAM MESNİL'İN YAŞANTISI     

 

  Madam Mesnil, Türkiye'deki savaşlarda ve esaret günlerinde, ömrünü yaralıları tedaviye adamıştı. Moral düzeltici gayretleri, Fransız ve Türk yaralıları üzerinde büyük sempati yaratmıştı. Esaretten kurtulup, Suriye'ye döndüğü zaman kendisine Fransa'nın en üstün nişan ve madalyası verildi ve ömrü boyunca maaş bağlandı. Harpte büyük yararlık gösteren generallere yapılan işlem, onun hakkında da uygulandı. Legion d'honneur nişanını alanların yaşadığı Paris'te 150 kın'lik Tilleur Şatosu'nda 1971 Nisan ayında, 90 yaşını tamamlayarak öldü. Türkiye'deki esaret hayatı sona er ip Şam'a gittiğinde, 16 Ocak 1922 tarihinde, kendisine yeni bir nişan verildi, bunun gerekçesi şöyleydi: "Beledik Hastahanesi'nde hemşire olduğu sıralarda düşmanın eline esir düşmüş, esareti esnasında hayret ve hayranlık uyandıracak surette, kendi sağlığını harcayarak yorulmak bilmeyen bir gayretle esir düşen Fransız yaralılarının itina ile bakımına ve onların moralini yükseltmeye büyük gayret göstermiştir. Karakterinin metaneti, cesaret ve taşıdığı   haysiyet ve şerefiyle burada da en çetin Kemalistlerin bile takdirini ka­zanmıştı. Şahsında Fransa'yı temsil eden meziyetleriyle herkesten saygı görmüştür. "  

  

 HATIRATIN KAPSAMI-KULLANILAN METOT   

 

   Kumandan Mesnil'in gerek hatıraları. gerek Fransa'daki ilgili merci­lere sunduğu harp jurnali.bizim harp tarihimiz bakımından da ilginçtir. Ancak biz hatıratın bir harp jurnali niteliğinde günü gününe yayınlan­ması yerine içerisindeki önemli konuları yansıtma yönünü uygun bulduk. Mesnil'in hatıralarında. t afsız kalamadığı. birçok olayları tespit ettik. Bunları. savaşın beri tar ındaki milli kuvvetler kumandanı ile subayla­rının elimizde bulunan h tıra notları ile karşılaştırarak bir değerlendir­meye tabi tuttuk. Bu sur tle Mesnil'in hatıraları. bu hatıratta sık sık ad­ları geçen kumandanlar an Tekelioğlu Sinan Paşa (rahmetli Sinan Teke­lioğlu) ve Hasan Bey ( illi Mücadele'de Kara Afet namıyla tanınan rah­metli emekli jandarm müfettişi Albay Hasan Akıncı) ile Besim Bey (Rahmetli malul gazi Besim Albayoğlu)'in kitap halinde yayınlanmamış olan notları da bu hatıratı cazip kılacak bir iki karşılaştırmaya vesile teşkil etmiştir. Mesnil'in hatıratında genellikle Türkler'in aleyhine ve lehine olmak üzere bazı görüşler yer almaktadır. Aleyhteki cümlelerin nedenleri. daha çok psikolojiktir. Milli kuvvetlerin Pozantı'da abluka altına aldığı MesniL, kendisine yapılan teslim tekliflerini reddetmekte inat göstermiş ve bu gu­rurlu kumandan Pozantı'dan taburu ile firar ettikten. iki gün sonra. To­rosların karlı. uçurumlu bir vadisinde. evinden çiftesini ve silahını kapan bir avuç köylü tarafından tuzağa düşürülerek teslime mecbur edilmiştir. Böyle cüzi bir kuvvete esir düşen ünlü bir kumandan bu olayı askerlik gururuna ve geçmişteki kahramanlığına yedirememiş. hatıralarının mü­him kısmını bu ruh haleti içerisinde kaleme almıştır. Esasen psikolojik sebeplerle de kendisinden Türklere karşı büyük bir methiye beklemek mümkün olamazdı.  Bu nedenlerle. kendisini taburu ile birlikte esarete sürükleyen olayı. kaçınılmaz bir hadise olarak bağlı bulunduğu Fransız mercilerine bildi­rirken. bir savunma taktiği kullanmıştır. Esasen hatıratın ağırlığını bu konu teşkil etmektedir. Bu bakımdan. Mesnil'in olayları kendi görüşüne göre değerlendirmiş bulunmasını normal saymak gerekir. Bu arada bizim bakımımızdan hatıratın en değerli paragrafını. Türk resmi mercilerinde izi bulunmayan. temsil protokolunun bir kopyasını içine alması teşkil et­mektedir.    Image Madam Mesnil,askeri hemşire olarak yetiştirilmiş Birinci Cihan Savaşında kocasıyla birlikte Almanlarla ön safta saaşa katılmış daha sonra da Toroslar'daki savaş cephesinde üstün hizmetleriyle nişanlar almış,Fransızların duayen hemşiresiydi.Bu fotoğrafın büyütülmüşü son yıllarını geçirdiği ve emekli generallere tahsis edilen Tilbul şatosunda kendisine tahsis edilen odada asılıydı. Image Madam Mesnil son yıllarını geçirdiği emekli generallere mahsus olan şatoda 90 yaşında öldü.Bu fotoğraf ölümünden üç sene evvel alınmıştır.  

 

 KARŞıLıKLı İMZALANAN TESLİM PROTOKOLÜ   

 

   Aylarca muhasara altında bulunduğu Pozantı'dan 25-26 Mayıs 1920 gecesi firar eden Mesnil'in, iki gün sonra, kendisini Karboğazı mevkünde teslime mecbur eden konu, hatıratta geniş bir yer almaktadır. Türklerle imzalanan teslim protokolu ve bundan önce yapılan görüşmeler, uzun uzun izah edilmiştir. İki nüsha olarak, o zaman Karaisalı jandarma ku­mandanı olan, Üsteğmen Hasan Bey'le Kumandan Mesnil arasında imza­lanan teslim protokolunun Türkçe nüshası, her nedense Türk arşivle­rinde yerini bulmamıştır. Böyle tari • bir olayın tespitine yarayan proto­kolun, harp tarihimiz için büyük ··nemi aşikardır. Protokolu milli kuvvet­ler adına imzalayan Has ey (rahmetli emekli Albay Hasan Akıncı) ölümünden evvel elde et ığimiz Mesnil'in hatıralarında bu teslim protoko­lunun bir kopyasının bulunmasına pek sevinmiştir. Harp tarihimizin ar­şivi için böyle bir belgenin sağlanan kopyası ne de olsa bir noksanlığı ta­mamlayacak niteliktedir.    

 

  MADAM MESNİL'İN ANıLARI     Madam Mesnil'in harp jurnali ve hatıraları yanında, mühim olayları sonradan hafızasına güvenerek kaydetmiş bulunan Madam Mesnil'den de müteaddit görüşmelerimiz sırasında, notlar alınmak suretiyle fayda­lanılmıştır. Madam Mesnil, dünya basınını, gözleri kapanıncaya kadar takip etmiş, münevver bir Fransız kadınıydı. Anılarını bana büyük bir ra­hatlık içerisinde tekrarlamıştı.   

 

  BU HATıRATıN BÖLÜMLERİ   

 

 Kumandan Mesnil, hatıralarını beş kısımda toplamıştır: 1. Pozantı kuşatmasından önceki harekatın özeti. 2.    Pozantı muhasarası (29 Mart-25/26 Mayıs 1920). 3.Pozantı'dan, huruç hareketi ile, Mersin'e doğru yola çıkış (25/26 Mayıs-19 Mayıs 1920). 4.    Teslim oluş ve esaret hayatı (29 Mayıs 1920'den sonraki günler). 5.    Esaretten kurtuluş (21 Eylül 1921).  Image Toroslarda Belemedik'deki Fransızların küçük hastanesini yönetirken Türklere esir düşen Madam Menil,Fransızlarla yapılan Ankara Andlaşması üzerine ülkesine dönmüş,devletinin en büyük iki nişanını alarak emekli generallere huzurevi olarak tahsis edilen bir şatoda yaşamını sürdürmüştü.Kendisini ilk ziyaretimde(1960) 80 yaşındaydı.Güçlü hafızasıyla anılarını dile getirdi.Kocasının Harp Jurnalini ve hatıra defterini yararlanmamız için verdi.Madam Mesnil 90 yaşında öldüğünde savaşta kahramanlık göstermiş emekli generallere yapılan bir törenle toprağa verild. 

 POZANTI'NIN MİLLi KUVVETLER TARAFINDAN KUŞATıLMASI  

  Mesnil hatıra defterine 16 Mart 1920 Çarşamba gününden itibaren. günlük olayları kaydetmiştir. 27 Mart Cumartesi günü Çiftehan yolunu tamir ettirirken Türklerin yaylım ateşi sonunda. en değerli subaylarından Yüzbaşı Lebele ağır surette yaralanmış ve 28 Mart 1920 Pazar günü Be­lemedik'deki hastahanede ölmüştür. Mesnil'in hatıralarına göre. Pozantı'nın ve taburunun Türkler tarafın­dan abluka edilmesi 29 Mart 1920 Pazartesi tarihine rastlamaktadır. Harp jurnalinde ve hatıralarındaki notlarından kumandanın bugünlerde pek telaşlı. endişeli olduğu anlaşılıyor. Türkler Pozantı etrafındaki tepeleri sarmıştır. Belemedik'ten beklenen özel tren geceyarısı Pozantı'ya gelmiş ve içindeki askerler Pozantı etrafında tahkim edilmiş siperlere yerleşti­rilmiştir. Bunlar arasında toplar da vardır. Türklerin bugün yaptıkları yaylım ateş saat IS:00'de başlamış. Cezayirli Müslümanların müdafaa ettikleri siperlerde iki Cezayirli ölmüştür. Mesnil. Pozantı yakınındaki tü­nelin kendisi tarafından muhafazasının artık müşkül olduğunu kaydedi- y~Burada Türklerin de zayiatı olduğunu kaydediyor. Burada Türklerin de zayiatı olduğunu belirterek karakolunu geri çekmek mecburiyetinde kaldığını itiraf ediyor. Geceyarısına kadar silah sesleri devam ederken saat 2:30'da Anada'daki Fransız tümen komutanından bir şifre almıştır. Bunda Nisan'ın birinci günü 6.5 mm. çapında dağ toplannın gönderileceği bildirilmiştir. 30 Mart Salı günü saat 9:20'de kumandan Mesnil Adana'daki Tümen Komutanına şu şifre telgrafı göndermiştir:

 "Düşman (Türkler) geceden faydalanarak Pozantı'nın şimalinden içeriye doğru ilerledi. Doğu ve batıdan yaptığı ilerlemelerle garnizonu ku­şatmaya çalışıyor. Biz mümkün olduğu kadar onları 1500 metreden fazla yaklaştırmamak için bütün gayretimizle uğraşıyoruz. Pozantı ile Bekle­medik arasındaki şimendifer yolunun bu akşam. nihayet yarın sabaha kadar Türklerin eline geçeceğini tahmin ediyorum. Ben buna mani ola­mayacağım. Göndereceğinizi bildirdiniz dağ toplarının da vaktinde elimize ulaşamayacağından endişeliyim."     MESNİL   

 

   Bu telgrafın yazıldığı saatlerde Türklerin Pozantı üzerindeki baskısı artmıştır. Mesnil. 31 Mart Çarşamba günü savaşın kendi lehlerine dön­düğünü 30-31 gecesi şiddetli çarpışmalar olduğunu. 20 kişilik bir Türk devriye kuvvetinin saat 23:00'e doğru Cezayirlilerin bulunduğu şimal ka­rakolunun önüne kadar geldiklerini. mukabele gördüklerini ve Cezayirli­ler Bölük Kumandanı'na sığındıkları hanı yakması emrini verdiğini. şafak söktüğü zaman Türklerin Pozantı şirnalindeki tünel üzerinde istihkam yapmakta olduğunu. öğle üzeri Adana'dan gelen trenle gönderilen 80 Ermeni'nin tabura katıldığını. saat 16:00'ya doğru 30 kadar Türk askerinin (Arnaşa) köyüne doğru ilerlediğini. 20 kadar Türk askerinin de istihkfun­lar arasına girmeye çalıştığını ve makineli tüfek ateşi karşısında durdu­rulduklarmı. Türklerin iaşeleri için Akköprü ile Pozantı arasındaki tünel­lerin kullanıldığını akşama doğru Tarsus yolunun telgraf ve telefon hat­larının kesildiğini Pozantı'dan 2.5 km. uzakta bir lokomotifin meydana çıktığını, Türkler tarafından ray Vidalarının sökülerek bu işin yapıldığını, 3'ü asker olmak üzere 10 kişinin öldüğünü. Yüzbaşı Mauret'nin bir dev­riye ile kaza yerine gönderildiğini kaydetmektedir. Gece yarısına doğru Kumandan Mesnil Adana'daki tümen komutanına aşağıdaki telgrafı ulaştırmıştır?              

 Tümen Komutanlığına Tek lokomotifimiz Pozantı-Belemedik arasında 286. km'de yoldan çık­mıştır. Artık bu yol kullanılamaz haldedir.  -MESNİL    Mesnil hatıra defterine günlük vukuatı özet olarak kaydetmeye devam etmiştir:    1 Nisan 1920 Perşembe-31 /1 gecesini çok rahat geçirdik. Yalnız bir kaç tüfek sesi. .. Saat 7:45'de durumu şifre ile tümen komutanına bidirdim. Durumumuzu muhafaza ediyoruz. Dün telefatımız olmadı. Kesilen şi­mendifer yolunun tamiri için Belemedik'e gönderdiğim Yüzbaşı Mouret'ye talimat verildi. 1/2 Nisan gecesinde ta mirat bitecektir. Bu yolun onarılma­sından sonra. beklemekte olduğumuz dağ toplarının trenle acele gönderil­mesini rica ederim. Başkaca kayda değer bir şey yok.                                                                                                                                                     MESNİL    

 

 Bugün saat II :OO'de piyade alayına mensup Colonel Gracy! Adana'dan Belemedik'e geldiğini telefonla bana bildirdi. Öğleden sonra tekrar telefon ederek almamız gereken tedbirleri görüşecektik. Özellikle 6.5'luk top bataryasının Pozantı'ya sevki için lüzumlu hususları konuşacaktık. Ne çare ki, Türkler Belemedik-Pozantı arasındaki telgrafve telefon hatlarını kestiler. Bu suretle aramızda hiçbir bağlantımız kalmadı. Toros dağlarında mahsur durumdayız. Akşama kadar düşman herhangi bir faaliyet göstermedi. Saat lB:OO'e doğru garnizonumuz üzerine top ateşi açıldı. Buna ağır makineli tüfeklerle ve obüs toplarımızIa karşılık verdik. 

 Image 

İşgal Yıllarında POZANTI 

Image

 Image Çukurova'nın işgalinde Fransız ordusunun öncü taburu Toroslar'ın yeğane geçit yolu üzerinde Pozantı'yı işgal etmişlerdi.Kumandan Menil Pozantı sırtlarında tümeninden gelen bir arkadaşı ve yanından hiç ayırmadığı köpeği ile.

 Image 

Image 

Kumandan Mesnil'in Pozantı'da hazırladığı Harp Jurnalinin El yazısıyla kapağı Jurnaldan kendi imzasıyla bir bölüm 

 1 Colonel Gracy daha sonra kumandan Mesnil'i kurtarmak için Tarsus ve Adana'dan yola çıkan 3500 kişilik bir kuvvete kumanda etmiş ve Tarsus'un şirnalindeki Kavaklı Han mevkiinde küçük miktardaki milli kuvvetlerce geri püskürtülmüştür. Daha sonra bir talihsizlik eseri olarak Molla Kerim adındaki şöhretli milis şefini esir aldıgı için rütbesi generallige yükseltiimiştir.  Image  Fransız ordusunda, i. Dünya Savaşı'nda Alman cephesinde. Çukurova'nın işgaline Torosların en ileri bölgesinde yaralıları tedavi eden bir hemşire olarak tanınan Madam MESNİL, (Belemedik)'deki şefligini yaptıiP- hastanede tedavi ettigi Fransız askerlerin Cezayiril bir Müslüman ile.      2 Nisan 1920 Cuma-Belemedik ile Pozantı arasındaki yolu tamir e Türklerin yaylım ateşleri arasından sıyrılan 8 vagonlu lokomotif 8:40 Pozantı'ya saıimen geldi. Bu katar. bir kıt'a 6.5'luk top. bir kıt'a piyade iaşeyi bize ulaştırdı. Saat 12:20'de ikinci bir trenle Albay Gracy. 10. fişek. 100 bomba. 200 top mermisi ve askerler için lüzumlu şaraplar Pozantı'ya geldi. Aynı gün, Adana'ya ulaşmak üzere, Beledik'e dön d Nisan günümüz genellikle sakin geçti. Biz mümkün olduğu kadar, as' ­lerimizin istirahatine itina ediyorduk. Saat 18:00'e doğru Türkler, g zona birkaç atış yaptılar. Kumandan muavirıi yaralandı. Gece 18. ala. 2. bölüğünü teşkil eden Cezayirlilerden birtakım. Gülek Boğazı yak daki (Kadir Hanı) Karakolu ile bağlantı sağlamak üzere yola çık W Bunlar 4 Nisan sabahı döndüler. Bize şunları anlattılar: Kadirhan tam men yok olmuş ve yanmıştır. İçerisindeki Müslüman Cezayirli asker e ­den hiçbir eser yok. Bunların Türkler eline geçtiği sanılıyor.    

 

  KUMANDAN MESNİL'İN KÖY MUHTARINA GÖNDERDİGİ TEHDİTNAME     

 

Pozantı muhasarası gittikçe daralıyor, çevredeki milli kuvvetler artı­yordu. Kumandan Mesnil, Pozantı'ya en yakın bir köyolan Arnaşa köyü muhtarına bir tehdit mektubu göndererek kendisini garnizona davet edi­yordu. Hatıra defterinin 8 Nisan Perşembe gününe rastlayan yaprağında şu satırlar yer alıyor:

 

"Arnaşa Köyü Muhtarına, Biz, seni ve Arnaşa köylülerini kendimize dost biliyorduk. Halbuki çete­lerin köyünüze geldiğini ne sen, ne de köylülerden biri bize gelip haber verdi. Bana bu haberi vermek için niçin gelmediniz? Hiçbir şeyden korkma! Sana hiçbir fenalık yapılmayacak. Ancak, bize silahsız olarak ve ellerinizi başınıza koyarak gelmelisiniz ... Bu mektubumu sana getiren adamla birlikte, benimle görüşmek üzere Pozantı'ya gel. Ay­rıca, bu mektubumu getiren adama dokunulmamasını tavsiye ederim. Şa­yet ona bir fenalık yaparsanız ve bu adam akşam karanlığı basmadan bize dönmezse toplarımız Arnaşa köyünü bombardıman edecektir. Biz sizinle iyi münasebetler kurmak istiyoruz. Fakat köylünüzle çeteler arasında dün gece olduğu gibi işaretlerle bağlantılar. kurulmasına asla göz yumamayız. Şayet dostumuzsan bunu çabuk ispat etmeli ve benimle gö­rüşmek üzere hemen gelmelisin."                                                                                                                                                  MESNİL  

  Kumandan Mesnil'e milli kuvvetlerden gönderilen mektup: Mesnil'in Arnaşa köyü muhtarına gönderdiği adam istenilen saatte dönmeyince bu köyü topa tuttuğu ve 6 mermi attırdığı hatıratında yazılı­dır. Bir gün Pozantı'ya dönen ve elçi olarak gönderilen köylü Mesnil'e şunları anlatmıştır:  "Köye girdiğim zaman, birkaç köylüye rastladım, muhtarı sordum. Muhtarı çeteler götürmüş. Mektubu oradaki bir köylü okudu. Beni milli kuvvetlerin şefine götürdü. Şef muhtara yazılan mektubu okudu ve siZe şu mektubu yazdl."                                                                                                                                                           8 Nisan 1336/1920

 

Pozantı'da Fransız Kumandamna. Kumandan Bey. Fransızlar tarihte. daima Türklerin dostu olmuştur. Biz beyhude kan dökmek arzusunda değiliz. Fakat işgal ettiğiniz yerlerin bir Türk ülkesi olduğunu bilmiş olun. Biz, Türk hükumetinin idaresinden başka hiçbir yabancı idareyi kabul etmeyeceğiz. Bu bakımdan bu topraklardan derhal çekilmenizi talep ediyoruz. Bütün Adana vilayeti silahlanmıştır. Size düşen tek vazife vardır. o da teslim olmak ... Topraklannmızı teslim etmenizi rica ediyoruz. Hiçbirinize dokunulmadan selamet ve sağlıkla sizleri istedi­ğiniz yere göndereceğiz. Türk'ün namus sözüne itimat ediniz. Bu şartlan saygılarla teklif ediyoruz. 

   Pozantı ve Havalisi Milli Kuvvetler Kumandam O zaman Tekelioğlu Sinan 

 

  Milli Kuvvetler Kumandanı ve Garbi Ki­likya Cephesinin tek sorumlusuydu. Yukarda Fransız kumandanımn harp jurnalinde ve hatıratında yer alan mektup. rahmetli Sinan Tekelioglu'nun elimizde bulunan hatıra notlarında yer almamıştır. Belki de bu mektubu. Arnaşa Köyü tarafındaki milli kuvvetleri kumanda eden bir milis şefi yazmıştır. 

 

      KUMANDAN MESNİL'İN Eşİ ESİR DÜŞÜYOR     

Mesnil'in hatıratının S Nisan i 920 tarihinden sonraki kısımlarında tamamen teknik hususlar ve Belemedik garnizonunun milli kuvvetlerin eline geçtigine dair kısa bilgiler yer almaktadır. Oradaki garnizon ve Fransız hastahanesi Türkler tarafından ani baskınla ele geçirilmiş ve eşi esir düşmüştür. Mesnil bu vakayı şöyle özetliyor: 9 Nisan 1920 Cuma-Belemedik'ten sabaha karşı kaçıp kurtulan bir kaç asker geldi. Arkasından üç onbaşı, 25'er, 1 gönüllü Ermeni ve 3 sivil şu heyecanlı haberi verdiler: "S Nisan akşamı Belemedik çevresi, Türklerin yogun ateşine maruz kaldı. İleri siperlerdeki Ermeniler, çevrilmiş olduklarını sanarak geri çe­kildiler. Diger mevkilerdeki askerlerimiz bütün gün Türklere karşı muka­vemet ettiyse de büyük tehlikeye maruz kaldıklarından. saat lS:00'e dogru, garnizon komutanının emri ile, geri çekildi. Saat 20:00'de çeteler­den bir mektup aldık. Bu mektupta yangın çıkararak tahripten, kısaca yıkıp yakmaktan bahsedilirdi. Buna karşı evvela mukavemet edilmesini denedik ve başarı saglayamadık. Bu nedenle, Belemedik Garnizon Ku­mandanı Pozantı'ya çekilme kararını verdi. Bölük Kumandanımız Nico ta rafından verilen bu emir üzerine istihkam birliği, bir kurye çavuş, diğer bir gedikli subay, üç onbaşı ve 7. bölükten 25 kişilik kuvvet, ayrıca Bele­medik Fransız hastahanesinde 2 sıhhiye onbaşısı ile 18 erden ibaret kuv­vetimiz ya kayboldu, ya Türklerin eline geçti. Bu arada Madam Mesnil de Türklere esir düştü." Madam Mesnil, Chateau du Tilleul'daki huzur odasında Türkler'e esir düşmesini bana şöyle anlattı: "Kocam Pozantı garnizonunda, ben Belemedik'deki Fransız hastaha­nesinde bulunuyordum. Belemedik Türk kuvvetleri tarafından kuşatıldı. Her taraftan el bombalarının gürültüsü tüfek seslerine karışıyordu. Deh­şetli bağrışmalar oldu. Ben şimendifer hattı baş mühendisi Mösyö Mavro'nun evine sığındım. Karyolanın altına gizledim. Tabancamı elime aldım. Belemedik garnizonu düşünce bu evi kontrol etmek için gür sesli, çete kıyafetli bir genç içeri girdi. İki elinde de tabanca vardı. Ev sahibine odalarda yabancı kimse olup olmadığını sordu. Ben, karyola altında ta­bancamın tetiğine dokunmak üzereydim ki karyolanın yere sarkan çarşafı titreyince içeri giren genç, Fransızca olarak: - Teslim ol, yoksa yakarım, dedi. Tabancasını bana çevirdi. Gelenin Fransızca hitap etmesi üzerine, parmaklarımda derman bulamadım. Karyolanın altından çıkıp: - Sizin emniyetinize sığınıyorum. Ben Pozantı garnizon kumandını­nın eşiyim, dedim. Elimdeki tabancayı, bana Fransızca hitap eden, bu genç subaya verdim. Bundan sonraki konuşmalarımız, Fransızca olarak iki, üç dakika sürdü. Bu genç subay daha sonra kocamın Karboğazı semtinde teslim alınışında da tercümanlık yapan ve teslim protokolünü hazırlamış olan Besim Bey'di 1

  Image  1

Besim Albayogıu (1900-1957), Adana'da dogdu. Alaybeyzade adı ile tanınan Hüsnü Bey'in ogludur. İlkokulu Adana'da okudu. Daha sonra Fransız okulunda son sınıfa kadar devam etti. Birinci Dünya Savaşı'nın bitiminde. yaşını iki yaş büyüterek, Fransız Kolejinden ayrıldı ve cepheye gönüllü gitti. ilk görevi Adana'nın Ceyhan kazasına bagıı nahiyelerde geçmiştir. Bu sırada Fransızlar Çukurova'yı iŞgal etmişler ve tüm resmi binalarına Fransız bayrakları çekmeye başlamışlardır. Besim Bey, 19-20 yaşının verdigi heyecan ve vatanperverlik duyguları içerisinde, çekilen bir Fransız bayragını indirip, yerine Türk bayragını dalgalandırmış ve refakatindeki 18 süvari ile Toroslarda örgütlenmeye başlayan Kurtuluş Savaşı hareketine katılmıştı. Evvela Nigde'ye giden Besim Bey daha sonra garbi Kilikya müdafaa merkezinin Karaisalı'ya nakledilen kuvvetlerde Albayrak Süvari Müfrezesi Kumandanııgı yapmış, hemen hemen Çukurova ve Toroslardaki savaşların çoguna, süvarileri yıldırım hızıyla yetişmişti. 8 Nisan 1920 tarihinde, Belemedik baskınında Fransız kumandanı Mesnil'in-hastalara bakan ünlü Fransız hemşiresi-eşini esir alan da odur. Daha sonra Fransızlar'ın Pozantı'dan kaçarak Mersin'e ulaşma çabaları ile Torosların uçurumları. dagları arasından geçerken ugradıkları tuzakta, onları çeviren köylülere yetişmiş, evvela bir Fransız takımının teslim alınmasında yararlık göstermiş. daha sonra Fransız kumandanı Mesnil'in, çetelere degil, bir Türk zabiline teslim olmaya rıza göstermesi üzerirıe. jandarma kumandanı Ustegmen Hasan'ın emriyle Fransız kumandanına giderek onunla görüşmüş ve teslim şartlarını tespit etmek üzere kumandanı Hasan(Karaafetl'ın yanına getirmiştir. Teslim müzakereleri sırasında bizzat tercümanlık görevini yapınış ve protokol ün Fransızca kısmını kendisi hazırlamıştır. Adana cephesindeki görevini büyük bir kahramanlıkla yapan Besim Bey, daha sonra garp cephesindeki savaşlara da katılmış, bir harp cilvesi olarak başından ve vücudundan yaralanmış ve uzun müddet Dr. Mashar Osman'ın tedavisi altında kalmıştır. Bu hastalık dolayısıyla, birinci derece harp mal(ılü olarak, kendisine maaş bağlanmıştır. Mütevazi bir gazi olan Besim Albayoğlu 1957 yılında İstanbul'da kanserden ölmüştür. EI yazısı ile bana hediye ettiği hatıralarının bir kısmı özel arşivimizdedir.  Rahmetli Besim Albayoğlu, bana verdiği notlara göre, Madam Mesnil'in tabancasını bir harp hatırası olarak Tekelioğlu Sinan Paşa'ya takdim ettiğini belirtmektedir. Sinan Paşa'nın da "bu tabancayı ömrümün  sonuna kadar taşıyacağım Oğlum Besim' dediğini belirtmektedir...  Toroslarda, Fransız kumandanının eşi, hastahene şefi hemşire, Madam Mesnil'i esir alan, daha sonra Fransız kumandanının (Karboğazı)'nda teslim olması üzerine, yanına ilk defa giderek, tercümanlık yapan ve teslim protokolunu hazırlayan Besim Albayoğlu   Besim Bey'le üç dakika konuşmuştuk ki içeriye Türk Milli Kuwetler Kumandam Sinan Paşa girdi. Besim onu selamladı ve beni kendisine tanıtarak hediye ettiğim tabancayı ona verdi. Bu tabanca üzerine Besim'le aralarında kısa bir konuşma geçti.2 Sinan Paşa, bana Pozantı'nın tama­men kuşatıldığını, Fransız mukavemetinin her tarafta kırıldığını söyledi. Ve kocama teslim olması için bir mektup yazmamı bildirdi. Mecburen bir mektup yazdım; Sinan Paşa benim yazdığım bu mektubu yanındaki Be­sim'e okuttu ve sonra bir zarfa koyarak Pozantı'ya gönderdi. Kocama şunları yazmıştım:

"Bugün Türklere teslim oldum. Hayatım güven altındadır. Türk kıta­larının başındaki subaylar centilmence muamele ediyorlar. Senin de kan dökmeden teslim olmanı istiyorlar. milli kuvvetler ve başındakiler pek güçıüdürler. " Kocamdan milli kuvvetler komutanı delaletiyle aldıgım mektupta, şu satırlar vardı:   

 

 "Sıhhatte bulunduğuna memnun oldum. Fakat bir asker için esaretin ölüm demek olacağını, şerefli Fransız ordusuna mensip olmam hasebiyle, yakından bilirim. Benim görevim son askerime ve son kurşunuma kadar savaşa devam etmektir. Sana iyi muamele yapmak asaletini gösteren Türk kumandanIarına selamlarımı ve hürmetlerimi bildir."                                                                                                                                                   MESNİL    

 

  TESLiM OLMASI İÇİN MESNİL'E GÖNDERİLEN MEKTUPLAR 

   Biri Türkler'e esir düşen eşi, digeri Garbi Kilikya Umum Kumandanı Tekelioglu Sinan tarafından yazılan iki mektup hakkında Kumandan Mesnil, hatıralarında şu satırları yazıyor: (. .. Belemedik ahvali hakkında haber getirmesi maksadıyla dün gece yola çıkarttıgım bir Ermeni, 4. tünelden geri döndü. Belemedik'te kalaba­lık bir Türk birligi gördügünü söyledi. Biraz sonra şimal tarafımızdan iki sivilin beyaz bayrakla garnizonumuza gelmekte oldukları görüldü. Garni­zon kapısında durdurularak üzerleri arandı ve gözleri baglandıktan sonra huzuruma getirildiler. Ellerinde bana hitaben yazılmış eşimden ve milli kuvvetler kumandanından iki mektup vardı.) Pozantı'da Fransız garnizonuna kumanda eden Mesnil'in karşısında, Toroslarda halk arasında Paşa diye ün yapan ve asıl adı Ali Ratip olan Yüzbaşı Tekelioglu Sinan Bey bulunuyordu 1. Sinan'ın kumandasında çoğu milis olmak üzere yeni yeni teşkilatlanmaya başlayan birlikler vardı. Sinan Paşa, Belemedik'i ele geçirdikten sonra bütün kuvvetiyle abluka altındaki Pozantı garnizonuna hücum ediyordu. İşte bu sırada Fransız kumandanına şu mektubu gönderdi:                                                                                                                                            "8.4.1336/1920  

     Pozantı'daki Fransız Kumandanına, Pozantı'dan Adana/ya kadar bütün mevkiler bizim elimize geçmiştir. Taburunuzdan esir aldığınız askerler nezdimizdedir. Eşiniz de elimizde esirdir. Medeni bir tutumla ve yüksek Türk namusunun lekelenmemesi için eşinizi, demiryolları başmühendisi Mösyü Mavrogardato'ya tevdi ettim. Be­lemedik hastahanesindeki yaralılarınıza eşiniz bakmaktadır. Onların ızdı­rabını gidermek ve dahafazla kan döktürmemek istiyorsanız teslim olunuz. Sizi Fransa'ya göndereceğim. Aksi takdirde, lazım gelen bütün tedbirleri uygulamaya, son Türk kalıncaya kadar devam ettirmeye kararlıyım. Bizim kuvvetlerimiz sizinkilerden daha çoktur ve üstündür. Bugün Adana ile Tar­sus, Mersin abluka altındadır. Diğer bütün mühim yerler bizim idaremiz al­tında bulunuyor. Biz Fransızlara karşı savaş yapmak istemeyiz. Sizin, me­deni bir milletin üstün vasiflarını taşıyan bir kişi olduğunuzu anlamış bulu­nuyorum. Size cevap için 48 saat mühlet veriyorum.  

  " Kilikya Milli Kuvvetler Kumandanı Tekelioğlu  

  Sinan Sinan Tekelioğlu'nun kitap halinde yayınlanmayan anılarında Fransız kumandanına gönderdiğini belirttiği teslim teklifine ait mektubun tarihi LO Nisan 1336/1920'dir ve metni şu şekildedir:   

 Pozantı Fransız Kumandanlığına, Efendim, İslamlarla meskun mukaddes toprağımızı birer bahane ile işgal ederek halkı esir etmekte şu asrı medeniyette berdevam bulunuyor­sunuz. Menatıkı meşgulede irtikab edilip bizlerce meçhulolmayan her nevi tecavüzüne nihayet vermek azim ve inanı ile mücadeleye giriştik. Kuvvetimiz, akaidi diniye ve amalı milliyesine pek merbut olan amakı İslamiyeden kopan tahmininizin Jevkinde bir kuvveti uzmadır. Beyhude yere sekkidimadan sarjtnazar ederek milletimizin vuku bulacak hakıl ithamattndan kurtulmamız için 48 saate kadar teslim olmanızı tebliğ ediyorum. Aksi takdirde hukuki milliyenizi istihsal maksadıyla her türlü Jedakarlığı ihtiyar edeceğimiz tabidir. Bundan sizler de azami derecede zarardide olacaksınız. Fakat bunun maddi ve manevi mesuliyeti de sizlere ait olacaktır. Cevabınıza muntazınm.   

 Cephe Kumandanı    

  1 Sinan Tekeliogıu (1891-1965). asıl adı Ali Ratip'tir. Uzunköprü'de dogdu. Edirne Askeri Lisesi'nden sonra Harp Okulundan 191 1 yılında mezun oldu. Piyade olan Ali Ragıp'ın ilk görevi Kozan ve İşkodra'da geçti. Balkan Harbi'nde Selanik'te YunanWar'a esir düştü. LCihan Savaşı'nda Çanakkale'de bulundu. 22 Haziran 1915 savaşında. gösterdigi cesaret ve kahramanlıktan dolayı. Alman hükümetinin gümüş ve OSmanlı hükümetinin harp madalyalarını aldı. 20 Şubat 1917'de Gazze'deki savaş dolayısıyla gümüş liyakat madalyası verildi. 22 Haziran 1917'de omuzundan. II Aralık 1917, Kudüs civarında başından yaralandı. B usebeple. geri hizmete nakledilerek. jandarma meslegine girdi. Mütarekede Kayseri'de jandarma bölük kumandanı iken. Ali Fuat Cebesoy'un teklifi ile. Atatürk tarafından güney cephesinde vazifelendirilen üç subaydan biri oldu. Karaisalı'ya gelerek milli kuvvetleri organize etti ve garbi Kilikya kumandanlıgı yaptı. FranslZlar'la savaştıktan sonra. kumanda ettigi birliklerle binbaşı olarak. garp cephesinde gönderildi. 1924 yılında emekliye sevkedildi. Bir müddet kayınakamlık görevlerinde vekiileten bulundu. Daha sonra İstanbul Hukuk Fakültesine devam ederek, 1934 yılında mezun oldu. Avukatlık ruhsatnamesi alarak. serbest hayata atıldı. Bir aralık İktisat Vekiileti'nin Zonguldak bölgesi iş müfettişligine tayin edildi. Bu vazifeyi görmekte iken, 1939 yılında. Adana mebusluguna seçildi. Milli mücadele yıllarında yukarıda da belirtitgimiz gibi, asıl rütbesi yüzbaşı olmakla beraber. halk tarafından Paşa olarak tanındı ve bir generalin kumanda edecegi büyük kuvvetleri yönettiginden, özel kanunla kendisine general rütbesinin maaşı tahsis olundu. Sinan Tekeliogıu, son yıllarını hasta olarak geçirdi. Ankara'da öldü, şehitlige, Kazım Karabekir Paşa'nın yakınına gömüldü. 

   Image   8 Nisan 1920 günü Türk Milis birligi tarafından bir baskınla Torosların Pozantı yakınındaki (Belemedik) mevkiinde bulunan Fransız hastahanesinde Türklere istasyonda Baş Mühendis olarak bulunan Mavrogordato'nun evinde göz altına alındı. Mavrogordato, Rum kökenli bir mühendisti ve oradaki şimendifer istasyonunda görevliydi. Mavrogordato'nun eşi de Hristiyan olması dolayısıyla, Madam Mesnil onların evinde misafir edildi. Toroslardaki Milli kuvvetler kumandanı Sinan Tekeliogıu, Madam Mesnil ile görüşerek, Türklere teslim olması için bir mektup yazması için önerdi. (Mesnil'lerin anılarında görülecegi üzere, Madam Mesnil Pozantı'daki kocasına. Türklerin çok güçlü olduklarını belirterek, teslim olmasını bildirdi. Kumandan Mesnil, eşine verdigi karşılıkta, teslim olmayı kabul etmedi. Bu yazışmalar, Mavrogordato aracılıgı ile yapıldı. Yukarıdaki mektup zarfı, bu yazışmaların belgelerindendir.       

   Image    Toraslarda Türklere esir düşen Kumandan Mesnil'in anılarmda. en çok adı geçen GARBİ KİLİKYA UMUM KUMANDANI TEKELİOGLU SİNAN  

  Kumandan Mesnil hatıratında Tekelioglu Sinan'a mektubu getiren adamlarla aşagıdaki cevabı verdigini kaydetmektedir:    Milli Kuvvetler Kumandanına, 11.4.1920 Mektubunuzu aldım. Fransa'nın askerı namusu, teklifinizin kabulünü bana men eder. Ben şefierimden Pozantı'yı müdafaa görevini almış bulu­nuyorum. Bunun aksine bir emir almadıkça vazife mi ifaya devam edece­ğim. Eşimi ve yaralılanmızı muhafaza için aldığınız tedbirlere teşekkür ede­rim.  Tabur Kumandam Mesnil        

 

   MİLLİ KUVVETLER KUMANDANI İLE FRANSIZ KUMANDANI ARASINDA ÇETİN YAZIŞMALAR    

  Fransız kumandanı Mesnil'in hatıralarında, kendisine Türk Milli Kuv­vetler Kumandam Tekelioğlu Sinan'ın gönderdiği mektupta, kapsadığı konular itibarıyla hemen hemen birbirinin tıpkısıdır. Türk kumandanının Fransız kumandamna gönderdiği mektubun, Ermeni tercüman tarafın­dan Fransızcaya tercümesi ve Fransızcadan Türkçeye çevrilmesi arasında anlam itibarıyla büyük bir fark yoktur. Ancak, bazı yerlerinde cümle de­ğişiklikleri vardır. çoğu zaman da özetlenmiştir. Fransız kumandanımn eşi daha önce Belemedik semtinde Türk kuv­vetleri eline esir düşünce Fransızlar üzerinde büyük bir moral çöküntüsü başlamıştır. İşte Türkler bundan da faydalanarak Pozantı muhasarasım şiddetlendirmişler ve kumandan Mesnil'i teslime mecbur edecek tutum­larını sürdürmüşlerdir. Mesnil'in hatıratının ı 5 Nisan ı 920 Perşembe gününe rastlayan satırları şöyledir: Saat 8:40'da Akköprü istikametinde eli beyaz bayraklı bir elçi geldi. Elinde şu mektup vardı:    14.4.1336 (1920) -saat 2:00'den sonra-    Pozantı Fransız Kumandanına, Mektubunuzdan teslim olmak istemediğiniz anlaşılıyor. Bütün toplarımı hazırlattım. Taşımakta olduğum Türklük ve İslamlığın güç ve namusuna dayanarak size tekrar 24 saatlik bir mühlet tanıyorum. Bu 24 saat bitince, toplarımı kullanacağım. Bu muhletin hitamından sonra Pozantı'yı yakacak güçteyim. Böyle bir hareket esnasında dökülecek kanların sorumluluğu doğrudan doğruya bize ait olacaktır. Cevabınızı bekliyorum 1   Garbi Klikya Milli Kuvvetler Kumandanı Tekelioğlu    Sinan ı Bu mektubun metni Türk Kumandanının hatıratında daha geniş; olarak yer almaktadır.

14.4.1920 Pozantı Fransız Kumandanlıgına, Tahriratınızı aldım. Fransız şeref ve askeriyesi namına Pozantı'yı müdafaa edecegtnizi anladım. Pozantı, öz Türk yurdunun ayrılmaz bir cüzüdür. Fransız şeref ve askeriyesi ve namus millisi, zannedersem bunu amir degildir. Fransızların Alsas Loren için döktükleri kandan daha fazlasını Türkler vatanlarının istihlası ve istiklali namına dökmeye ahdu peyman etmişlerdi. Tahmininizin kat kat fevkinde olan Pozantı mu hasara kıtaatı kumandanlıil:ını bugün bizzat deruhte ediyorum. Teslim olmak, icabatı askeriyedendir. Türk medeniyeti. oaşlamadan evvel size 24 saatlik bir mühlet daha ita ediyor. Bunun hitamında alınacak cevaba göre, hareket zaruridir. Teslim oldugunuz takdirde her türlü esbabı istarahatiniz tahtı temine alınacagı gibi bilumum ahalinin de hayat, mal, can ve ırzları muhafaza edilecektir.   

 Garbi Kilikya Kumandam Tekelioğlu Sinan    

 Mektubu getiren adamı, aşağıda kısaca yazdığım mektupla geri    gönderdim.    

Garbi Kilikya Milli Kuvvetler Kumandanına, Mektubunuzu aldım. Bana verilen müdajaa görevini ifciya devam ede­ceğim. MESNİL   

 

 Filhakika, 24 saat sonra 12:4S'de Türkler, Pozantı üzerine 6 top mermisi attılar. 7,7'lik tek top kullanıldığı ve topun iyi ayarlanmadığı an­laşılıyordu. Telefat vermemek için tedbirlerimiZi aldık. 17:0S'te top mer­misi tekrarlanınca, biz de mukabil top ateşi açtık. Bugün Göybes köyüne iki defa benzinle birlikte Ermeni gönüllüler gönderildi. Milli kuvvetlerin bu köydeki yuvalarını keşfetmiştik. Gecenin karanlığında yollarını şaşıran Ermeni gönüllüleri başarı sağlamadan geri döndüler. Gece yarısından sonra dehşetli bir fırtına çıktı. O derece şid­detliydi ki birçok ağaçların kökünden sökülmesine sebebiyet verdi. 16 Nisan'da Türkler tekrar üzerimize top mermisi yağdırmaya başladılar. Önlerinde Türk bayrağı taşıyan 15 kişilik bir süvari müfrezesi karşı yamaçtaki siperlerimize kadar girdi. Top ateşine tutmak istedikse de, toplarımızın üzerine Türklerin merrnileri düşmeye başladı. Türkler, 18:02'de Pozantı üzerine duman çıkartan iki mermi attı. Müthiş bir yağ­mur var. Pozantı çayı taştı. Yaptığımız bir köprüyü sel götürdü. Bu yüz­den Türkler garnizona giremediler. Fakat saat 23:30'da çayı geçmek için son bir hücuma geçtiler. Ancak, akıntının şiddetinden başarıya ulaşa­madılar. Tek başarıları çevremiZdeki siperlerle garnizonu bağlayan telefon hatlarımızın kesilmesi oldu. Gecenin ikinci yarısı sabaha kadar sukunetle geçti. 17 Nisan'da Türk topraklarına karşı yeni siperler yapmakla meşgul olduk. Öğleden sonra Türkler tekrar ateşe başladılar. Toplarından birisi vakitsiz patladığı için arızalandığı anlaşılıyor. .. Bugün de Pozantı ırmağı­nın kabarıklığı devam ediyor. çayın öte tarafındaki siperlerimizde bulu­nan askerlere yiyecek ulaştırmak maksadıyla kullandığımız sallar sellere kapılarak sürüklendi. İstihkam  kıtamız halatlarla karşı taraftaki siperle­rimizle bağlantı sağlayabildi. Adana'daki tümenimizle bütün bağlarımız kesilmişti. Seçtiğim bir Ermeni gönüllüsü ile şu mektubu gönderiyorum.    

  18 Nisan 1920    "Son mevzilerimiz elimizdedir. Türkler 15 Nisan'dan beri 7,7'lik iki top kullanıyor. Bizim toplarımız ve mermilerimiz kifayetsizdir. 1 Haziran'a ka­dar iaşem var. Son günlerdeki zayiatımız hafif tir, fakat Belemedik, Kuşçu­lar ve Kadirhan'daki mevzilerimiz Türkler tarafından zaptedilmiştir."    MESNİL 

   18 Nisan Pazar-Türkler 'in top ateşleri şiddetlendi. Saat 10:00'da ta­burumuzun en değerli teğmeni Villijean bombardımandan sonra siperleri teftiş ederken. Türklerin attığı mermi ile başından vurularak öldü. Aynı saatte düşman topları garnizonumuz üzerine 70 mermi attı. Biri ağır makinalı tüfekçimiz olmak üzere üç kişi öldü. Birçok sayıda yaralımız var. Bir düşman grubu tel örgülerin önüne kadar yaklaşmayı başardı. Düşman çok çevik ve çok hareketli tutumları ile siperlerimize girmeye ça­lışıyor. inatlı hücumlarında kayıpları olmasına rağmen bulundukları yer­den geriye atılamıyor. ingiliz yolu tabir ettiğimiz bir mahalden Cezayirli askerler arasına sızmaya çalıştılar. Türkler arasında Fransız üniforması giymiş olan birkaç asker görüldü. 19 Nisan Pazartesi-Bugün de Türklerin garnizon üzerine yaptıkları yaylım ateş bütün şiddeti ile devam etti. Zayiatımızın sonucu şöyle: Ölü bir subay. üçü Cezayirli olan sekiz er. yaralı iki subay. iki gedikli ve üç Cezayirli olmak üzere oniki er. 22 Nisan Perşembe-Düşmanın (Türklerin) şiddetli ateşleri üzerimiz­dedir.    

 

  KUŞATıLAN FRANSıZLARıN TEK MUHABERE VASITASI BİR UÇAK   

 23 Nisan 1920 Cuma-Mahsur kaldığımız Pozantı'da. bu sabah gürül­tüsü dağlar arasında akisler yapan tümenin uçağı gözüktü. Uçak garni­zonumuz üzerinde dolaşırken. Türkler kesif bir yaylım ateşi açtılar. Düş­manın bu ateşi büyük kuvvetlerinin nerelerde olduğunu bizim için mey­dana çıkarmaya yeterli oldu. Uçak. bize tümen kumandanı General Dufi­eux'nun iki ayrı mesajını attı. Her ikisi de Türklerin ateşi arasında elimize geçti. ikisinin kapsamı aynı idi: Pozantı Kumandanına, Sizi unutmuş değiliz. Size ve cesur askerlerinize sevgi ve selamlarımı gönderiyorum. Mayıs ayı başında sizi kurtarabileceğimi umuyorum. Ce­saret ve güvende devam ediniz. Dufieux1 i General Dufieux (Julien Sosthene) 1873 yılında Mascara'da doğ;du. Harpokulunu bi­tirdikten sonra 1893'de teğ;men oldu. 1913 yılında Fas'ta General Guro'nun kumanda ettiğ;i askeri birliklerde görevaldı. 1914'de General Joffre'nin refakatinde bulundu. 1917-18 yılla­rında Kilikya (Adana ve havalisil'nın Fransızlar tarafından işgalinde tümen kumandanlıgı yaptı. 1926 yılında Fas'taki çarpışmalarda bulundu. 1931-38 yılları arasında yüksek harpo­kulu kuınandanlıgı ve ordu ınüfettişligi yaptı. Alınanların İkinci Dünya Harbi'nde Fransa üzerine yüklendigi sırada Mareşal Petain'in ınaiyetinde çalıştı. 1959 yılında Paris'te öldü.   Mesajı atan uçağa filamalarla şu cevabı verdim: "Abluka edildik. Top mermisi istiyorum. ÖLÜ subay 1, yaralı subay 2, ölü asker 5. yaralı asker 17." Uçağın gelip geçmesinden sinirlenen Türkler ileri mevzilerimize tesirli olabilecek kadar yaklaştılar. Bu mesafe bazı yerlerde 200 metreye kadar kısaldı. Türkler el bombaları kullanıyordu. 24 Nisan'da istihkam kıtamız Pozantı çayı üzerine bir tahta köprü kurmayı başardı.     

 

   SON DERECE HAREKETLİ BİR GÜN  

  Fransız kumandanı Mesnil. 27 Nisan Salı gününü. son derece hare­ketli bir gün olarak belirtiyor. Hatıratında yer alan onun heyecanlı satır­larını okuyalım: "Son derece hareketli bir gün ... Türkler çok kuvvetli hücumlar yaptı. Gece karanlığında siperlerimize sığınmaya ve tel örgülerimize kadar gel­meye muvaffak oldular. Büyük tehlikeye maruz kalan garnizonumuz sağ taraftan toplar. sol taraftan makineli tüfeklerle bu hücumu destekliyordu. Gözünü budaktan sakınmayan düşman (Türkler) görülmemiş bir cesa­retle doğu ve kuzey yamaçlarma tırmanmayı başardı. Siperlerimize ve tel örgülerimize saplı bombalar fırlattı. Diğer çevrelerde toplu tüfek atışı saat 16:00'ya kadar bütün şiddeti ile devam etti. İleri siperlerimizden bir kıs­mını çok telafat verdiğimiz için tahliye ederek geri çektik. Türkler bu si­perleri büyük bir çeViklikle iŞgal ettiler. Ancak. bu siperleri iŞgal eden Türklere karşı Cezayirli bölüğün yüzbaşısı karşı koydu ve bu yerler tekrar elimize geçti. Her iki tarafta mühim telefat var. Türkleri siperlerimizden ancak iki yüz metreye kadar uzaklaştırabildik. Oradan geri çekilmemekte ısrar ediyorlar. Diğer taraftan, karşılıklı top adeşleri şiddetlendi. 6.5'luk bir topumuzun tekerleği hasara uğradı ön siperlerimizden bomba ve fişek istenildi. Bu malzeme gönderilirken IS bombamız bir kaza sonucu patladı ve 5 askerimiz ağır suretle yaralandı. Türklerin telafatını bilmiyoruz. Bi­zim bugünkü telefatımız Cezayirli bölüğünden teğmen Bujon ile LO ölü. Ilyaralıdır. Anaşa köyünü yakmak göreVini üzerine alan Ermeni gönüllü devriyesi saat 23:00'de yola çıktı. Düşmanın ateşi karşısında köye gire­meden saat 1 :OO'de geri döndü.   28 Nisan Çarşamba günü de karşılıklı ateşler ve bomba savaşı devam etti. Karşı yamaçta 100 kadar Türk'ün tepedeki sırtları tuttuğu görüldü. Onların geri atılması için mukabil hücuma geçmek istedikse de ağır za­yiat vereceğimizi hesapladığunızdan o taraftaki askerleri Pozantı çayından geri çektirdim. Düşman (Türkler) bombaları sayesinde tel örgümüzde mühim bir delik açmayı başardı. Siperlerimize girmeye muvaffak oldu. Düşman toplan bunu destekleyerek üzerimize 60 mermi yağdırdı. 12:50'de beyaz bayraklı bir Türk elçisi şu mektubu getirdi:                                                                                                                                                             28.4.1336/1920    Pozantı Fransız Kumandanına. Milli kuvvetler. Pozantı'nın karşısında bulunan en mühim tepeyl işgal etti. Pozantııyı müdafaa eden Fransızlar blhakkın askeri vazifelerini ifa etti­ler. Hatta kendilerini müdafaa ettiler. Askerlerımı bütün cephelere hücum ettirmedlm. Zira. askerlerim büyük bır hlddet ve heyecan ıçerısındedırler. Aşikardır ki. askerler asabl bır halde savaştıkları zaman. Insanlığa aykırı birtakım hareketler yapabillrler. Onun ıçın beyhude ısrar etmeyin. Çünkü müdafaanızın kalbi mesabeslnde olan tepeyl kaybettiniz. Dahafazla can kaybından sorumlu olmamak için, Insanlık ve medeniyet namına teslim ol­manızı teklif ediyorum. Bu maksatla size ıki saatlik mühlet veriyorum. Bu müddetln bitiminde Milli kuvvetler. bütün varlıkları ile hücuma geçecekler­dir. Bunun sonucu olan sorumluluk tamamen size aittir. Cevabınızı bekliyo­rum. Kabul ettiğiniz takdirde şartlarımızı bildireceğim. Saygılarımla.                                                                                                  

      Garbl Killkya Milli Kuvvetler     Kumandanı Sinan      

 

Bu mektuba saat 13:00'de şu cevabı gönderdim:                                                                                                                     

 28.4.1920     Garbl Killkya Milli Kuvvetler Kumandanlığına. Bahis konusu olan tepenin tarafınızdan Işgali. benim ıçın önemli de­ğildir. Ben vazifeml ifaya devam ediyorum. Askerlerinizden birçoğunun Fransız üniforması giymiş olmalarından dolayı. sızı uyarmak isterim. Bu tutum muharlplere yakışmayan bır harekettir. Bu şekilde Fransız ünlforması giyen bır asker esir edildiği takdirde kurşuna dizilecektir.                                                                                                                        Mesnll    

  Tümenle hiçbir bağlantımız kalmadı. İki Cezayirli askerimi sivil kıya­fetle gizlice Adana'ya göndermeye karar verdim. Bunlara, Adana'da bulu­nan tümen komutanı General Dufieux'ya hitaben yazdığım ve son du­rumu belirttiğim mektubu verdim. 28/29 gecesi yola çıktılar. Fakat Türk çemberini deşmeye muvaffak olamadıklarından. sabaha karşı saat 4:00'de. geri döndüler. Bunlar. Tarsus'a giden şose üzerinde müteaddit Türk gruplarının bulunduğunu haber verdiler. Bugün bir siperirniz daha işgal edildi. 3 makineli tüfek Türkler eline geçti. Bugünkü zayiatımız bir subayın ölümü. 6 subayın yaralanması. 30 erimizin ölümü. 37 erimizin yaralanması ve ll erimizin kaybolmasıdır.     

 

FRANSIZ KUMANDANI, TÜMENİNDEN ACELE YARDIM İSTİYOR   

 

 30 Nisan Cuma-Düşman (Türkler) mevzilerimizden birine 50 metre kadar yaklaştı. Akşama kadar üzerimize 55 top mermisi attı. Tel örgüle­rimizin önünde inatla delik açmaya ve siperlerimizi işgal etmeye çalışıyor. 4 yaralımız var. Saat 14:40'da Adana'daki piyade tümeninin uçağı Pozantı üzerine geldi. Bize şu mesajı attı.    Pozantı kumandanına. Mayıs'ın 10 ve 11. günü size bir yardım grubu gönderilecektir. 10 Mayıs 'tan itibaren askerlerinizin. hayvanlarımzın lOgünlük iaşelerini temin edecek şekilde saTjiyatınızı ayarlayın. Cesaret ve güven ... General Dufieux    Yerden flamalarla uçağa şu mesajı ulaştırdık: Ablukadayız. Yardım gönderiniz. Düşman garnizonumuza çok yak­laşmıştır. Bir suyamız öldü. 3 subayımız yaralı. 37 erirniz öldü. 74 nefe­rimiz yaralı. Ayrıca II kaybımız var. 3 makineli tüfeğimiz Türklerin eline geçti. Çok acele yardım bekliyoruz.        

 

 TÜRKLER FRANSIZ MEVZİLERİNE 15 METREYE KADAR YAKLAŞTILAR 

   2 Mayıs Pazar-Düşman hatlarında yoğun hareket göze çarpıyor. Ka­ranlık basınca Cezayir bölüğünün yüzbaşısı siperlerimizin önüne dina­mitler yerleştirdi. Saat 22:00'de Türkler şiddetli bir tüfek ateşine geçtiler. ileri mevzilerimizde bomba. obüs ve saplı bomba kullanıyorlar. Doğu ke­simindeki bir siperimize 15 metre kadar yaklaştılar. 4 Mayıs Salı-Adana'dan gelen tümen in tayyaresi üzerimizde hayli do­laştı. Fakat mesaj atmadan döndü. Biz evvelce verdiğimiz bilgiyi flama­larla tekrarladık. Türkler bugün üzerimize 45 top mermisi attılar.    

 

  KUMANDAN MESNİL'İN HATIRA DEFTERİNDE YAPTIGI BİR ÖZET 

   Mesnil 6 Mayıs Perşembe gününe ait defterinin yapragında, Türklerin yine garnizona şiddetli top atışları yaptıgını ve 4 katırlarının öldügünü kaydediyor. Hatta ilk defa olarak bir günde Türklerin 280 mermi kullan­dıgını belirtiyor. Birkaç Fransız askeri agır yaralanmıştır. Mesnil'in 7 Mayıs Cuma gününe rastlayan notu daha uzundur. Türklerin Fransız si­perlerini işgal etmek için 15 ölü bıraktıklarını ve geri çekildiklerini iddia ediyor. Ancak, ögleden sonra 200 kişilik bir Türk kuvvetinin tekrar tel ör­gülerden bir kısmını tahrip ederek kendi mevzilerine girdigi ve Fransız askerlerinin bu hücuma dayanamayarak geri çekildigini itiraf ediyor. Hatta Türkler eline geçmek üzere olan bir topun kendileri tarafından kas­ten tahrip edildigini de belirtiyor. Kumandan Mesnil bir karşı hücumla Türklerden beş erin esir alındıgına işaret etmekte, bu civardaki Türk kuv­vetlerini 800 olarak tahmin etmektedir. 

    FRANSIZLARA ESİR DÜŞEN 5 TÜRK ASKERİ    

 

7 Mayıs günü Fransızların eline esir düşen 5 Türk askerinin ifadeleri bizzat kumandan Mesnil tarafından alınmış ve degerlendirilerek harp jurnaline geçirilmiştir. Bu esirlerden, Nigdeli Himmet İsmail şöyle ko­nuşmuştur: "Ben Ankara'da Ali Faik Paşa (Mesnil'in hatıratında böyle yazılı her­halde Ali Fuat Paşa (Cebesoy) olacakl'nın kumanda ettigi 12. kolorduya mensubum. Tümenimiz Nigde'dedir. Tümen komutanımız Kurmay Albay Mehmet Arif Bey'dir. Birinci tümenin 33. Piyade Alayı Uluskışla'da bulu­nuyor. Kumandanı Albay Mümtaz Bey'dir. Bu alayın ı. ve 2. taburları Nigde'dedir. 3. Taburu Kayseri'dedir. Ben ı. Taburdanım. Tabur komu­tanımız Şükrü Bey'dir. Bu tabura baglı ı. Bölüge Hikmet Bey Kumanda etmektedir. Ben onun böıügündenim. Bu Hikmet Bey, Belemedik üzerine yapılan hücuma katılanlardandır. Onun muavini Mustafa Efendi'dir. Hikmet Bey savaş sırasında yanıbaşımda şehit oldu. Biz 30. Piyade Alayı'nın 150 kişilik bölügü olarak, 6 Mayıs akşamı Nigde'den Pozantı'ya geldik. Bize Ermenilere karşı savaş edecegimizi, Pozantı'da yalnız 80 Fransız askeri bulundugunu söylediler. Bize verilen emir şöyledir: Ermenileri öldürün, fakat Fransızları esir alın, onlara dokunmayın. Nigde'den Pozantı'ya gelirken askeri üniformamızı çıkardık. Bizi nizamiye askeri sayınıyorlardı. Yalnız feslerimizin üzerine bir hilal konulmuştur. Biz milliciyiz ve gönüllü olarak asker olduk. Nigde'de gönüllü asker yazan bir büro var. Bunların başında Nigdeli Dulsuzzade Ali Bey, Müfit Bey ve Topal Hasip Bey vardır. Pozantı cephesindeki gönüllülerin, yani millicile rin başı Tekelioğlu Sinan Paşa'dır. Niğde'de 8 top var. 6'sı Pozantı'ya gön­derildi. 2'si Kayseri'ye sevkedildi. Niğde'deki ve Bor'daki bütün camiler cephane ve iaşe ile dolu." İkinci esir Osman Mehmet'in, Kumandan Mesnil'e. verdiği ifade de tıpkı Himmet İsmail'in verdiği gibidir. Üçüncü esir Karais al ıl ı Mustafa Ali'dir. ki arkadaşı Sofulu Köyünden Hüseyin Ali ile birlikte verdikleri ifade şöyledir: "Bizi sıramız geldiği için, Karaisalı'da askere çağırdılar. Kaymakam bize, "evlatlarım sizler milleti ve vatanı kurtaracaksınız" dedi. Biz, millet ve vatan tehlikede olduğu için. Hristiyanlarla savaş etmek istedik. He­pimiz 35 kişiydik. 20'si Pozantı semtine gönderildi. Gelir gelmez ateş hat­tına girdik ve hticuma geçtik. Bombaları. kullanmasım bilenlere verdiler. Bizim müfrezemızin kumandanı Jandarma İbrahim çavuş'tu." Esirlerden Azizıyeli Yusuf Harun. Kumandan Mesnil'e şunları anlat­mış: "Bucakta inşaat sürveyanı Mehmet ve Hüseyin ile yola çıktık. Bize kumandammız Hikmet Bey silah verdi. Evvela Belemedik'e geldik ve orada yaptığımız savaşta Fransızları esir ettik. Bizden 15 yaralı vardı. Ölümüzün sayısını bilmiyorum. Yaralılar oradaki Fransız hastahanesinde bir Ermeni doktorla. Fransız kumandanının esir düşen karısı tarafından tedavi ediliyorlar."      

 

 YARDIM GEcİKiYOR, FRANSIZLARDA MORAL BOZUKLUÖU BAŞLIYOR

 

    9 Mayıs 1920 Pazar gününe rastlayan olayı Kumandan Menil'in ha­tıra defterinden okuyalım: Son derece sakin bir gün. Saat 7: 15'de Adana'daki Piyade Tümeninin uçağı garnizonumuzun üzerinde görüldü. Birçok mektup torbaları attı. Hepsi elimize geçti. İçerisinden şu mesaj çıktı:    Pozantı Kumandanına. 1. Yardım kolunun teşkili ve sevki bazı nedenlerle gecikti. Bunun bir an önce gerçekleşmesi için mümkün olan her şey yapılacaktır. Fakat kati bir tarih bildiremiyorum. 2. İaşenizin son zerresine kadar mukavemet göstereceğinize ve sizlerde bu enerjinin mevcut olduğuna güvenim vardır. 3. Yakında gelecek uçağa aşağıdaki sıraya göre sinyal veriniz. Her şeyi göz önüne alarak yiyeceğinizi tasarrujla ayarlayınız ve kaç günlük iaşeniz kaldığını bildiriniz.  Flamalarla şu sıraya göre cevap veriniz: Ölen subayLar, yaralı subaylar, ölen erler, yaralı erler, kaybolan erler, ölen Cezayirliler. Not: Vereceğiniz rakamlar 3 Nisan tarihinden bugüne kadar uğradı­ğımız telejatı kapsayacaktır. Torosların diğer mevzilerindeki zaiyat hesaba katılmayacaktır. Aynca, ek olarak sıra ile 3 rakamı da bildiriniz: Piyade mermisi mevcudunuz (binlerce ifade edilecek), makinalı tüjek merminiz, top rnerminiz ... Sizi daima düşünüyoruz. 9 Mayıs 1920    General Dufieux     

 FRANSIZLAR KADERLERİ İLE BAŞBAŞA    

  Kumandan Mesnil hatıra defterine üzüntülü günlerini tarih sırasına göre şöyle yazmış: Pozantı'daki garnizona 7 Mayıs'tan 14 Mayıs'a kadar Türkler top atışı yapmadılar. 15 Mayıs Cumartesi saat 9: lO'da beyaz bayraklı bir Türk postacısı Tekelioğlu Sinan'dan bir mektup getirdi. Beledik'teki Fransız yaralılarının Ermeni doktorla, eşim tarafından tedavi edilmekte olduğunu bildiriyordu. Kendisine şu teşekkür mektubunu gönderdim: Garbi Kilikya Milli Kuvvetler Kumandanlığına, Genderdiğiniz postacı vesilesiyle size bildirmek isterim ki 7 Mayıs/ta elimize düşen askerleriniz rahattırlar ve yaralılar buradaki hastahanede tedavi görmektedir. 28 Nisan'da Pozantı karşısındaki tepede yapılan sa­vaşta orada kalmış olan bizim yaralıLanmızı da tedavi ettirmekte olduğu­nuzu ümit ederim. İstasyon binalan ile hastahanemiz üzerine kırmızı haç ve hilallerle beyaz bayraklar astırdım. Yaralıların tedavi edildiği hastaha­nelere mütedair milletlerarası antlaşmalara askerlerinizden hürmet edil­mesini beklerim. Mesnil 16 Mayıs Pazar-Saat 6:30'da Adana'daki piyade tümeninin uçağı garnizonumuz üzerine Generel Dufieux'un şu mesajını attı: Pozantı Kumandanına, 20-25 Mayıs arasında şose yolu ile bir yardım kolu Pozantı'ya gelecektir. Yolda uğrayacağı karşı koymalar durumuna göre 20 veya 25 Mayıs tarihleri arasında size ulaşacağını ümit ediyorum. Siz kabil olduğu kadar birkaç gün daha dayanmaya devam ediniz. Bu iş birkaç günlük meseledir. Pozantı'nın cesur müdafilerini, daima büyük sempatilerle düşünmekteyim.    Adana: 16 Mayıs 1920 Dufieux    17 Mayıs'tan 25 Mayıs'a kadar Kumandan Mesnil'in anılarında mü­him olaylar bulunmuyor. Ancak, Tümen Komutanının 20-25 Mayıs ara­sında geleceğini katiyetle bildirdiği yardım da Pozantı'ya gelemiyor. Çünkü Colonel Gracy kumandasında Adana ve Tarsus'tan (Kavaklı Han) istikametinde ilerleyen 3500 kişilik kuvvet mahdut Milli kuvvetler karşı­sında hezimete uğramış ve modern tanklarla takviye edilmiş bulunan bü­yük Fransız birliği yüzgeri dönmüştür. Gracy kumandasındaki 3500 kişi­lik kuvvet Gülek boğazını geçerek Pozantı'daki muhasara edilmiş Mesnil kuvvetini kurtarmak amacını güdüyordu. Fakat bu kuvvetli Fransız birliği Bayramlı ve (Kavaklıhan) semtlerinde Milli kuvvetlerin çelik müdafaası ile karşılaştı ve püskürtüldü. Fransızlar uçaklarla yaptıkları keşifler so­nunda yanıltıcı bir değerlendirmeye vardılar ve bu havalide IO.OOO'e ya­kın teçhizatlı Türk askerinin bulunduğunu sandılar. Bu yanlış rapor üzerine tümen komutanı artık Pozantı'da Türkler'in çemberi altında bu­lunan Mesnil taburunu kurtaramayacağını anladı ve taburu kaderi ile başbaşa bıraktı. General Dufieux uçakla kumandan Mesnil'e gönderdiği son mesajda, Pozantı'dan huruç hareketi yaparak dağlar arasından Numrun istikametinde ilerlemesini ve Mersin'e geçmeyi denemesini ve ge­rekirse Türklere teslim olmakta serbest bulunduğunu acı kelimelerle bil­dirdi. Kumandan Mesnil'e gönderilen mesaj aşağıdaki maddeleri de kapsı­yor:    Pozantı Kumandanına, 1. Size yardımcı olarak yola çıkartılan askeri kollar, arazisinin müşkü­latı yüzünden, Türkler'in kuvvetli mukavemetini kıramadı. Bu teşebbüsü bir kere daha tekrarlamak imkanı bende yok. Başkumandanın da bana bu konuda ilave kuvvet ve mühimmat vereceği zamanı kestiremiyorum. 2. İaşe ve mühimmat durumunuz sizi bir karar vermeye zorlarsa, tav­siyem geceleyin abluka hattını yararak Gülek ovası, Namrun, Değirmen­dere istikametinde Karacailyas yolu ile Mersin'e varabilmeyi planlamalısı­nız. Bunu yaparken, halen Tarsus ile Çamalanı arasında toplanmış olan büyük düşman (Türk) kuvvet/erinden sakınmalısınız. 3. Beraberinizde getiremiyeceğiniz bütün mahzemeyi tahrip ediniz. 4. Bu hazırlıkları yaparken düşmanı şüphelendirecek en küçük hare­ketlerden bile çekinmelisiniz. Hatta bu durumu askerlerinize, hareketi­nizden pek az evvel bildirmelisiniz. 5.    Yolda size bazı teklifler yapılarsa, Türk hilesinden sakınınız. 6.Pozantı'nın cesur müdaJilerini heyecanla selamlıyorum. Çünkü onlar uzakta bulunan vatanlarına layık olarak çalıştılar. Adana 25 Mayıs 1920 GENERAL DUFİEUX     

   General Dufieux'nun çaresizliklerle dolu mesajı üzerine Kumandan Mesnil düşüncelerini ve kararlarını hatıra defterinde şu satırlarla dile ge­tirmiştir: ı. Bu sabah aldığım mesaj bize yeni bir yardım gelmesi ümidini artık vermemektedir. Ayın 20-25'i arasında buraya geleceği bildirilen kuvvetten karşımızdaki düşmanın hiçbir endişesi kalmadığına göre, milli kuvvetle­rin bütün gücü bana karşı yönelecektir. Zaten iki günden beri Tarsus'tan Pozantı'ya doğru milli kuvvetlere ait grupların gelmekte olduğu haber alınmıştır . 2. Haziran'ın 6'sına kadar yetebilecek iaşem var. Fakat cephanem bir hücumu karşılamaya ve yola çıkmaya yetecek miktarda değildir. Eğer Mersin'e gitmek için yeni bir hücumu beklersem, yolda vermemiz muh­temel bir savaş için cephanem kifayetsizdir. Esasen, Pozantı'dan dışarı çıkıp çemberi yarınca yolda bir savaşa tutulması muhakkaktır. 3. Şimdiye kadar verdiğim telafat az değildir. Özellikle son günlerde 40 ölü, 76 yaralı, ıı kaybımız vardır. Bunlar kuvvetimin azalmasına se­bep olmuştur. 4. Pansuman eşyaları ile ilaçlarımız tükenmiştir. Halbuki gün geç­tikçe yaralı adedi artmaktadır. 5. Pozantı'da kalacak olursam, şose ve tren yolunun kavşaklarını tu­tarak Türklere sıkıntı verebilirim. Fakat Türkler hücumlarını tekrarlarsa onları kısa bir müddet için püskürtsem bile, cephanesizlikten dolayı ab­lukayı yarmaya teşebbüs edemem. Böyle bir hücum olsa bile nihayet ıı gün sonra tamamen iaşesiz kalacağım. 6. Yukarıdaki değerlendirme karşısında vakit geçirmeden Pozantııyı terketmeliyiz. Buradan ne kadar erken çıkarsam, o kadar fazla mühim­mat götürebileceğim gibi ablukayı yararken karşımda daha az Türk kuv­veti bulacağıma inanıyorum. Zira, Türklerin bir kısmı Adana ve Tarsus'tan bize yardım için yola çıkarılan Fransız kuvvetleri ile meşgul bulunmaktadır. Bunlar henüz Pozantı çevresine büyük kuvvetlerle dönmemişlerdir . 7. Mersin'e ulaşabilmem için şunları yapmam gereklidir: aL Pozantı muhasara hattını yarmak. bL Türklerin tutması muhtemel noktalardan mümkün olduğ;u kadar kaçınmak. mümkün mertebe meskun olmayan yerlerden. özellikle kar­larla örtülü dağ;lık araziden geçmek. cL Düşmanın Mersin şirnalinde ve doğ;usunda bulunan muhasara hattını kırmak ... 8. Pozantı'da kalmakta devam edersem er geç teslim olmaya mahku­mum. Eğ;er Mersin'.e ulaşmaya çalışırsam. bu tutum askerlerimin mü­kemmel maneviyatı sayesinde belki başarıya ulaşabilir. Bu itibarla bu şansı denemek fikrindeyim. Kafamda -lehte ve aleyhte yaptığ;ım- bir eleştirmeden sonra vardığ;ım karar üzerine. 25 Mayıs 1920 tarihinde ve öğ;leden sonra taburuma ha­zırlık emrini verdim. Image

Pozantı'da abluka edilen Fransızlar'ın tek ümidi. Adana'daki Tümen Komutanından. kurta­nlınaları için. bu uçagın havadan attıgı mesajlardı.  Image Fakat son mesaj korkunçtu: Sizleri ka­derinize terkediyoruz! ...        

FRANSIZLARCA FİRAR HAZıRLlGI   

 Kumandan Mesni! firar hazırlıgını, maceralı yola çıkışını anılannda şöyle anlatıyor: "Generalimiz aylardan beri müdafaa ettiğimiz Pozantı'yı terk için gön­derdigi mesajda mümkün oldugu takdirde, Mersin'deki Fransız kuvvetleri ile birleşmek üzere, ablukadan kurtulma yollarını araştırmamı bildirdi. 26/27 gecesi Pozantı'yı terke karar verdim. Bizim harekatımızın düşman tarafından katiyen sezilmemesi gerekliydi. Onun için bütün hazırlık, ha­reketsiz olarak yapıldı. 25/26 gecesi sahabe kadar çalıştık. 26 Mayıs günü de erlerimize dinlenme imkanı verdik. Nakli mümkün olamayan malzemeyi Pozantı ırmağına attık. Bunların su yüzüne çıkmamasına dikkat ettik. Düşmanın kuşkulanmaması için hiçbir malzemeyi yakma yoluna gitmedik. Çünkü çıkacak duman onlara bazı fikirler verebilirdi. Seyyar mutfaklar, son yemekten sonra tahrip edi­lerek Pozantı'da bırakıldı. Askerlere 26 akşamı yemeğini saat IS:OO'de verdik. Her askere hareketinden evvel 4 günlük konserve et, bisküvi, şe­ker, kahve, şarap dağıttık. Bunları askerler bizzat taşıyacaklardı. Ayrıca, iki günlük iaşemizi hayvanlara yükledik. Bu suretle 6 günlük iaşemiz bizi Mersin'e kadar idare edebilirdi. Ancak, yürüyüş 7 gün sürebileceğinden, sarfiyatın buna göre ayarlanmasını bölüm komutanlarına bildirdim. Bütün cephaneler erlere dağıtıldı. Askerlere bez elbiseleri verdik. Bez elbise yetişmeyen askerlerimize çuha elbiseler dağıttık. Battaniyeler nefer­lerin boyunlarında götürülecekti. Kaputlar da torbalar gibi dürülüp asker lere dağıtıldı. Yola çıkma saatinden itibaren herkesin tek düşüncesi, muntazam su­rette ve mümkün olduğu kadar sessizlik içeresinde süratle ilerlemekti. Yola çıktığımız sırada tüfek ateşleri bizi durdurmayacak ve onlara karşı büyük bir hücuma geçmeyecektik. Zira beraberimizde aldığımız cephane­ler ancak bir savaş için kafi geliyordu. Bu bakımdan beyhude yere cep­hane harcanmaması gerektiğini ilgililere tebliğ ettim. Bu geceden itibaren hayvanlara lüzumlu malzemeler yüklendi ve bütün hazırlıklar göze çarp­mayacak şekilde tamamlandı.  

   TAKİP EDİLECEK YOL   

 

 Subayları topladım. Kadirhanı'na kadar şoseyi izleyeceğiz. Orada İb­rahim Paşa tabyasını yolun batı tarafında bırakarak, Bulgar Madeni yolu, Çayırgediği, Karboğazı, Devetepe, Gavurbahçe, Namrun, Tabura mahallini bilen gönüllü iki Rum'u rehber olarak seçtim. Bunlardan biri, Çayırgediğe kadar gidilecek yolu bilmekteydi.     Hareket günü taburun mevcudu: Beledik, Kadirhanı ve Pozantı'daki telefatımız dolayısıyla taburun su­bay ve erlerinden hayli fireler vermiştik. Hareket gününde mevcudumuz şöyle idi: 9 subay 696 er 1 yaralı subay 8 yaralı er 4 süvari 44 Rum ve Ermeni (siviller) 39 Türk esirleri (4'ü harp esiri) 10 ağır yaralı Bu ağır yaralılar bir hastabakıcı ile Pozantı'da bırakılmıştı. Milli kuv­vetler kumandanının insani hislerine hitap ederek, yaralıları tedavi et­tirmesi için hastahaneye bir mektup bıraktım.     

  POZANTI'YI TERK   

  Kumandan Mesnil'in anılarındaki üçüncü kısım, Pozantı'dan taburu ile çıkışından başlamakta ve Karboğazı mevkiinde milli kuvvetlerce ab­luka edilerek teslim olması arasında geçen üç günlük vukuatı kapsamak­tadır. Bizce hatıratın en önemli kısmı bu paragraftır. Mesnil, 42 milis kuvvete, beyaz bayrak sallayarak teslim olmasını, hem mazur göstermek, hem mensup olduğu Fransız hükumeti nezdinde muahaze edilmemek maksadıyla bu konuyu uzun uzun ele almıştır. Mesnil'in çok uzun ol­makla beraber çelişkilerle de dolu olan teslim gerekçesini, özetleyerek su­nuyoruz. "26 Mayıs Çarşamba 1920-25/26 gecesi, beraberimizde götürülmesi mümkün olmayan araç ve iaşenin tahrib i yapıldı. Genellikle bıraktığ;ımız yiyeceklere gaz döküldü. Şarap fıçıları delindi. Seyyar mutfak arabaları tahrip edildi. Saat tam 20:00'de kolbaşımız Pozantı'dan hareket etti. 20: 10'da ansızın şiddetli bir hücuma uğradık. 4 siperi işgal eden Türklerle Cezayirli askerlerimiz kısa bir çarpışma yaptılar. 5 yaralımız, 4 kaybımız var. Saat 20:55'te öncülerimiz Tarsus şosesini tuttular. İlk vardığımız han bomboştu. Tekir yaylasına doğru ilerken iki kervana rastladık. Bunların milli kuvvetlere hareketimizi haber vermemeleri için, beraberimizde alıp esirler kafilesine kattık. Ayışığ;ı yolu gayet güzel aydınlatıyordu. Buna memnunuz. Zira yolun bazı yerlerinde yürüyüşü tehlikeye düşürecek ve zorlaştıracak çukurlar mevcut.          

 Fransız taburunun Pozantı'dan çıkış yolu ile esir edildigi Karbogazı'nın krokisi. 27 Mayıs Perşembe 1920-Geee yarısından 50 dakika sonra taburu­muzun kolbaşısı, Tarsus yolunu bırakarak Bulgar Madeni yoluna saptı. Bu yol İbrahim Paşa tabyasının yanından geçiyordu. Çok taşlı ve geçil­mesi güç bir sel yatagını takip ediyoruz. Buralarda hayvanların bizimle beraber geçmesi zorlaşıyordu. Yolun elverişsiz oluşu yüzünden, kolbaşı ile artçı kuvvetimiz arasında bir saatlik mesafe vardı. Rehberimiz bizi, 7:30'da yemyeşil bir sahaya götürdü. Burada 15 kadar aşiret çobanına rastladık. Su yerini göstermek için, bunlardan birini emrimize aldık. Karla örtülü daglar pek yakınımızdaydı. Rehberimiz, Karagöl'e vası! olmak için, Koçhan dagından dolaşmak lazım geldigini, bunun da 24 saat sü­rebileeegini söyledi. Bu yoldan gittigimiz takdirde, kaybedeeegimiz vakit­ten, düşmanın haber alıp bize yetişebileeegini düşünerek vazgeçtim. Fa­kat geçeeegimiz yerlerin tamamen karla kaplı oldugu anlaşılıyordu. Eli­mizdeki İngiliz haritasını açtım. Karşıda görünen bir patika yolu buldum. Köyün muhtarına, bu patika yolundan, bizi Çayırgedik'le Karagöl arasına götürmesini söyledim. Bu köylü bana, 8 gün evveloraya gittigini ve ta­mamen kalın kar tabakaları altında bulundugunu söyledi. 14: 15'de yürü­yüş kolu hareket etti. Saat 16:00'da müthiş bir fırtına, patikadan bogaza geçişimizi güçleştirdi. Malzeme ve iaşe yüklü birkaç hayvanımız uçuruma yuvarlandı. Saat 19:00'da, bogazın öbür tarafındaki, küçük bir çaya vardık. Çay kenarında çoban kulübeleri vardı. Sürülerini bırakan çobanlar, büyük korku içerisinde bizden kaçtılar. Gerek tercümanımızı gerek rehberimiz korkmamaları, yanımıza gelmeleri için arkalarından bagırdIlar. Bize keçi, süt ve yogurt satabileceklerini söylediler. Girdigimiz bir küçük köyde in­sandan eser yoktu. Bu canımı sıktı. Çünkü buradaki adamlar kaçarak, bizim nerede oldugumuzu, Türk askerlerine ihbar edebilirlerdi. Burada bir müddet mola verdik. Bulundugumuz yerden Yeniköy'e ve oradan Namrun'a gidebilmemiz için 3710 metre yükseklikteki bir dagın sırtlarını dolaşmak gerekiyordu. Geceden faydalanarak bu dag yolunu geçmeyi su­baylarıma teklif ettim. Hepsi itiraz ettiler. Onların mütalaaları, askerin yorgunlugu sebebiyle istirahat verilmesi merkezindeydi. Aslında yüklü hayvanlar da dar olan bogazı geçerken çok yorgun düşmüşlerdi. Burada geceyi geçirmek üzere emniyet tedbirleri alındı. Yarın sabah saat 4:00'te yola çıkma emri verdim.      

 FRANSıZLAR! TESLİME GÖTÜREN YOL    

28 Mayıs 1920 Cuma-Bu gece hiç istirahat edemedik. 5 saatten fazla ve fasılasız yagan şiddetli yagmur askerlerimizi perişan etti. Ayakta du­ramayacak kadar soguk vardı. Askerler ısınmak için, gezinerek dolaş­maya mecbur oldular. Bununla beraber, kader birligi ile ve şenliklerle Po­zantı'dan çıkmıştık. Bugünkü ulaştıgımız mevki, bize emniyetli gibi görü­nüyordu. Ancak, dün yürüyüşe geçtigimiz zaman önümüzden firar eden köylülerin durumundan şüpheleniyordum. Bunların düşmana haber verdiklerinden endişelenen askerlerimiz mukadder bir savaşı bekliyor­lardı. Muhtemelen bizim bundan sonraki yürüyüşümüzde belki yeni bir engelle karşılacaktık. Sabah 4:00'te kolbaşımız yola çıktı. Takip ettigimiz geçit, biraz sonra son derece dar bir bogaza girdi. Bu bogazın yamaçlan tamamen sarp ka­yalarla kaplıydı. Bunlardan hayvanlarla geçilmesi ve tepelerin bir an evvel bizim askerlerimiz tarafından tutulması gerekliydi. Bizim Namrun'a yeti­şebilmemiz için, önceden bilmedigimiz, keşfedemedigimiz, arızalı araziden mecburen geçiyorduk. Elimizde yalnız 1/250000 ölçüsünde bir İngiliz haritası var. Pozantı'daki Fransız Taburu'nun firarını ilk defa haber alarak ceph kumandanlığına bildiren ve Mesnil Tburu'nu eir alanlar arasında yerii alan Çamalan Jndama Takım Kumandanı Hafız Tevfik(1895-1924)  

 Image 

 

ANİ SİLAH SESLERİ 

 

  Saat 5:40'ta öncü kolunun arkasından bir silah sesi geldi. Bunu taki­ben öncü kuvvetlerimiz toplu bir yaylım ateşine tutuldu. Bu ateş biraz sonra bütün yürüyüş kolu uzunluğunca yayıldı. Manevra yapılması kabil bir arazide değildik. Büyük bir pusu karşısındaydık. Derhal öncülere, ge­çidin en dar olan bu noktasından süratle uzaklaşarak ilerlemeleri emrini verdim. Yürüyüş koluna da öncüleri takip etmesini bildirdim. Ümit ettik ki, düşman geri çekilerek daha uzaktan yolumuzu kesmeye çalışacak, bu suretle taburun bakiye kısmı kurtulacaktı. Her ne kadar ilk ateşle bize büyük telefat verdiyse de, ileri yürüyüşümüzü hızlandırmaya da vesile oldu. İlk bakışta, lehimizde bir netice alacağımızı ummuştum. Maalesef birkaç yüz metre ileride, daha fazla düşman grubu ile karşılaştık. Burılar kayaların aralarına önceden iyice gizlenmişlerdi. Bunlara silah atmak kabil olmuyordu. Bununla beraber. Cezayirli askerlerim bir kaya üzerine tırmanmaya muvaffak olabildiler. İki ağır makineli tüfek sipere girdi. Bir­kaç top mermisi atılabildi. Fakat bu sırada bir makineli tüfeğimiz bo­zuldu. Katırlarımızın ve sürücülerimizin o anda ölmeleri ve yaralanmaları işimizi güçleştirdi. Savaş başladıktan yarım saat sonra öyle bir yere var­dık ki yamaçları daha az sarptı ve manevraya müsait görünüyordu. Öncülerin bir kıtası. aynı istikamette hareket ettirilerek düşmanın dikkati onların üzerine çekilecekti. Bu planın süratle uygulanması ile. derenin sağ tarafında bulunan 400 metrelik bir platodan geçerek daha batıda bulunan bir küçük tepe üzerinde tekrar toplanacaklardı. Bu suretle çemberden kurtuluş hareketi öncü piyadelerimiz için müsbet netice verdi. Fakat sürücüler. katırlar. toplar. ağır makinalı tüfekli mekkareler. maktul düşmüş veya yaralanmış olduklarından. taburun bakiye kısmı boğazın en dar bir yerinde sıkışıp kaldı. Boğazın bu kısmı kayalar ve dere içeresine devrilmiş ağaçlarla kapanmıştı. Bir taraftan bütün hızı ile dereden geçen sel bize rahat vermiyordu. Katırlarımızın cesetleri bu sel de küme küme bir köşeye takılmıştı. Düşman. bu noktayı çok iyi biliyor ve yaylım ateşini bu hedefe yöneltiyordu.      

 

TELEFATIMIZ ÇOGALIYOR   

   Artçılarımız kolu kurtarmak için büyük gayret gösterdilerse de başa­rıya ulaşamadılar. Sağ kalan sürücüler. yürüyecek haldeki yaralıları yanlarına alarak bana getirdiler. Türkler bizim karşı tepeye yapacağımız toplanma gayretini sezdi. Bizden evvel bu yeri süvarileri ile işgale başladı. Subay ve nefer olarak verdiğimiz telefat çok fazlaydı. Kalan sağlardan sü­ratle üç grup teşkil ettim. Birinci grup (öncüler) yüzbaşı Jouse. ikinci grup üstteğmen Deleuire. üçüncü grup Cezayirli bölüğü kumandanı yüz­başı Bertrand kumandasındaydı. Yürüyüş zaviyesi 250 derece olarak tesbit edildi. İstikametimiz, herkese gösterilen bir tepe idi. Öncüler ikinci bir tepeyi işgal etmeden birinci tepeyi bırakmayacaklardı. Arazı son derece arızalıydı. Askerlerin yorgunluğu nedeniyle. akşam karanlığına kadar 20 kilometrelik bir yol geçilmesi bile mümkün olmaycaktı. Bu yürüyüş temposu ile haritada bulduğumuz Namrun yakınlarındaki dağlardan geçmek ve oradan Mersin'e bir yol aramak mümkün değildi. Bununla beraber biz sonsuz bir azim gösteriyorduk. Arkamızdan bizi takip eden düşmanın bir ara tereddüt geçirmekte olduğu zannındaydık. Çünkü ateş kesilmiş olduğundan hareketlerimize düşmanın karşı koymayacağını sanıyorduk.    

 

    ETRAFIMlZI KUŞATAN TÜRK SÜVARİLERİ     

 

Çok geçmeden ateş hattından fırlayan Türk süvarileri bizim yanları­mızdan ve arkamızdan yetiştiler. Öncülerimiz, bu esnada ikinci bir tepeye ulaşmıştı. Fakat tam bu sırada üçüncü tepede birkaç süvari göründü. Diğer taraftan artçı bölüğümüz, arkamızda birden bire meydana çıkan düşman piyadeleri ile karş'ılıklı ateşe tutuştu. Onlara karşı mukabele edemiyorduk. Çünkü yerleştikleri yerler bizim askerlerimizin tırmanmaya mecbur oldukları karşı yamacın üzerideydi. Açtıkları yaylım ateşlerle bize çok ağır zayiat verdirdiler, 1,5 saat geçtikten sonra yakıcı bir güneş çıktı, yürüyüşümüzü engelleyen kayalıklar gittikçe daraldı. Hatta geceki sellere rağmen askerimiz susuz kaldı. Bir taraftan yaralılarımızı toplamaya ça­lıştık. Tabura dur emri verdim. Öncü bölüğümüz de büyük bir ateşe maruz bulunuyordu. Öncülerle taburun ortadaki kısmı arasına düşman süvari­leri ve piyadeleri girmiş bulunuyordu. Her iki tarafla çarpışmamız bizim takatimizi tamamen eritti. Saat ll: OO'de emniyet tedbirleri aldırdıktan sonra tabura dur emrini verdim ve şu hususları tespit ettim: Evvela personel ve malzeme mevcudumuzu süretle gözden geçirdim. Tabur, hemen hemen mevcudunun yarısından fazlasını kaybetmişti. Tespit ettiğim rakam şöle idi: 3 yaralı subayla 85 er, 4 kayıp subayla 380 kayıp er ve 4 sağlam su­bayla 242 sağlam er mevcudumuzu teşkil ediyordu. Malzeme durumumuz da gayet acıklıydı. Toplarımızı terketmiştik. To­pun birini kasten tahrip etmiştik. Diğerlerinin akibeti meçhuldu. İşgal ettiğimiz tepede makineli tüfeğimiz yoktu. Çoklarını kullanıla­mayacak halde dere içerisinde terketmiştik. 6000 fişek, 50 bomba, 200 top mermisi ile 2 günlük yiyeceğimiz de elimizden çıkmış bulunuyordu. Yaralıların üzerindeki fişekleri sağlara dağıtırsak, adam başına 30 fişek düşecekti. İki kişiye bir nefer tayini kalmıştı. Halbuki Pozantı'dan çıkışta her ere 4 günlük yiyecek vermiştim. Fakat savaşın şiddetinden ve soğuk yüzünden yürüyüşe devam edebilmek için neferlerimizin çoğu verilen kumanyaları taşıyamayarak atmışlardı. Fizik durumumuz elverişli değildi. Askerlerimiz öyle bir ruh haleti içe­resindeydi ki, vakit kaybetmeden ne yapılacaksa yapılmalıydı. Bu çare­sizlik içerisinde durumumuz savaşı devam ettirmeye müsait görülmü­yordu. Adetleri gittikçe artan milli kuvvetlerin işgal ettiği tepeler, askeri bakımdan bizim durumumuzu güçleştirmişti. Bu durum karşısında as­kerleri savaşa sokmaya psikolojik bakımdan imkan yoktu. Evvela hepsi  son derece susamışlardı. Askerlerin çoğu o kadar susamışlardı ki. çam dallarının ucunda dün yağan yağmurdan kalan damlaları yutarak susuz­luklarını gidermeye çalışıyorlardı. Bu durumu gördükçe içim yanıyordu. Eğer biz buradan bir yol bulup kaçacak olursak. yaralılarımız bu tepenin başında tedavisiz. yiyeceksiz. susuz, kaderleri ile başbaşa düşmanın eline terkedileceklerdi. Hiçbir kumandanın vicdanı azap duymadan böyle bir şeyi yapamazdı. Karbogazı'nda esir edilen Fransız Kumandanının anılannda adı geçen bir Gazi Suyari Müfrezesi Kumandanı Gülekli Kemal Ekin (1892-1951)   Karboğazında esir edilen Fransız Kumandanının anılarında adı geçen bir Gazi Süvari Müfrezesi Kumandanı Gülekli Kemal Ekin (1892-1951) 

Image   

 

 TÜRKLER ARAZİYE HAKiM VE HAREKETLERİNDE DAHA ÇEVİK   

 

   Üzerinde bulunduğumuz yer. bir dağın tepesidir. 1/250.000 mikya­sındaki İngiliz haritasına göre "Kapular mevkii"dir. Bu dağın güneydoğu ve kuzeyi yani üç tarafı tamamen Türklerin elindeydi. Bize yalnız batı ta­rafı açıktı. Bu istikamette yürüyüşe geçilmesi kabil değildi ve uçurum­luydu. Düşmanın mühim miktarda süvarileri vardı. Daima çukur yerler­den geçerek kendilerini iyi gizlemesini biliyorlardı. Bunlar her an yolumuzu kesebilecek durumdadır. Bize tek çare olarak manevra yapmak, de­releri geçerek dağdan dağa ilerlemek kalıyor. Fakat bu arazide Türkler daha seyyal ve güçlü hareket kudretine sahiptir. Bir kere araziyi mü­kemmel surette tanıyorlar. Bizim elimizdeki haritada buradaki bazı tepe­ler ve uçurumlar hakkında hiçbir işaret yok. Üstelik iyi bir rehber e de malik değiliz. Bu durumda Türkler, bizden evvel gideceğimiz tepelere ula­şabilir. Askerlerimizin takatsizlik ve yorgunluğu buyük zayiat vererek bir manevraya girişmelerine elverişli bulunmuyor. Diğer taraftan, Türkler üzerimizdeki baskıyı artırarak sıkıştırınalarına devam ediyor. Ateşleri gittikçe şiddetlenmektedir. Bilhassa yün.iyüş isti­kametindeki müfrezemiz kuvvetli bir tepeyi tutmuşken, düşmanın ateşleri karşısında geri çekilmeye mecbur oldu.   

 

    ABLUKA İÇİNDEYİZ-TESLİM KARARI   

 

 

 Son takatimizi harcayarak yürüyüşe ve savaşa geçmemiz halinde, ya­kamızı düşmandan kurtarmamız mümkün görülmüyor. Malzememiz bü­yük nisbette azalmış bulunuyor. Her yönümüz düşman tarafından sa­rılmış. Abluka içeresindeyiz. Mersin, n azından bize 70 km. uzaklıktadır. Oraya kavuşabilmemiz için hiçbir şansımız kalmadı. Biz yalnız, ümitsiz bir mukavemet gösterebiliriz. Bu mukavemetimizle de birkaç saatten fazla çarpışamayız. Böyle bir şey yapacak olursak, esasen büyük olan zayiatımızı beyhude yere arttırmış olmaktan gayri hiçbir netice alamayız. İşte bütün bu gerekçeler karşısında, bazı şartlarla, Türklere teslim olma kararını verdim.      

 

  BİR IŞIK GİBİ GÖZÜKEN BEYAZ TESLİM BAYRAKLARI   

 

  Saat 12:30'da işgal ettiğimiz tepeden büyük bir teessür içerisinde be­yaz bayrak gösterdik. Tercümanımız ilerleyerek, tabur kumandanı ile gö­rüşmek üzere bir Türk subayının gönderilmesini yüksek sesle Türklere bildirdi. Bu isteğimiz üzerine saat 15:00'te bir Türk subayı geldi. Şartla­rımız üzerinde ön görüşmeler yaptık. Bunu görüşmemize göre teslim mü­zakereleri bitinceye kadar, savaşın tatiline karar verildi. Saat 1B:OO'de müfreze toplandı. Yürümeye kudreti olmayan yaralılar arkadaşların omuzlarında, Türk muhafız kuvvetleri tarafından en yakın bir köye ~ötü­rüldüler. Saat 21 :OO'de Sinan Paşa'nın irtibat subayı teğmen Besim Beyatları ile yanıma geldi. İyi Fransızca biliyordu. Sanıyorum karşlffiızda savaştı­ğımız milli kuvvetler arasında Fransızca bilen tek subay bu genç teğ­mendi.   

 

     BESİM BEY'İN FRANSIZ KUMANDANI İLE KARŞıLAŞMASI    

 Bu konuyu rahmetli malül gazi Besim Bey'den dinleyelim:  "Fransızlar bir çam agacına beyaz bayrak çektiler. O istikamette ye­degimde bulunan iki atla ilerIedim. Bir Fransız gediklisi: - Türk elçisini selamlarım, diyerek beni attan indirdi. Gözlerimi bagladı ve koluma girerek arızalı yollardan yavaş yavaş ileride bulunan Kumandan Mesnil'in huzuruna götürdü. Orada gözlerimi açtılar. Kuman­dan Mesnil bir çam kütügüne oturmuştu. Beni görünce ayaga kalkarak elini uzattı, onu ciddi bir şekilde ve saygı ile askerce seıamladım. Kumandan Mesnil büyük bir nezaketle yanındaki bir kütügü göstere­rek oturmamı rica etti. Ewela bir sigara ikram etti, sonra askeri hüviye­timi sordu. Mesnil bu sırada yaverine dönerek, kendi tercümanı Ermeni asıllı Artin'i çagırmasını emretti. Bir iki dakika sonra yanımıza gelen ter­cümana, Mesnil benim hüviyet varakamı göstererek kendisinden izahat istedi. Benim bir çete olmayıp, muvazzaf subay olduguma kanaat getir­dikten sonra Mesnil beni birkaç dakika için yalnız bırakıp, biraz ilerde kendi subaylarından mürekkep bir harp meclisi topladı. Orılarla durumu münaşaka etti sanıyorum. Karşılıklı konuşmaları bittikten sonra benim bulundugum yere geldi. Subaylar içerisinde kalçasından yaralanan bir topçu yüzbaşısı ızdıraplı seslerle aglar gibi konuşuyordu. Biraz ileride, Fransız askerlerinden ölen Cezayirli Müslümanların başında birkaç ar­kadaşı Kur'an okumakta idi. Her yöndeki manzara çok hazin ve bütün acılıgı ile göz yaşartıcıydı. Harp meclisinin kararını kumandan Mesnil benim yanıma gelerek bildirdi. Ewela bana Fransızcayı nerede ögrendi­gimi sordu. Daha sonra nerelerdeki savaşlara katıldgımı ögrenmek istedi. Ben de MusuL, Kafkas cephelerinde, milli savaşta Karsantı, Çeçeli, Hacı­kın ve Belemedik cephelerinde savaştıgımı, hatta karısı Madam Mesnil'i esir aldıgımı söyledim. Büyük bir heyecanla sordu: - Madam sıhhatta mıdır? - Evet, sıhhattadır. Sizin de sag ve sıhhatta olarak yanına gelmenizi bekliyor. Kendisi bütün gün yaralılarla meşguldür, dedim. Konuşmaların sonunda kumandan mesnil rütbemin küçük oldu­gunu, kendi rütbesinde bir Türk kumandanı varsa, ancak onunla teslim müzakeresi yapabilecegini söyledi. Ben Payzın çukurunda bekleyen Ku­mandan Hasan Bey'in yarbay rütbesinde oldugunu bildirdim. (Halbuki o sıralarda Jandarma Kumandanı Hasan Bey üstegmendi.) Bu suretle Mesnil'i alarak Hasan Bey'in yanına götürdüm. Kumandan Mesnil bera­berine bir yüzbaşı ile tercüman Artin'i de aldı, yola çıktık. Her üçünün gözlerini bagladım. Savaş sınırını geçince gözlerini açtım. Hasan Bey'in yanına geldigimizde ona harp meclisi toplantısını anlattım ve teslim ol­mak için asgari kendi rütbesinde bir kumandan ile görüşebilecegini söy­ledigini kulagına fısıldadım."     

 

  SABAHA KADAR SÜREN TESLİM MÜZAKERELERİ   

 Teğmen Besim Bey (rahmetli malul subay Besim Albayoğlu) Karbo­ğazı'ndan Kumandan Mesnil ile refakatindeki Yüzbaşı Jousse ve Ermeni asıllı tercüman Artin'i alarak (Panzim çukuru)'na getirdi. Burada bulunan Karisalı Jandarma Kumandanı Hasan Bey (Kara Afet) yağmurdan ıslan­mış bulunan elbisenini kurutmuş. Arap tarzında kafiyeli bir kostüm giymiş olarak Mesnil'i huzuruna kabul etti. Mesnil o zamana kadar -yüzbaşı rütbesinde olan- Garbi Kilikya Cephesi Umum Kumandanı Te­kelioğlu Sinan'ı. tümen komutanı ve rütbesini general. teslim müzakere­sini yapmaya geldiği Hasan Bey'i de yarbay sanıyordu ı . Hasan Bey. kumandan Mesnil'e halı ve kilimlerle süslü bir köy oda­sında karşılıklı olarak teslim şartlarını konuşmaya başladılar. Araların­daki tercümanlığı Besim Bey yapıyordu. Kumandanın tercümanı Artin daha geride oturuyor ve Fransız kumandanı ona bir şey sormadan söze karışmıyord u. Görüşmelere saat l2:00'de başlandı. Fasılasız üç buçuk saat devam etti. Kumandan Mesnil. teslim olmasının Fransız tarihine geçeceğinden, bu olayın Fransız askeri şerefi ile mütenasip bulunmasını ve ileride bu hareketinden dolayı hükumetince muahazeye maruz kalmayacak şekilde korunmasını arzuluyordu. Söze evvela Binbaşı Mesnil başladı: ii ••• Ben şartsız teslim olmuyorum. İkincisi Pozantı muhasarası sırasında müdafaamızı ve gösterdiğimiz cesareti ve özellikle 28 Mayıs savaşındaki askerlerimin cesaretinin takdir edileceğini ümit ederim. Bu sebeplerle teslim şartları yumuşak olmalıdır. Bilhassa üzerinde ısrarla durduğum hususlar ve şartlar şurılardır: a)   Bütün muharipler sililiarını muhafaza edeceklerdir. b)   Subay ve erler esaretleri müddetince aynı mahalde oturacaklardır. Subaylar serbestliğe malik olacak ve esir addedilmeyeceklerdir. c)   Subaylar. kendi askerleri ile her gün meşgul olabileceklerdir. d)Yaralılar aranacak. imkan nisbetinde ölülerin kimlikleri tespit edi­lecektir."    Jandarma Müfettişliğinden emekli rahmetli Albay Hasan Akıncı (Milli Mücadele yıllarında Kara Afet namı ile tanınmıştır.) dostlarının ısrarı üzerine Kuvay-ı Milliye Dergisi'nde yayınladığı hatıralarında Mesnil'le karşılaşmasını ve görüşmesini ayrıntıları ile anlatmış bulunuyor. Hasan Bey'in hafızasına dayanarak yazdığı anılarında Mesnil kendisine aşağı­daki soruları sormuş ve isteklerde bulunmuştur ı. 

 

Image 

Image   

 1 Hasan Alnncı (1892-29.10.1970) Tarsus'ta dogdu. 1915 yılında astegmen olarak or­duya katıldı. Milli Mücadele yıllarında Karisalı'da jandarma bölük komutanıydı. Kurtuluş Savaşı'nın ilk gününden beri bu davaya katılmıştı. Toroslarda. takviye li bir Fransız tabu­runu ve hatıralarını yayınladıgımız Kumandan Mesnil'i esir alan milli kuvvetlerin başında bulundu. Bu hizmetinden dolayı takdimameler ve istikıaı madalyası aldı. 1925 yılında yüz­başı. 1935 yılında binbaşı, 1942 yılında yarbay. 1946 yılında albay oldu. 1950 Tem­muz'unda Eskişehir jandarma müfettişliginden emekliye aynıdı. 1970 yılında Cumhuriyet Bayramı'nda Mersın'de vefat etti.    

 

 1) Hayatımız ve üzerlerimizde bulunan (para. saat vs.) kıymetli eşyalarımız  teminat altında mıdır? 2)   İaşemiz ne suretle sağlanacaktır? 3)   Tutsaklık süresince subaylara maaş verilecek midir? 4)   Muhaberatımız ne suretle yapılacaktır? 5)Memleketimizden gönderilmesi muhtemel koli vs. gibi şeyler bize verilecek midir? 6)   Hasta ve yaralılarımız ne olacaktır? 7)Önceden elinize esir düşen ailem hayatta mıdır ve nerededir? Ya­nıma verilecek midir? 8) Aralarında bulunan Türk tebaalı gayrı müslimlere ne yolda işlem yapılacaktır? 9) Umumi harpte Verdün'de büyük yararlık göstermiş olması hase- biyle kılıcının bir kadirşinaslık olmak üzere kendisinde bırakılması. .. 10) Silah ve teçhizat ne suretle teslim alınacaktır? Hasan Bey'in verdiği cevap şöyledir: 1) Türkler asil ve civanmert oldukları kadar cesur ve misafirperverdir­ler. Orılar bonkör oldukları gibi ellerine düşen esirlerden imkan dahilinde her türlü insani yardımı esirgemezler. Can ve mallarına tecavüz ve tenez­zül etmeyi akıllarından bile geçirmezler. Ecdadımızın bu husustaki fazilet ve kahramanlıkları tarihlere geçmiştir. Meşhur Kanuni Sultan Süleyman gibi bir hakanın. bir tutam ekin için, bir sipahiyi idam ettiği tarihlere geçmiştir. 2)   İaşeleriniz hüküımetimizce temin edilecektir. 3)   Subaylar hakkında beynelmilel teamüle göre işlem yapılacaktır. 4)   Muhaberatınız sansüre tabi tutulacaktır. 5)Memleketinizden gönderilecek koli vs. gibi şeyler muayene edildik­ten sonra sizlere verilecektir. 6) Hasta ve yaralıların doktorumuz nezaretinde hastahanelerimizde tedavi edileceklerinden hiç şüpheniz olmamalıdır. 7) Aileniz hayattadır. Belemedik'teki hastahanemizde yaralı ve hasta­larımızın tedavisi ile canla başla uğraşmaktadır. Her iş bittikten sonra yanınıza verilecektir. 8) Fransa tebaasından olup düşman tarafından teslih edilerek hüku­metine ve vatandaşlarına silah kullananlar hakkında Fransız kanunla­rma göre ne işlem yapılırsa, aranızda bulunan Türk tebaalıların da aynı cezayı görecekleri tabildir. 9) Verdün müdafaasında namdar bir kumandan olmanız beni alaka­dar etmez. Esir bir subaya kılıç bırakmak teamülden değildir. Bu itibarla bu isteğinizi kabul etmiyorum. 10) Silah ve teçhizatınızın teslim işi iki taraftan ayrılacak birer arka­daş tarafından yapılacaktır. Subay ve er at üzerinde bulunan her türlü askeri teçhizatla ustura, jilet ve çakı gibi yaralama vasıtaları da teslim edilecektir. Teslimi müteakip subay ve erat gösterilen mahalle gidip isti­rahat edeceklerdir.     

 

 KILIÇ ÜZERİNDE ISRAR     

Kumandan MesniL, anılarında kılıcını teslim etmemek için ısrarda bulundugunu ve Hasan Bey'in bu ricayı isteksiz olarak karşıladıgını be­lirtiyor. Aynı zamanda Türk tarihinden bir misal verdigini ve Plevne kah­ramanı Gazi Osman Paşa'yı hatırlattıgını da kaydediyor. 

 

     PROTOKOLÜN TÜRKÇE NÜSHASI NEREDE?    

  Gece 24:00'te başlayan ve sabahın 3:30'unda sonuçlanan teslim gö­rüşmeleri biri Fransızca, digeri Türkçe olarak iki nüsha halinde tanzim edilen bir protokola baglandı. Fransızca nüshası Kumandan Mesnil'e ve­rildi. Burada önemle bir konuya deginecegiz. Fransızlarla imzalanan ve bir nüshası Türkçe olan bu tarihi teslim protokoluna arşivlerimizde rastlan­madıgından yakınılmaktadır. Bu protokolu imzalayan Hasan Bey (rahmetli Hasan Akıncı) hayli araştırmalar yapmış ve harp tarihi daire­sindeki arşivlerde bu belgeye rastlayamamıştır. Kanaatimizce bu protokol Milli Kuvvetler Kumandanlıgınca Ankara'ya gönderilmiş ve belki de ilgisi bulunmayan başka bir dosyaya girmiştir. Bu protokolün ziyana ugramış olması gerçekten esef verici olup, ancak bizi teselli edecek bir husus, Kumandan Mesnil'in hatıralarında bu protokolun tam metnine rastlamış olmamızdır.     • ~ / Rahmetli Hasan Bey, benim Fransa'dan elde ettigim bu protokolün, tam metin olarak neşrini, saglında arzulamıştı. Ancak, Madam Mesnil ile vardıgımız mutabakata göre, olay üzerinden milletlerarası geleneklere göre 50 yıl geçmesi gerekiyordu. Diger taraftan, Madam Mesnil Kuman­dan Mesnil'in hatıralarına ait, kendisi ölmeden hiçbir yayın yapılmama­sını arzu etmişti. Bugün Kumandan Mesnil'in hatıralarından bazı parçalar yayınlayabi­liyorsak, vaka üzerinden 50 yıl geçmiş olması ve aynı zamanda Madan Mesnil'in ölmüş bulunmasıyla konuşulan şartlar yerine getirilmiş oluyor. Bu protokolü Türk milli kuvvetleri adına imzalayan Hasan Bey (rahmetli Hasan Akıncı) bu protokol ile ilgili olarak anılarında şöyle di­yordu!: "Umum komutanlıga verildigi halde ı O maddelik (daha sonraki anı yazısında 6 madde olarak düzeltilen) protokol maalesef yukarıda sözü ge­çen dairedeki dosyada yoktur. Çok önemli tarihi bir vesikanın bulunma- (1 Kuva-yı Milliye Dergisi. Şubat 1967. Sayı: 78. ) ması şayanı hayrettir. Ticaret Bakanlıgı Başmüfettişi Sayın hemşehrimiz Bay Taha Toros'un bir vazife ile Fransa'ya gittiginde, Binbaşı Mesnil'e ait hatıratı, Madam Mesnil'den elde ettigi ve ileride bunlan neşredeceginin kuwetle muhtemel bulundugu, özelolarak memnuniyetle haber alınmış­tır. Mesnil'in hatıratı içeresinde bulunması muhakkak olan sözü geçen protokolun, bu suretle açıklanacagı ve tarihi bir vesikanın da meydana çıkacagı memnuniyet verici bir keyfıyettir.     

 

  FRANSıZLARıN TESLİM OLMASı İLE İLGİLİ PROTOKOLÜN TAM METNİ  

  MADDE 1· Milli orduya karşı Pozarıtı garnizonunu müdafaada göster­digi cesaretten dolayı bir takdir cemilesi olmak üzere, Kumarıdarı Mesnil, kılıcını muhafaza etmeye mezundur.    MADDE 2- Pozarıtı garnizonunu teşkil eden FrarıslZ kuwetleri, toplu olarak muhafaza altında kalacaklardır. Subaylar emirerlerini yarılarında bulunduracakları gibi. kendi askerlerini de ziyaret edebileceklerdir.    MADDE 3· Yaralarıan FrarıslZ askerleri, savaş bölgesinde ararıılarak getirtilecek ve tedavileri Milli Kuwetler tarafındarı saglarıacaktır. Yaralı oları Doktor Gaları tedavi edilerek iyileştikten sonra, diger yaralıları tedavi • etmeye mezun olacaktır. 28 Mayıs'ta vuku buları savaşta, ölenler üzerin- deki künye plakaları ile şahsi ve askeri defterler, Kumarıdarı Mesnil'e tes­lim edilecektir.    MADDE 4- Esirlerin iaşesi, Türk Milli Ordusu tarafındarı saglarıacak­tır. Uygulamada Türk askerlerine ne yemek veriliyorsa, Frarısızlara da aynı yemekler verilecektir. Her bölüm için bir cetvel tanzim edilecek ve aşçılar Fransızlardan seçilecektir. Subaylara iaşe tevzi olunacak ve bunlar kendi yemeklerini pişirmeye mezun bulunacaklardır.    MADDE 5· Esirler üzerinde silah ve cepharıe mevcut olup olmadıgını tespit için subay ve erler bir kereye mahsus olmak üzere kontrol edilecek­ler, daha sonra hiçbir araştırmaya tabi tutulmayacaklardır. Bu konuda Milli Kuwetler tarafındarı her halukarda iyi muamele göreceklerdir.     MADDE 6- 27 Mart'tarı 28 Mayıs 1920 tarihine kadar yapıları savaş­lar sırasında kayboları Frarısızlara ait malların bulunması için araştırma yapılacaktır. Bulunarı bagajlar, mallar sahiplerine teslim edilecektir.    MADDE 7- Posta servisi Milli Kuwetlerin görevlendirecegi bir postacı vasıtasıyla saglarıacaktır. Postacı, mektupları Mersin'deki FrarıslZ Askeri Valisi'ne gönderecek ve gelmiş bulunarı mektupları aynı karıaldarı ala­caktır. Mektuplar, sarısüre tabi tutulacaktır.     MADDE 8- Milliyetleri ne olursa olsun, sivil esirlere insanlıkla mu­amele edilecektir. Tercüman Artin (Kumandan Mesnil'in tercümanı, Er­meni asıllı) Fransa'ya gitmek için yola çıkıncaya kadar kumandanın hiz­metinde kalacaktır.     MADDE 9- Firara teşebbüs eden her esir kurşuna dizilecektir. Ku­mandan Mesnil. askerlerin firar teşebbüslerinden mesul tutulacaktır. Fi­rara teşebbüs eden olursa yukarıda yazılı bulunan madde hükümlerinin tümıl geçersiz sayılacaktır. 29 Mayıs 1920  Bu protokolu Türkler adına imzalayan Hasan Beyanılarında, aradan 50 yıl geçen bu olayı evvela 10 maddeden ibaret bir protokololarak kay­detmişse de daha sonra yaptığı bir düzeltme ile 6 madde olarak hatırla­dığını belirtmiştir. Mesnil'in anılarında yukarıda izah olunduğu üzere pro­tokolun tam metni 9 maddeden ibarettir.          

             

      TESLİM HÜKÜMLERİNİN ESİRLERE İZAHI    

  Fransız sirlerinin çoğunu ağlatan acıklı sahne, silahlarının teslim alınması ve te ~protokolunun kendilerine izah edilmesi oldu. • Protokol 29 Mayıs 1920 günü sabaha karşı 3:35'de imzalandı. Ku- mandan Mesnil bu protokolu imzalarken çok bitkin ve üzüntülü idi. So­ğukta titreşen yorgun askerlerini bir an evvel görüp durumu onlara açık­lamak üzere, atına binerek yola çıktı. Beraberinde Yüzbaşı Jousse ile ter­cümanı Artun de atlarına binmiş olarak onu takip ediyorlardı. Milli Mü­cadele'de Bomba Müfrezesi Kumandanı adını alan ve o zamanki milli kuvvetler arasında Kara Afet namı ile tanınan Hasan Bey, arkasında 50 süvari, 40 piyade ve Fransız kumandanı ile birlikte teslim alacağı tabu­run bulunduğu yere gitti.  Burada olup biterıleri Kumandan Mesnil'in not defterinden okuyalım: ii ••• saat 8:00'de tabura Yüzbaşı Jousse ile döndük. Kumandan Hasan Bey 50 süvari, 40 piyade askerle bize refakat etti. Tabur efradından sağ kalanlar, köyün dışındaki meydanda toplandı. Askerlerime birkaç söz söylememe müsaade etmesini Hasan Bey'den rica ettim. Askerlerimize teslim için kararlaştırılan maddeleri okudum. Askerlerimin gösterdikleri kahramanlığa hürmeten silahlarının ellerinden alınmaması için çok ısrar ettimse de, Türklere bunu kabul ettiremediğimi belirttim. Bununla bera­ber Türk millicilerinin, Pozanh garnizonunun müdafaasına karşı takdir hislerinin bir nişanesi olarak yalnız kumandanın kılıcını muhafaza eyle­me sine müsaade ettiklerini anlattım.   

 

    KUMANDANIN AGLAYARAK ASKERLERİNE YAPTIGI KONUŞMA    

 

  Protokol görüşmelerinde tercümanlık yapan Besim Albayoğlu. Fransız Kumandanının at üstünde titrek sesiyle askerlerine yaptığı hitabeyi Türk­çeye çevirip Hasan Bey'e şöyle naklettiği!li belirtiyor. " ... Umumu harpte zaferden zafere koşan taburumuz Verdün'ü Al­manlar'a karşı yaptığı iki hücumla iki defa zaptetmiştir. Benim o zaferde bir ayağım sakatlandı. Daha sonra sizlerle. ateş fışkıran Mrika çöllerinde nice zaferler kazandım. Türkiye'ye kuvvetli ve gözde bir tabur olarak gön­derildik. Nitekim taburumuz. Pozantı'yı kahramanca müdafaa etti. Fakat iaşesizlik ve harp talihi. taburumuza yar olmadı. Kaderimizde. bugün Türk oldusuna teslim olmak varmış ... Hepiniz vazifemizi, uzakta olan va ına uygun olarak büyük cesaret ve metanetle yaptınız. Fransa'ya layık as rler olarak unutulmayacaksınız. Hepinizi bu bakımdan takdirle tebrik ederim. Şu anda hepinizin elini sıkmaya zaman müsait değildir. Şuna emin olabilirsiniz ki mallarımız ve canlarımız güven altındadır. Ni­hayet. Fransızların eski bir dostu olan Türklere teslim oluyoruz."      

 

  HASAN BEY'İN FRANSIZ ESİRLERİNE HİTABESİ     

Hasan Bey. hafızasına dayanarak kaleme aldığı anılarında. Fransız esirlerine yaptığı hitabeyi 1967 yılında Kuvay-ı Milliye Dergisi'nde yayın­lamıştı. Kumandan Mesnil ise Türkiye'deki harp ve esaret hatıralarında. kendi tercümanı Artin ile Besim Bey'in Fransızcaya çevirdiği Hasan Bey'in hitabesini şu satırlarla belirtmektedir: "Fransızlara karşı savaşmaya mecbur olduğumuzdan dolayı esef du­yuyorum. Fakat bu kadar cesur askerlere karşı harbettiğimden dolayı memnunum. Kumandanlar ve askerler için savaşlar zafer sağlayacağı gibi. mağlup olmak ve ölmek de bu gibi savaşların tabii sonuçlarındandır. Türkler, yüzyıllarca yaptığı savaşlarda ellerine düşen esirlere. gelenekleri icabı iyi muamelede bulunmuşlardır. Ey Fransızlar! sizler kahramanca çarpıştı­nız. fakat harbin cilvesi sizi teslime mecbur etti. Bundan müteessir ola­mayınız. Biz Türklerin Fransızlarla uzun tarihe dayanan ebedi bir dostlu­ğumuz vardır. Bu dostluğumuzun devamı için, Fransızların bizleri bir kere daha tanıması gerektir. Eski dostunuz Türklerin anavatanına göz koymayınız. Sizleri bu yolda kışkırtanlara inanmazsanız. dostluğumuz sürü p gidecektir."    

 

  FRANSIZ ASKERLERİ AGLAYARAK SİLAHLARINI VE CEPHANELERİNİ TESLİM ETTİLER 

 Image

 Fransızların takviyeli taburunu Karboğazında teslim olmaya mecbur eden bir avuç kahraman  Tarih 27 Mayıs 1920  Kumandan Mesnil hatıralarına şu satırlarla devam ediyor:  Sıra askerlerdeki silah ve cephanelerin teslimine geldi. Fransız ve Türk subaylarının kontrolu altında bu işlem de yapıldı. Kahraman asker­lerim gözleri yaşararak silahlarını verdiler. Askerlerimizin birkaçı, fişek­lerini Türklerin eline geçmesin diye çalılar arasına ve ormanlar içerisin­deki dere i er e atmışlardı. Bir kısmı da tüfeklerini kullanılamaz hale sok­muşlardı. Bu itibarla, ancak Türkler'e 80 kadar sağlam tüfek teslim edildi. Fransızların takviye li taburunu (Karbogazı)'nda teslim olmaya mecbur eden bir avuç kahraman. (Tarih 27 Mayıs 1920)   

 

   KAZANILAN ZAFERİN MUSTAFA KEMAL PAŞA'YA TELGRAFLA BİLDİRİLMESİ    

 Mesnil ile yaptığı protokol üzerine taburu esir alan Karaisalı Jan­darma Kumandanı Hasan Kara Afet, durumu Garbi Kilikya Cephesi Umum Kumandanı Tekelioğlu Sinan'a şu cümlelerle bildirdi: Umum Kumandanlığına, 1) 28.5.1336 (1920) tarihinde öğleden sonra kahraman ejradımızın göstermiş olduklanjedakarlık neticesinde, Fransız Kumandam Mesnil dahil olduğu halde 6 zabit, 334 nefer, 1 doktor, 8 başıbozuktan ibaret olan düşman. Teke yaylasında tahtı muhasaraya alınmış vefena halde sıkıştı­rılmıştır. Yakayı kurtaramayacağını anlayan Fransız Kumandanı teslim olmak üzere bendenize haber göndermiş ise de vekaleten yaverim Besim Efendi'yi gönderdim. Kumandan Mesnil ve yüzbaşı ile tercümanını 28/29 Mayıs 1336 (1920) gecesi merkezim olanı Gülek'e arzum üzerine getirttim ve sabaha kadar cereyan eden uzun uzadıya müzakere neticesinde. bizce kabul ve mecbur olduğumuz şeraitle teslim olmaları takarrur etti. 2)   Saat 10:00'da teslim muamelesi başlayacaktır. 3)   Bıı geceyi Çamalanı'nda geçireceğim. 4)   Düşmanın bir neferi bile kurtulamamıştır. 5)   Daha mufassal tafsilat. Çamalanı'nda arz edilecektir. 6)40 piyade neferi ile kazadan hareket edip 10-15 misli düşman kuv­vetine şu suretle darbe indiren kahraman askerlerimin muvaffakiyetlerini ve fedakarlıklarını ilan etmenizi rica ederim.                                                                                                         29.5.1336    (1920)                                                                               

 

        " Kara Bomba Müfrezesi Kumandanı KARA AFET (HASAN AKINC!)   

 

   Bu zafer, Garbi Kilikya Cephesi Umum Kumandanı Tekelioğlu Sinan tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa'ya aşağıdaki telgraf1a sunuldu: Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine. 28.5.1336 (1920) tarihinde öğleden sonra kahraman efradımın göster­miş olduklarıfedakarlıkları neticesinde, Fransızların 6 zabit ve 300'ü mü­tecaviz neferi tahtı muhasaraya alınmıştır ve şiddetli tazyik ile ezilmekte bulunmuşlardır. Yakayı kurtaramayacaklarını anlayan Fransız kumandanı teslim olmak üzere bazı teklifatta bulunduğundan, bir Fransız yüzbaşısı ile icra kılınan müzakeratta, Fransızlar teslim olmaya rıza göstermişlerdir. Birkaç saatte düşmanın tamamen teslim olduğunu ve aksi takdirde tama­men imha edildiğini arz edeceğim ümidi katisindeyim. Cenabı Hakkın ina­yeti ile. bütün alemi İslamiyet müzaharetine giden Kuvay-ı Milliye evlatları ile Kara Afet kumandasındaki Karaisalı Jandarma Bölüğü şu ana kadar gösterdikleri fedakarlık tarihinin kaydettiği fedakarlıklarını ve her türlü kahramanlıklarını bilumum dindaşlarıma bildirmenizi selameti memleket namına arzeylerim efendim.                                                                         

 Umum Kilikya Garp Mıntıkası Kumandanı SİNAN      

 

 ESARET HAYATıNıN HÜZÜNLÜ GÜNLERİ   

  Kumandan Mesnil, anılarının 4. kısmını "Esaret" başlığı altında top­lamış. 29 Mayıs ı 920 sabahından başlayan bir paragraf 192 ı Eylül so­nuna kadar devam etmektedir. Bu kısımda kendisini ve taburunun esaret hayatında başından geçenleri detayları ile, hatta lüzumsuz sayılacak ay­rıntıları ile kaydetmiştir. Anılarının bu kısmında Kumandan Mesnil çok sinirlidir. Hatta Türkler aleyhine yerli yersiz kelimeler de kullanmaktadır. Belli ki, Torosların ü boğazı'nda koskoca taburun 42 Türk tarafın­dan pusu düşürülerek teslime mecbur edilişi onun yüreğinde ve mora­linde büyük bir yara açmıştır. Esasen Kumandan Mesnil, Karboğazı'nda taburunu çeviren milli kuvvetlerin adedini sonradan öğrenince şaşırmış ve teessüründen başını yumruklamıştır. Bu kadar az kuvvete teslim olu­şunu geçmişteki askeri kahramanlıkları ile bağdaştıramamıştır. Öyle an­laşılıyor ki, anılarının son bölümü olan esaret günlerini içine ağırlık veren bu teslim olayının ezikliği ile kaleme almıştır.     

 

  VERİLEN YİYECEKLERDEN ŞiKAYET   

 

   Türkiye'yi, hele o zamanki Kurtuluş Savaşı Türkiyesi'ni, Fransa gibi • müreffeh ve zengin sanan Kumandan Mesnil, zaman zaman esir Fransız askerlerine verilmekte olan yemeklerden şikayetçidir. Acaba o sıralarda ölüm-kalım kavgası içerisinde bulunan Türk ordusu, Fransız esirlerine verilen yemeklerden daha alasını mı yiyordu? Kurtuluş Savaşı, önceden hazırlıklı, bütçeli ve geliri bol bir milletin normal bir savaşı değildi. Günlerce et yüzü görmeyen Türk askerleri kuru ekmekle bu vatanın müdafaasına koşmuşlar, canlarını harcamışlardı. Türkler İstiklill Savaşı'nda askerlerine, Fransızlarda olduğu gibi şarap değiL, doğru dürüst içilecek temiz bir su bile verememişti. Onlarsa, her gün askerlerine konserve etler, yumurtalar, çikolatalar. pekSimetler ve şekerler vermekteydiler. Türk askerleri zaman olmuştur ki, kuru ekme­ğine bir katık bulamamış. fakat bundan asla şikayetçi olmamıştır. Sözü buraya kadar getirmemizin nedeni, esaret hayatındaki Fransız­lara verilen besinin, belki de cephedeki Türk askerlerinin çoğu na bile veri lemediğini belirtmektir.   

 

   EsiRLERE YAPILAN MUAMELE    

 Diğer taraftan, Kumandan Mesnil anılarında esirlere zaman zaman kötü muamele yapıldığına değinmektedir. Bunda, fazla mübalağaya iltifat ettiği anlaşılıyor. Her halde o sıralarda milli kuvvetlerden Fransızlar eline Adana ve Mersin'de esir düşen Türklerin zindanlarda gayrıinsani muamelelerle karşılaşlfası ile kıyaslanamaz. Tarsus'un Yenice civarındaki dere­sinde kahra nca çarpışarak esir edilen meşhur Molla Kerim Bölü­ğü'nün Tars sokaklarında ellerine ve ayaklarına zincir takılarak halka teşhir edildi i ve sonradan sürü halinde hepsinin makineli tüfek ateşi ile insanlığa akışmaz bir tutumla hunharca öldürüldüğünü Kumandan Mesnil bil emezlikten gelmektedir. Bizde çete denilen Milis Kuvvetlerden bazılarının milli heyecanlarına kapılarak yaptığı bir iki hafif hareket ol­muşsa. bunların Fransızların yaptığı veya Ermenilere yatırdıkları insanlık dışı ve harp geleneklerine sığmayan vahşetleri karşısında zerre kadar bahis konusu yapılmaması gerekirdi.  

 

    ESİR FRANSIZ TABURU, CEPHE KUMANDANINlN BULUNDUĞU YERE GÖTÜRÜLÜYOR   

 Kumandan Mesnil müfrezesinin milli kuvvetler Kumandanının yanına götürülüşünü anılarında şöyle anlatıyor: "29 Mayıs 1920 günü Gülek nahiyesine geldik. Halk askerlerimize iyi gözle bakmıyor. Saat 14:00'te Gülek'ten Çamalanı'na doğru taburumuz yürüyüşe geçti. Yürümeye takati olmayan yaralılar katırlara bindirildi. Bir •• gün evvel buraya 40 yaralımızla 77 esirimizin geldiğini anladık. Bunlar Çamalanı'ndaki Jandarma Kumandanı Tevfik Efendi'nin nezaretinde idi­ler. Çamalanı'na gelirken bazı eşyalarımız kayboldu. Türk subayları buna teessüf ettiler ve bana şöyle söylediler: - Bizim muntazam bir ordumuz yoktur. Askerlerimizin çoğu çetedir. Muhakkaktır ki. askerlerinizin bazı eşyaları kaybolmuştur. bu savaş gü­rültüsünden faydalanan ve asker olmayan bir iki kişinin ters hareketi yü­zündendir. Türk subayları. bu beyanlarında hakikaten samimi ve üzgündü]er. Çamalanı'na geldiğimizde Mülazım Labat'ın öteden beri bindiği atın bir Türk çetebaşısında olduğunu gördüm. Dünkü savaşta mülazırnın ya­ralanmasından faydalanarak bu atı alıp kullanmaya başlamıştı. Adı bana Ermeni tercümanın söylediğine göre Kemal Efendi idi. Çamalanı'na gelirken ve oraya vardığımız da Türk çetelerinde bir di­siplinsizlik hissediliyordu. Geceyi Çamalanı'nda geçirdik."    

 

  SİNAN PAŞA İLE KARŞıLAŞMAMIZ   

 

  Fransız kumandanı Mesnil anılarının 30 Mayıs 1920 Pazar gününe rastlayan sahifesine şunları kaydetmiş: "Çamalanı'ndan saat 8:00'de hareket ederek 13:45'te Bucak denilen tren güzergahında bir yere vardık. Buraya. karşımızda savaşanların en büyük kumandam Sinan Paşa. beraberinde Karaisalı Kaymakamı Sa­adettin Bey. Belemedik Merkez Kumandanı Şükrü Bey ve muvazzaf ordu­dan birkaç subay Belemedik'ten trenle geldiler. Bu muvazzaf subaylardan birinin rütbesi albay veya yarbaydı. Milli Kuvvetler Kumandanı Sinan Paşa bana elimi sıkarken şunları söyledi: - Kumandan. harp bir talih oyunudur. Bazen bir tarafa, bazen diğer tarafa teveccüh eder. Bu andan itibaren biz sizleri bizim esirimiz değil. misafirimiz sayıyoruz.     

 

ESİR KARL KOCANıN GÖZYAŞı İLE KARŞıLAŞMASI   

 Bucak'a gelen trende 8 Nisan 1920 günü Belemedik'te Türklerin eline esir düşen eşim Madam Mesnil de bulunuyordu. Gözyaşları ile kucaklaş­tık. Eşim oraya gelir gelmez hiç vakit geçirmekSiZin taburumuzun ağır ya­ralılarından başlayarak pansumanlarına ve tedavisine koyuldu. Berabe­rinde hayli pansuman paketleri getirmişti. Yaralıların tepavisi saat 17:00'ye kadar sürdü. Saat 17:00'de Bucak'tan kalkan trenle yaralıları­mız Belemedik Hastahanesine götürüldü. Bunlar orada tedavi görecek­lerdi. Müfrezenin geri kalan kısmı geceyi Bucak'ta geçirdiler. 31 Mayıs Pzartesi günü saat II :OO'de Bucak'tan kalkan bir trenle hepimiz Hacıkm istasyonuna götürüldük. oradan atlarla ve yaya olarak Çeceliye (Karaisalı) hareket ettik. Benim yanımda. Fransızcayı gayet güzel konuşan teğmen Besim Bey vardı. At üstünde yanyana geçerken Hacıkm istasyonunun Fransız teğmeni Carlotte tarafından kahramanca müdafaa edildiğini ve uzun çarpışmalardan sonra Türklerin eline geçtiğini anlattı. Saat 18:30'da Çeceli'ye vardık. Evvelce Dorak istasyonunda yaralanmış olan Teğmen Pommiere ile emirerine burada rastladık. Ayrıca. birkaç tane Fransız askeri ile iki Cezayirli askerimizin buradaki hastahanede tedavi edilmekte olduğunu gördük. Çeceli'de halk etrafımıza toplandı. Aralarında kazanın en büyük din adamı müftü efendi de bulunuyordu. 1 Haziran sabahı esirlerimize ayrılan kamp yerini gördüm. Askerler muhtelif evlere dağıtılmıştı. Evler küçük ve odalar dardı. Fakat hepsi ta­mamen serbest durumdaydılar. Yiyecek işi de şerait altındaydı. Dün şid­detli sağanakta sırılsıklam olan askerlerimizin elbiselerini kuru tm ak için Teğmen Besim Beyonlara gerekli odunu verdi. Fransız esirlerine iyi mu­amele edilmesi için Türk subaylarının her şeyi yapmakta olduklarını anlı­yordum. Fakat ahali bize açıkça muhalifti. (1881-1963) 

 Image  

BEYBABA SAADETTİN BEY     

 

Bize muhalefeti körükleyen tek adam, buradaki kaymakam Saadettin Bey'dil. Bu, hakikaten sakınılacak bir kimseydi. Fransızcayı bilmezlikten geliyor, hakikatte lisanımızı gayet güzel anlamakta ve konuşmaktadır. Maksadı, aramızdaki konuşmaları izlemektir. Bereket versin ki yanımız­daki tercümanım Ermeni Artin, bunun durumunu bize daha önceden haber verdi ve onun anlattıgına göre, bu adam her şeyi yapmaya muktedir ünlü bir komitecidir. Sinan Paşa ile aralarında bizim bir onbaşımız olan Degirmenciyan'ı sorguya çekmek hususunda ihtilaf çıktı. Saadettin Bey Degirmenciyan'ın ifadesini alacagı nedeniyle yanına çagırtmıştı. Ben ise bu onbaşının müf­rezemize mensup bir asker oldugunu ve ifadesinin siviller tarafından alı­namayacagını Sinan Paşa'ya bir mektupla ve şikayet yollu bildirdim. Si­nan, bana gönderdigi cevapta, kaYmakamın, bir askeri davet etmeye hakkı olmadıgıııı ve onbaşı Degirmenciyan'ın taburda kalacagıııı bildirdi. Saadettin Bey buna pek fazla içerledi. Fakat, damarlarında mevcut komi­tecilik meslegi ona üstünlük sag1ıyordu. Yine Ermeni tercümanım bana çete şeflerinden ve Adana'nın tanınmış bir ailesinden olan Ekrem Efendi'den çekinilmesini söyledi. Bu adam da öteden beri Ermeni düşman1ıgı ile tanınmıştı.  1 Saadettin Morova (1881-1963), halk arasında Beybaba namı ile magrufvatansever bir komiteciydi. Çok genç yaşta Karadag'dan Selanik'e giderek Jöntürkler arasına karışmış, gizli görevle gönderildigi Bulgaristan'ın bir hudut köyünde kendini hissettirmeden birkaç ay Bulgar papazı kılıgında dolaşmış, daha sonra durumunun sezilmesi üzerine Türkiye'ye kaçmıştı. İttihat ve Terakki devrinde Bagdat Polis Müdürlügü'ne tayin edilmiştir. Orada, daima beraberinde gezdirdigi köpeginin halk tarafından mukaddes olarak tanınan bir ölünün mezar taşını kirletmesi üzerine büyük hadise çıkmış ve halkın galeyanı üzerine canını zor kurtararak İstanbul'a dönmüştür. Kurtuluş Savaşı başlarken yine gizli vazife ile Adana'nın Karaisalı kazasına gitmiş ve Fransızlara karşı mukavemet teşkilatı içerisinde önemli hizmetlerde bulunmuştur. Daha sonra bu kazanın kaymakamlıgına atanmıştır. Adana cephesinde unutulmaz gayretlerine mükafat olarak, kendisine Atatürk'ün l1e tensibiyle Toroslardaki meşhur Pos Ormanı'nın işletilmesi verilmiştir. Fakat, bu büyük ormanı işletmede ve ticaret işlerinde bilineli bulunmaması ve idaresizligi yüzünden bu işi başaramamış, sıkıntılı bir hayat içerisine düşmüştür. Dalıa sonra Ankara ve Eskişehir'de bazı milli istihbarat işlerinde takma adlarla görevalmış, en sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 25.6.1958 tarihinde kabul edilen 7141 sayılı Kanunla vatanİ hizmet tertibinden maaş baglanmıştır. Hatıraları Adana'da hala söylenip durmaktadır.       

 

Fransızlara nefes aldıran 20 günlük mütakare    

 

    MÜTAREKE ÜZERİNDE MUHTELİF GÖRÜŞLER    

 1920 Mayıs'ında Türk Milli Kuvvetlerinin, gerek Pozantı'da mahzur kalan Fransızları ezici şekilde çember içine almaları, gerek Antep ve Ma­raş havalisindeki millicilerin başarıları, Fransızların Şark orduları baş­kumandanhgını endişeye düşürmüştü. Fransızlar kısa da olsa, Türklerle bir mütareke yapabilmek ve bundan faydalanarak mahsur kalan kuvvet­lerini imhadan ve esaretten kurtarmak arzusundaydılar. Cephedeki mo­ralleri bozulmuştu. Askerlerini moral bakımından güçlendirmek ve cep­heye taze kuvvetler sevkedebilmek için derlenip toparlanmak ihtiyacın­daydılar. Gizli Fransız istihbarat servislerinde ve harp tarihi belgelerinin deger­lendirilmesinde uzun yıllar çalışmış olan Remuzat'ın inceledigimiz notla­nnda bu konu üzerinde geniş eleştirmeler yapılmıştır. Fransa'nın Suriye'deki Yüksek Komiseri General Gourand, aslında Ankara hükumeti ile bir anlaşmaya varılması çabasındaydı. O, yapılacak 20 günlük mütarekeden sonra, ileride savaşın büsbütün sona erdirilebilecegini ve bugünkü mütarekenin barışa bir temel olabilecegini düşünüyordu. Ankara hükumeti ise, FranslZlarla yapılacak mütakere sırasında Çu­kurova'nın kurtarılması paralelinde gelişmeler olacagıııı tahmin ediyordu. 20 günlük mütareke müddeti sırasında, güney cephesinde çetelerle ni­zamiye kuvvetlerini birbirine baglayacak ve düzenli bir ordu kurulmasını öngörecek tedbirler ele alınacaktı.    Tam bu sıralarda güney cephesindeki savaş şansı Milli Kuvvetlere güıümsemişti. Fransızların moral bozukluğu son haddine varmışken 20 günlük mütakere kararı bu cephede onlara. belki de, Türklerden fazla bir avantaj sağlayacaktı. Bu bakımdan 20 günlük mütakere kararı güney cephesindeki yöneticilerin bir kısmının tepkisine yol açtı. Bunların gerek­çesi şöyleydi: Milli kuvvetler güneydeki Fransız güçlerini zaafa uğratmışlardı. Hele Mesnil taburunun esir edilmiş olması Fransızlara darbe indirmişti. Böy­lesine bozguna uğramış Fransızlarla kısa müddetli de olsa bir anlaşmaya varmak Türk cephesinin aleyhinde olabilirdi. Cephe hareketanın lehi­mizde olduğu bir ortamda. birer hücumla Adana ile Tarsus'un düşman­dan temizlenmesi kuvvetle umuluyardu. Halkın tüm desteğini sağlayaçak olan böyle bir hareketin düşünüldüğü sırada Ankara'da 20 günlük müta­reke imzalanması Milli Kuvvetlerin bir kısmını adeta hayal kırıklığına uğ­rattı. Eğer Ankara müzakereleri bir iki gün daha uzayabilse ve Toroslarda zaptedilmez bir kale olarak tanınan Pozantı'dan Mesnil taburunun firar ettiği ve Karboğazı semtinde teslim oldukları haberi Ankara'ya ulaşabil­seydi. Belki de Fransızlarla bu 20 günlük mütareke anlaşması suya dü­şerdi. Bu suretle Türkler. kazandıkları bu zaferlerin şahlanan hızı ile Mersin, Tarsus ve Adana kasabaları üzerine hücuma geçerek buralarını imanlarının ve silahlarının gücü ile düşmandan boşaltılmasına yol aça­cağı yerde. milli kuvvetler karşısında onların derlenip toparlanmasına. taze kıtalarla güçlenmesine yaradı. 3 ı Mayısı ı Hazirana bağlayan geceden itibaren yürürlüğe giren. yani Mesnil taburunun teslim alınmasından 2 gün sonra imzalanan 20 günlük mütareke haberi esir düşen taburun Karaisalı'ya götürüldüğü gün ilan edilmişti. 3 gün evvel Mesnil taburunun hezimete uğratılarak teslim alınmasının Türk Milli Kuvvetleri üzerinde yüksek moral ve sevinci o kadar coşkundu ki, ahali bugünlerde yapılacak bir hücumla Adana'nın kurtarılmasını beklerken. hiç ümit edilmeyen mütareke haberi ile adeta şaşkınlıklar içerisine düştü. Bazı cephe kumandanlarının fikirleri alınmadan yapıldığı iddia edilen bu mütareke. bir kısım halk tarafından aleyhte gösterilerle. protestolarla karşılandı. Ancak. ileri görüşlülüğü kendine rehber yapan Ankara hüku­meti, bu mütarekenin manevi faydaları üzerinde cephedeki milli kuvvet­leri ikna ederek herhangi bir uyarsız hareketi önlemeye çalıştı. Bu ko­nuda Mustafa Kemal Paşa ile. o zaman Genelkurmay Başkanı olan Mira­lay İsmet Bey'in gönderdiği telgraflarda. 20 günlük mütareke hükümleri­nin kati şekilde uygulanması emrediliyordu.       

 

  MUSTAFA KEMAL 20 GÜNLÜK MÜTAREKEYİ ANLATIYOR ı    

 

 "Efendiler; bu Fransız heyeti ile yaptığım 20 günlük mütareke. Büyük Millet Meclisinde bazılarının itirazına uğradı. Halbuki. benim. bu müta­rekeyi kabul etmekle temin etmek istediğim noktalar şunlardır: Evvela, Adana mıntıka ve cephelerinde bulunan ve kısmen askerle de takviye olunan milli kuvvetleri. sükunetle tanzim ve tensik etmek istiyor­dum. Milli kuvvetlerin bu fasılayı müsadematta dağılmaları ihtimalini de nazarı dikkate alarak terki muhasamat tebliğini de, bazı tedabir ile em­rettim. Bundan başka efendiler. mühim addettiğim siyasi bir faideyi de istihsal etmek istiyordum. Büyük Millet Meclisi ve Hükumeti. henüz itilaf devletlerince bittabi tasdik edilmemişti. Bilakis memleket ve milletin mu­kadderatına müteallik mesailde. İstanbul'da Ferit Paşa hükumeti ile mü­nasebet ve muamelede bulunmakta idiler. Bu itibarla. Fransızların İstan­bul hükumetini bir tarafa bırakıp. Ankara'da bizimle müzakerede bulun­maları ve herhangi bir meselede itilaf eylemeleri o gün için temini mühim siyasi bir nokta idi. Bu mütareke müzakeresinde hududu milliyemiz dahilinde olup. Fransızlar tarafından tahtı işgalde bulunan Menatıkın. kamilen tahliye­sini vazıh ve kat'i olarak dermeyan ettim. Fransız murahhasları. bu hu­susta selahiyet almak üzere Paris'e gitmek mecburiyetini ileri sürdüler. 20 günlük mütareke. nevamma daha esaslı bir itilaf yapmak için selahi­yet istihsaline zaman bırakmak gibi telakki edildi. Efendiler, bu müzakere ve mükalemelerimizden bende hasıl olan in­tiba. Fransızların Adana ve havalisini tahliye edecekleri merkezinde idi. Bu mütalaa ve kanaatimi Meclis'e ifade etmiştim. Gerçi Fransızlar. müta­reke müddeti hitam bulmadan Zonguldak'ı işgal etmek suretiyle itilafın yalnız Adana mıntıkasına ait olduğunu göstermek istemişlerse de. bu ha­reketi mütarekenin feshini mucip addettik. Fransızlarla anlaşmamız bir müddet taahhür etti." 1 Mustafa Kemal (Büyük Nutuk). s. 285-86.     

 

 ESİR FRANSIZ KUMANDANININ 20 GÜNLÜK MÜTAREKEYE AİT ANıLARI    

 2 Haziran 1920 Çarşamba-öğleden sonra Fransızlarla Türkler ara­sında mütarekeyi ilan eden Mustafa Kemal'in bir tebliği duvarlara yapış­tınldı ve halka dağıtıldı. Ahalinin mütareke istemediği, gayri memnun­luğu yaptıklan tezahürattan anlaşılıyordu. Halkın ileri gelenlerinden bazıları: "20 günlük mütarekeden sonra degil. biz şimdi Fransızlann Kilikya'yı terkini istiyoruz." şeklinde konuşma yaptılar. Mütareke aleyhinde halkın gösterileri sırasında Ankara'dan iki mühim adam geldi. Bunlardan biri Kurmay Albay Şemsettin Bey. digeri tercüman Ethem Bey'dir. Mütareke şartlannı uygulamak için buradan Adana'ya gidecekler. (Mesnil'in hatıra­tında yanlışlık olacak. Mütareke için yalnız Şemsettin Bey degil. onunla birlikte Kurmay İrfan Bey de gelmiştir. Şemsettin Beyozaman albay rüt­besinde degildi. Ethem Bey ise sivildi. daha sonra Toprak Mahsulleri Ofisi Ankara Bölge Müdürlügü'nde vazife gören Ethem İzzet Bey'dir.)     

 

 MESNİL'İN ESİR KAMPLARI İLE İLGİLİ ŞİKAYETLERİ   

  Mesnil. anılarında daha çok şikayetlere yer vermiştir. Anılarının bu kısmı pek uzundur ve oldukça sıkıcıdır. Şikayetlerinin bir kısmını milli kuvvetler kumandanı Sinan Paşa'ya yazdıgı mektuplarla bildirmiştir. Ha­tıralannda bu kısımları özetleyerek naklediyorum. "Belemedik'te Fransız esirleri ile meşgulolmaya memur edilen çok iyi kalpli bir insan olan Şükrü Bey. ne çare ki. Fransız dostu sayılarak. göz­den düştü ve buradaki merkez komutanlıgından azledildi. Hakikatte Şükrü Bey. çetelerin ve başıbozukların Fransız esirlerine ara sıra reva gördükleri hareketlere mani oluyordu. Milletlerarası kaideleri bilen bir in­sandı. Öyle zannediyorum ki. onun iki defa vazifeden uzaklaştırılmasmm nedenleri arasmda. çetelerin şikayet paylan büyüktür. Halbuki. o birinci kere görevinden uzaklaştırılınca. Belemedik'teki işler karmakarışık bir hal aldı ve intizamdan eser kalmadı. Şimendifer hattı başmühendisi Magro Kardoto'nun milli kuvvetlerin Belemedik'e geldigi günden beri içlerinde en namuslu adamın Şükrü Beyoldugunu söylemesi onun tutumu ile de belli oluyordu."    

 

  SİNAN PAŞA'YA MESNİL'İN YAZDIĞI ŞİKAYET MEKTUPLARI   

  Belemedik 9 Haziran 1920- "Çeçeli'den (Karaisalı) ayrıldıgımızdan beri durumunuzun tamamıyla degişmiş oldugunu. size esefle bildiriyorum. Esaretimizin ertesi günü. Bucak köyünde karşılaştıgımız zaman: "Bu andan itibaren kendinizi bi­zim esirlerimiz degil. misafirlerimiz saymalısmız." demiştiniz. Ben. bir mi­safir gibi muamele görmemizi talep etmemiştim. Fakat dilegim muhterem bir harp esiri gibi muamele görmekti. Bizler adi mahpuslar degiliz. Sizin kabul ettiginiz ve benim imzaladıgım teslim şartlarının maddelerine riayet edilmiyor ... İleride zuhur edecek olayların sorumlulugu bana ait olmaya­caktır. Subaylarıma ve bana. yaralı askerlerimizi haftada bir gün -yalnız Pazar günü- ziyaret etme hakkımız tanınmıyor. Halbuki protokolde. her gün ziyaret hakkımız kabul edilmişti. Diger taraftan. aynı protokolde. 27 Mart'tan 29 Mayıs tarihine kadar kaybolan eşylanmızın araştmlıp toplanacagı hükmü de vardı. Subayla­nmıza haftada bir gün hamam izni verilmesi gereklidir. Bizleri istediginiz şekilde muhafaza edip. nezaret altında tutabilirsiniz. Fakat. faal hayata alışmış gençler için zaruri olan hareketlerde bulunmalan serbest olmalı­dır. ş.ükrü Bey. bana. subaylanmla askerlerim için büsbütün başka bir rejim uygulanacagıııı ima etmişti. Fakat anlıyorum ki. bizim nezaretçimiz ve muhafızırnız artık o degildir. Tahminime göre Karaisalı kaymakamının vermekte oldugu emirler. bizim sakin hayatımızı sıkıntıya maruz bırak­maktadır. Bu durumlardan malumatınız olmadıgını sanıyorum. Bu ba­kımdan vaziyeti size bildirmeye cesaret ediyorum. Üzerlerine düşen görev­leri yapmış ve düşmanlannın hiç degilse sempatisine layık olması gereken esir askerlere uygulanmakta olan bu sıkıntılı rejime son verilmesi için emirlerinizi rica ediyorum. MESNİL

 

Bu mektubu yazdıktan sonra Milli Kuvvetler Kumandanı Sinan Pa­şa'ya  ek olarak 14 Haziran'da bir mektup daha yazmak mecburiyetinde kaldım. "Ayın 9'unda Belemedik'teki durumumuza dair malumatı kapsayan mektubu size gönderdikten sonra. iki yeni vaka daha zuhur etti. Bunlar. teslim anlaşması şartlanna aykın bulundugundan. protesto ediyorum. 10 Haziran Perşembe günü İzzettin Bey. Zamidis adlı bir sivil ile ilgili olarak ve sorgusu yapılacagı gerekçesi ile tercüman Onbaşı Degirmenci­yan'ı acele olarak Karaisalı'ya gönderme emrini aldıgıııı söyledi. Bu on­başı. Fransız askeri oldugundan. Belemedik'teki kıtasında kalması gere­kir. Sorgusunun burada yapılması ve yazılı ifadesinin burada alınarak mahalline gönderilmesi mümkündü. İzzettin Bey bu sözlerimi dinlemedi. Onbaşı Degirmenciyan'ın kısa bir müddet için Karaisalı'ya gönderilece­gini. bir gün kaldıktan sonra dönecegini. başı üzerine temin etti. Bugün. 14 Haziran akşamına kadar Degirmenciyan dönmedi. İkincisi. 13 Haziran Pazar günü yine İzzettin Bey refakatimdeki sivil tercümanım Artin'i zorla Hacıkın'na göndermeye mecbur oldugunu ve bu emrin Çeceli'den milli kuvvetler temsilcilerinden olan Mustafa imzası ile gelen bir mektuba dayandıgını bildirdi. Artin'e bizzat refakat etmek iste­dim. Bunun da mümkün olamayacagını söyledi. Oysaki. teslim anlaşmasının 8. maddesine göre, tercüman Artin, Fransa'ya dönüşüne kadar benim hizmetimde kalacaktır. Sizinle yapılan anlaşma şartlarının, sizin emriniz altında bulunanlar tarafından niçin uygulanmadığını bilmiyorum. Her ikisi de benim yanımda tercümanlık görevinde bulunuyor. Benim Fransızca yazdıklarımı Türkçeye çeviriyorlar ve sizin Türkçe mesajlannızı Fransızcaya aktarıyorlar. Çok rica ederim, her ikisine de dokunulmama­lıdır. Zira bunlar, muharip değildirler ve harbe iştirak etmemişlerdir. Bunları mümkün olan süratle, bana iade etmenizi rica ederim.     MESNİL    

 

FRANSıZLARıN ADANA ASKERİ V ALİSİNDEN GELEN HABERİ  

 Kumandan Mesnil, esaretinin ilk günlerinde, Adana'da Fransızların askeri valisi görevini yapmakta olan Kolenel Bremond'dan metanet ve geçmiş olsun mesajı almıştır. Bunun hangi kanalla geldiği, anılarında be­lirtilmiyor. Esasen bu kısım bir iki cümle ile anılarında yer almış bulunu­yor. Bu hususu Madam Mesnil'den sormuştum. Madam Mesnil aslında Bremond'un cephede savaşan bir subay ol­madığını, idareci olarak, geri hizmetlerde kullanıldığını, Mesnil'in Birinci Cihan Savaşı'nda Alman cephesinde kazandığı başarılardan sonra, ona sık sı1\ tebrik yazıları gönderdiğini belirtti. Hatta, vaktiyle refakatine ve­rilmesi için çalıştığını, fakat kocasının Bremond'la hiçbir zaman müşterek mesai yapmayı arzulamadığını anlattı.  1 Bremond (1867-1948) Bir askerin ikiz ve asker olan çocuklarından biridir. Subaylıgının II yılı Cezayir ve Fas'ta geçti. Mütarekeden sonra İngilizlerin geri çekilmesi ile Fransızların işgal ettikleri Kilikya Bölgesine askeri vali olarak gönderildi. Bariz şekilde Ermenileri tutarak onları Türklere saldırttıgından dolayı Adana işgalinde bir iyi isim yapmamıştır. Daha sonra Adana'daki idari bir yolsuzluga ve Marsilya'da basılan Fransız pullannın Adana'daki sarfiyatından rastlanan bir açıkta adı da söylentilere kanştıgından, buradaki vazifesinden geri alınmıştır. Daha sonra general olan Bremond Paris'te 81 yaşında iken ölmüştür. Bremond Adana işgaline ait bir hatıra kitabı yayınlamıştır. Paris'te tanıştıgım kızından, parça parça Bremond'un yayınlanmamış Kilikya'ya ait dokümanlannı inceleme fırsatını buldum. Bunlar arasında şaşırtıcı bilgiler ve bazı mektuplar ve belgeler bulunmaktadır. İleride bu konuda da ayrı bir yazı hazırlamayı düşünüyorum.      

 

  FRANSIZ ESİRLERİNİN ORTA ANADOLU'YA NAKLİ    

 

 Güney cephesinde muhafaza edilen Fransız esirleri hakkında ne ya­pılmak lazım geldiği cephe kumandanlığı tarafından Ankara'ya soruldu ve karşılık olarak cevapları alındı:    

 

 Erkan-ı Harbiye Riyasetine                                           Şifre Tel  

  Pozantı'dan sonra kuşanlıp esir edilen, kumandanlan dahil 530 nefer hakkında yapılacak muamelenin işarı. Cevap: Şifre no. 1874 26.6.1336 (l920) FransLZlardan son aldığımLZ subaylarla 530 esirin şimdilik, kemali ehemmiyetle elinizde muhafaza bulunması elzemdir. En evvel muhafazalan için tedabir ittihazınl ve bize de muhafaza edildiklerinin işannı rica ederim.    

                                               Erkan-ı Harbiyeyi Umumiye Reisi İSMET   

 

Daha sonra ı ı. Fırka Kumandanı Mümtaz imzası ile gelen telgrafta, esirlerin Nigde'ye gônderilmelerinin uygun oldugu bildirilmiştir. Bundan sonra da esirlerin bir müddet Ulukışla'da kalmaları saglanmıştır. Kumandan Mesnil hatıratının bu kısmında şunları yazıyor: "Ulukışla'ya giden ilk kafile, Tegmen Besim Bey'in idaresi aıtındadır. Esirlerin muvakkaten Ulukışla'da bırakılmasının sebebini bilmiyorum. Ancak. yerleştirildikleri yerler iyidir ve kampları huzurludur. İaşeleri de iyidir. Gardiyanlar da muvafıktır. Zira, muhafızlar çete degil. muntazam orduya mensupturlar. Bizi buraya trenle getiren Türk kumandanı. Bele­medik'ten Fransız esirlerinin uzaklaştırılmaları sebebini bana şöyle an­lattı: - Bu nakiL, Fransız esirlerini çeteler elinde bırakmamak arzusundan ileri gelmiştir. Çeteler. sizin kadar, benim de düşmanlarımdır. Öyle an­laşılıyor ki muntazam ordu subayları. çetelerle pek iyi anlaşamıyorlardı.  

 

   AMERİKAN MİSYONU   

 

  Kumandan Mesnil. Ulukışla'da Amerikan Misyonu direktörü Burke ile gar şennin Fransızlara çok iyilik ve dostluk gösterdiklerini kaydediyor. Mesnil'e göre. Amerikan heyeti ile Fransızların temasları bazı sıkı ted­birler alınmasına sebep oldu. Subaylar. bize tanınan serbestiyi biraz kıstılar. Her sabah ve ögleden sonra. ancak yarımşar saat dışarıya çıkmamıza müsaade ediyorlardı. Bunun bir sebebini de Türklerin bir talebini red etmem ile yorumluyorum. 22 Haziran'da Tegmen Besim Bey yanıma gelerek, benden Pozantı'dan ayrılırken 37'lik top kaması ile nişangahını topraga gömmüş olan Fransız subayının ve erinin gösterilmesini istedi. Bu malumatı Pozantı'ya yeni gelen kumandan istemiş. Bunu reddettim. Bu reddedişim yüzünden. Ulukışla'da bize   uygulanan serbest hareketler biraz kısıtlandı. Esirlere sık ziyaretlerirniz azaltıldı. Bunu 30 Haziran Çarşamba günü Jandarma Kumandanına yazdıgını bir mektupla bildirdim ve bu gibi tutumun taraf1arca imzalanan teslim şartlarına uymadığını anlattım. Mektubunun özeti şöyle idi: "Pozantı gamizonunun müdafaasına karşı, milli kuvvetlerin takdir hislerinin cemilesi ve tezahürü olarak, benim kılıcım alınmadı. İki ay sü­ren muhasaradan sonra, bizi teslim alan Hasan Bey ve onun bağlı olduğu umum kumandan Sinan Paşa, Pozantı'nın iki ay süren muhasarası ve müdafaasında askerlerin gösterdiği cesarete hayran olduklarını defalarca tekrarlamışlardı. Bu itibarla, düşmanının hayranlığını kazanan askerle­rin, düşman eline geçmek talihsizliğine uğramış askerlerden daha az sert olan şeraite mazhar olması pek tabiidir. Bu mektubumu alakalı makama sunmanızı rica ediyorum. Bu suretle subaylarımın, kendi askerlerini ziya­ret edemeyeceklerine dair verilmiş olan son emrin kaldınlması icabeder. Bu hak, taburumda sağ kalanları, teslim olduktan sonra, Sinan'la ara­mızda kararlaştırılan anlaşmanın 2. maddesinde açıklıkla belirtilmiştir."      

 

  BAŞKA CEPHELERDE ESİR OLAN FRANSIZ ASKERLERİ DE KAMPA GETİRİLİYOR   

 

  Fransız esirleri Ulukışla'dan Niğde'ye götürüldükten sonra başka cephelerde esir düşen Fransızlar da kampa getiriIdiler. Mesnil 24 ve 25 Haziran 1920 tarihli Yenice civarındaki Türklerle yapılan savaşta esir dü­şen Teğmen Forest ile Teğmen Lusyan ve bazı erleri burada gördüğünü ve daha evvel Tarsus'la Mersin arasında Hacıtalip mevkiinde esir olan 45 Cezayirli askerin de Niğde'ye getirildiğini anılarında kaydetmektedir.       

 

 SEVİNDİRİCİ HABERLER    

Mesnil'in 7-8 Ağustos 1920 tarihine rastlayan anılarında şu satırlar var: Kayseri'de bulunan Amerikan yakın şark yardım grubu, Fransız esir­lerini ziyaret için, Niğde'ye geldiler. Bütün esirlerin Fransa'daki ve Ceza­yir'deki aile adreslerini not ettiler. Bize battaniye ve diğer lüzumlu olan eşya göndermeyi vaadettiler. Esirlere burada nezaret eden Yüzbaşı Hayri Bey yanıma geldi. Esasen sık sık geldiğinde, sohbet ederdik. Fransız askerlerinin yakınlarda Kilik­ya'yı boşaıtacağını haber verdi. Bugünlerde esirlerden 17 Cezayirli, Karaman kazasına gönderildi. Bunların ceketlerinin üzerine, küçük Türk bayrağı iğnelenerek, şehirde serbestçe dolaşmalarına izin verilmiştir.  

 

     ESİRLERİN KAYSERİ'YE NAKLİ  

19/20 Eylül tarihinde esir subaylara erlerin Kayseri'ye nakli tamam­landı. Bir kışla ile kısmen hastahaneye çevrilmiş Cizvitlerin eski okuluna yerleştirildi. İki gün sonra buraya. Maraş'ta Türklere esir düşen. 175 Fransız askeri daha geldi. Bunlann çogu. Fransızlann eski sörler okuluna yerleşti. Geniş odalan var ve havadardır. Avlusu da kafi derecede büyük­tür. Mesnil anılanna şöyle devam ediyor: 9 Ekim Cumartesi-Kışın bu havalide şiddetli geçecegi anlaşıldıgından. lüzumlu giyecek eşya hakkında Merkez Kumandam Emrullah Bey'le gö­rüştüm. Bu ihtiyacın. İstanbul'daki Fransız İşgaı Kumandam'na yazılma­sını uygun bulmadı. Eşyalann yaralılara yardım eden cemiyetlerden ve Amerikalılar tarafından teminine karar verildi. 24/25 Aralık Cuma-Noel münasebetiyle Amerikalılar esirlere süt, çay. sigara ve pasta gönderdiler. Bu noel gecesinde iki Cezayirli Müslüman askerimiz öldü. Antep ve Urfa bölgesinde esir düşen pilot yardımcısı ile 16 asker daha kampımıza geldi.    

 

   İSTANBUL'DAN GELEN EŞYALAR VE PARALAR    

 

14 Ocak 1921 Cuma-İstanbul'dan Fransız Yüksek Komiseri General Pelle'den 1 don. gömlek. süveter. dolak. sandal ve ayakkabıdan mürekkep paketler geldi. Fakat kifayetsiz. Çarşamba günü de Amerikalılar vasıta­sıyla ikinci parti giyim eşyası gelecek. 24 Mart 1921 Perşembe-Kayseri Osmanlı Bankası. Ankara'dan aldıgı bir mesajı teblig etti. Emrime 2725 TL. ödendi. Bu para. İstanbul'daki Fransız Yüksek Komiserligince gönderilmiştir. 25 Mart 1921 Cuma-Adana askeri yöneticisi Bremond'un degiştirile­cegi hakkında rivayetler işittik. 26 Mart 1921 Cumartesi-Kızılay murahhası Fuat Bey posta ile gelen para havaleIerini bize ödedi. 27 Mart 1921 Pazar-Bugün paskalya ... Her askere 50 kuruş ödedim. Ceman 319.5 TL. dagıtıldı. 1 Pelle (Maur1ce-Cesar-Joseph (1863-1924) Mütarekede Fransa'mn İstanbul'daki yüksek komiser11di. General Pelle, daha sonra Lozan Sulh Masası'nda da Fransa'yı temsil edenlerdendir.   9 Mayıs 1921 Pazartesi- Miralay Emrullah Bey'le giyim işlerini, esirlere uygulanmakta olan sıkı tedbirleri, agır yaralıların Fransa'ya evlerine gön­derilmeleri hususlarını görüştüm. Emrullah Bey, Fransız esirlerine veri­len cezaların Türk askerlerine verilen disiplinsizlik cezalarının aynı oldu­gunu söyledi. 13 Temmuz 1921-Adam başına 25 kuruş dagıttım. İşittigime göre Mi­ralay Emrullah Bey, Kayseri Merkez Kumandanlıgından geri alındı. Buna çok üzüldüm. Bizimle çok nazik münasebetleri vardı. 14 Temmuz 1921- Milli bayramımızı, askerlerimizin hazırladıgı, bir konserle hüzün içeresinde geçirdik. 10 Agustos 1921 Çarşamba-İstanbul'daki Fransız Yüksek Komiseri Pelle'den 4600 TL. geldi. Kayseri'dekilere, adam başına 2, Nigde'dekilere 5 lira dagıWdı. Çünkü, Nigde'dekiler bundan ewel para alamamışlardı. 28 Agustos Pazartesi-Türk Kızılayı vasıtasıyla, 104 sandık elbise geldi. 29 Agustos Salı-Türk doktoru Ali Osman Bey'in riyasetinde saglık ku­rulu, yarası agır ve sıhhati bozuk esirlerin Fransa'ya gönderilmelerini teklif için muayenelere başladılar. 31 Agustos Çarşamba-Esir kampı Kayseri'den 10 km. uzaktaki Ta­las'a nakledildi. Esirlerin durumu ve onlara yapılan muamele çok iyidir. Ankara'dan bu konuda yeni bir emir geldigi hissediliyor. Times gazetesi­nin bir yazısına göre, Fransızlarla Türkler arasında bir anlaşma yapıl­makta oldugu ve General Guro'nun bu işte ki gayretlerinden bahsedildigi bildiriliyor. 18 Eylül 1921-Ayın 16'sında gelen 96 sandık eşyadan sonra, bugün 8 sandık eşya daha geldi. Fransız Erkan-ı Harbiyesinden gönderilen bu eş­yalar, faturalanna uygun şekilde, sandıktan tamam olarak çıktı.  Image (Mesnillerin albümünden Türkiye'De esaret hatırası) Fransız subayları Kayseri'de Kızılay ekibi ile,Madame Mesnil'in sağındaki eşi Kumandan Mesnil,onun sağındaki Yüzbaşı Şükrü Bölükbaşı.Mesnillerin muhafazasıyla görevli.Arka sıradakilerKayseri'nin tanınmış kişileri ve Kızılay mensuplarıdır.Sağdan ikincisi ünlü işadamlarından ve Kayseri Milletvekillerinden Nuh Naci Bey.

 Image 

Türklere esir düşen Kumandan Pierre Mesnil esaret anılarını Kayseri'deki kampta hazıramştı.  

ESİRLERİN KAMPI GİTTİKÇE GÜZELLEŞİYOR     

Yeni esir kampı, Kayseri'nin Talas dagları arasında, güzel bir sayfiye yeridir. 31 Agustos'tan beri buradayız. Askerler saglık bakımından çok istifade ediyorlar. Daha ewel buraya gelinmiş olsaydı her halde çok iyi olurdu. Bununla beraber Talas, geceleri soguk oluyor. Yemekler güzel­leşti. Esirlere yapılan muamele o kadar düzeldi ki ... Bunu yakınlarda bir komisyonun ziyaret edecegine veya Türklerle Fransızlar arasında başla­yan barış görüşmelerinin müsbet yolda olduguna baglıyoruz.   

 

    MUSTAFA KEMAL'İ GÖRÜYORUZ  

    Burada Madam Mesnil'i dinleyelim: "Tarihini tam hatırlayamamakla beraber, Kayseri'den geçmekte iken, kendilerini bir büyük subayın görecegini haber vermişler. Genç, sanşın, güzel, sevimli bir kumandan, kocamla beni ve doktor Gelan'ı kabul etti. Bize onun Mustafa Kemal Paşa oldugunu, sonradan söylediler. Ancak, kendisi ile görüşünce, bunun Türklerin büyük şefi oldugunu anladım. Görüşmemiz 5 dakika ya sürdü, ya sürmedi. Bize sigara ikram etti ve yakında Fransa'ya dönecegimizden bahsetti. Bizim yaşlanınızı sordu. Kan koca aynı yaşta oldugumuzu söyledik. Bu konuşmalar Fransızca yapıldı. Gerçi Mustafa Kemal'in yanında bir tercüman vardı. Aynlırken gülümse­yerek veda etti. Kocama ve bana dönerek: - Her üçümüz de aynı yılda doğ;muşuz ... dedi. Onun sözlerinden Franklin Bouillon ile Türkler arasında, müzakere­nin neticelendiğ;ini anlar gibi olduk.   Türklerle Fransızların barış yapması(Ankara Andlaşması)üzerine serbest bırakılan Fransız esirleriyle Şam'a giden Madam Mesnil,ordu kumandanı tarafından kahramanlık nişanıyla ödüllendirildi. Kasım-1921  

 

 ESARETTEN KURTULUŞ   

 

  20 Eylül Salı-Haberler çok sevindirici ... Fransız esirleri memleketle­rine dönecekler. Saat 14:00'te, 20 araba ile, Talas'dan hareket ettik. Gece İncesu'ya vardık. 21 Eylül Çarşamba-Saat 9:00'da, İncesu'dan harekek ederek 18:00'de Haraplar Ham'na vardık. 22 Eylül Perşembe-Nigde'ye vardık. Hazırlanmış güzel ve sıcak yemekler yedik. 23 Eylül Cuma-Bir çorba tevzünden sonra, saat 9:00'da Nigde'den ha­reket ederek, 18:00'de Ulukışla'ya vardık ve yine hazırlanan sıcak yemek­ler yedik. 24 Eylül Cumartesi-21:30'da trene bindik. 25 Eylül saat 4:20'de Ada­na'ya yakın Kelebek istasyonuna vardık. Saat 9:00'da sıcak bir yemek yedik. Saat 13:30'da muhtelif nakil vasıtaları ile, ki bunlar at, deve, manda arabaları idi. Oradan hareket ettik. 19:30'da Kütüklü köyüne ulaştık ve saat 20:00'de Fransız yöneticilerine teslim edildik. Sevinç göz­yaşları ... Mustafa Kemal Paşa, yanımızdan ayrıldıktan sonra, bize Ankara'da Türkler'le Frarıklin Bouillon arasındaki görüşmelerin bittigi, ancak Fran­sız temsilcisinin imza yetkisi almak amacıyla -Paris'le temas etınek üzere­Adarıa'ya geçtigi söylendi. İki milletin geçmişindeki tarihi dostluga tekrar kavuşacagı günlerin heyecanını hiçbir zaman tarif edemem. Türkiye'de esaret hayatımız sırasında, bizi en çok sevindiren olay bu havadis olmuş­tur." Kumandan Mesnil hatıra defterinin Türkiye'ye ait kısmını birkaç da­gınık cümle ile bitiriyor ... "Hürriyet ne güzel şey ... Bir hayat bitti, yeni bir hayat başlıyor. Kilik­ya'da gayesine varmayarı, döktügümüz kanlara içim yarıarak acıyorum."      

 

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Yazdır
E-mail olarak gönder
İlgili Makaleler

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (1 Oylama)

 

Yorum Sayısı: 5 / 10

teşekkürler öğretmenim

Yazan:: osman () Tarih: 26-03-2010 02:45

teşekkürler öğretmenim

Yazan:: osman ( IP 88.226.106.141) Tarih: 26-03-2010 02:45

öğretmenim siz o kadar emek çekmişsiniz ve o kadar zaman almış bunu yapmanız ama siz yorum yazıyorsunuz.Böyle bir şey olduğu için bütün pozantı halkı adına size özür diliyorum.Böyle bir şey yaptığınız için size teşekkür ediyorum

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

» Yorumu cevapla...

Yürek İster

Yazan:: Ahmet Nadir İşisağ () Tarih: 18-03-2010 10:11

Yürek İster

Yazan:: Ahmet Nadir İşisağ ( IP 85.98.100.177) Tarih: 18-03-2010 10:11

Taha Toros'un çok detaylı ve uzun eserinden Pozantı,Mesnil ve diğer olaylardan bu kadar güzel ve net indirilerek anlatmak gerçekten sabra yürek ister..Ellerine sağlık Umarım Pozantı senin değerini bilir VOLKAN HOCA!...

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

» Yorumu cevapla...

elimize sağlık

Yazan:: volkan uysal () Tarih: 28-02-2010 19:04

elimize sağlık

Yazan:: volkan uysal ( IP 85.99.40.22) Tarih: 28-02-2010 19:04

elinize sağlık volkan uysal.herkesin zamanı sizin çalışmalarınıza iki satır yazamayacak kadar değerli.bu çalışmaları yapacak kadar çok boş vaktiniz olduğuna göre artık ziyaretçiler adına da yorum yazar teşekkür edersiniz. 
'SÖYLESEM TESİRİ YOK,SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL' 
FUZULİ

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

» Yorumu cevapla...

umarım

Yazan:: eylül aksoy () Tarih: 26-02-2010 16:32

umarım

Yazan:: eylül aksoy ( IP 88.224.225.12) Tarih: 26-02-2010 16:32

öğretmenim ferkettim de siz bize bunları söyledikten sonra hep yorum yazılmış.bundan önce kimse farkında değildi bu yazıdan.bu yüzden kendim ve tüm pozantı halkı afdına sizden özür dileriz.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

» Yorumu cevapla...

teşekür

Yazan:: sezerhan () Tarih: 24-02-2010 16:57

teşekür

Yazan:: sezerhan ( IP 88.247.242.197) Tarih: 24-02-2010 16:57

türkiye sizin gibi indanlar yetiştirip büyütse türkiye kalkınmaya öyle başlar boşş durarak degil elinize saglık :zzz

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

» Yorumu cevapla...

Yorum Sayısı: 5 / 10



Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
 
Yorum
 
Kullanımdakı İşaretler: 600
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
  This image contains a scrambled text, it is using a combination of colors, font size, background, angle in order to disallow computer to automate reading. You will have to reproduce it to post on my homepage
Gördüğünüz karakterleri yandaki boş alana yazınız:

   
   

Diğer Yorumlar...



mXcomment 1.0.9 © 2007-2010 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved